Kalıcı Barışa Giden Yol Nelerle Döşeli? - 2

17.04.2013 15:29:23
A+ A-

Daha önce, Devlet ve Hükümet Kanadı hakkındaki değerlendirmelerden sonra şimdi de Abdullah Öcalan ve BDP kanatlarıyla ilgili bazı noktaları göz önünde bulundurmak faydalı olabilir.

 

Abdullah Öcalan

1969 yılında Diyarbakır’da kadastro memurluğu yapmaya başlayan ve halen imzaladığı tapuların çerçeveletilerek evlere, bir saygı abidesi olarak asıldığı bir adam Abdullah Öcalan. 1978’den 1999’a kadar aktif olarak PKK’nın liderliğini yaptı. 1999 – 2012 yılları arasında ise örgütü doğrudan yönetmese de devlet ile yaptığı ve kimi zaman kesintilere uğrayan görüşmelerle örgüte dolaylı etkileri oldu. 2013 yılına gelindiğinde ise örgüt üzerindeki etkisi, yazmış olduğu mektuplara verilen önem, BDP kanalıyla basına ulaştırılan çağrıları ile halen tartışmasız olan bir lider konumunda.

Kürt ulusal hareketinin beyni olarak Abdullah Öcalan, değişen koşullara göre örgütü yönlendirme konusunda gayet başarılı görünüyor. 1990 öncesinde Marksist-leninist çizgide bulunan örgüt, 1990’dan sonra kademeli olarak bu çizgiyi silikleştirdi. Halen Marksist-leninist atıflar söylemlerde yerini bulsa da, aslında bu söylem şekli AKP nasıl “3. Köprüye karşı çıkanlar komünisttir” söylemini kullanıp muhafazakar-milliyetçi damarları şahlandırmaya çalışıyorsa, benzer bir şekilde, örgüt içindeki devrimci damarı kurutmama yoluna yöneliktir. İktidar partisinin yönelimleri doğrultusunda, benzer söylemler üreterek, iktidar partisinin algı düzeyinde somutlaşabilecek noktalara vurgu yapmaktadır. PKK’nın kurulduğu 1978 yılında kullanılan “devrimci” atıflar artık, “İslam ortaklığı” kanalına yöneliktir.

Bu, yüksek politika düzeyinde, (yerelde Marksist-leninist atıflar halen geçerliliğini sürdürmektedir) yüz seksen derecelik söylem değişikliği, “devrimci pragmatizm” bağlamında değerlendirilebilir. Bu söylem şekli, ulusallaşma kıvılcımları 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başından itibaren kendini göstermeye başlayan Kürt ulusal hareketinin, kendi ulusal kurgusunu yaratma yolunda karşılaştığı sorunları aşmaya yönelik, yöntemin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu söylem çelişkisi toplumsal psikolojik anlamda ise ne doğrudan Marksist-leninist pratiğe eklemlenmiş ne de Türk ulusal kurgusu içinde, ötekilik dışında, yer bulabilmiş Kürtler için o kadar da önemli bir nokta değildir. Önemli olan, kıvılcımları oluşmuş ve kendini ifade etme noktasında bir zorunluluğa dönüşmüş Kürt ulusallığı için bir çıkış, bir kendini ifade etme yolu ve ulusal bilincin somut karşılıklarının görülmesi ihtiyacıdır.

Ulusal kurgu için gerekli olan, tarih kurgusu, bayrak, standartlaşmış bir dil gibi önemli aşamaları tamamlamış Kürt ulusal hareketi, artık 30 yılın “meyvelerini” toplamak istemektedir. Bu noktada, Abdullah Öcalan Avrupa’da büyük ve etkili bir diasporaya sahip olan, silahlı kanadı tam olarak denetimi altına alamadığı ama doğum günü için binlerce insanı doğduğu evin önüne toplayacak karizmatik otoritesiyle Kürt ulusal hareketini doğru yönlendirip yönlendiremeyeceği konusu öne çıkmaktadır. Acaba 1999 yılından itibaren tek başına bir hücrede yaşayan, okuyarak, sınırlı iletişim olanaklarıyla dünyayı takip edebilen, çok az sayıda insanla çok kısa süreler görüşmesine izin verilen bir mahkum olarak Abdullah Öcalan’ın psikolojisi nasıldır? Bu psikoloji, Kürt ulusal hareketini yönlendirme konusunda ne kadar başarılı olabilir, öngörüleri, yönlendirmeleri, yorumları ne kadar sağlıklı olabilir? Bu tür sorular tartışmaya değer sorular olarak karşımızda durmaktadır.

Abdullah Öcalan’ın Kürtler gözündeki imajı tartışmasız bir lider imajıdır. Bu lider imajı, 1999 yılından beri devam eden mahkumiyet ve mahkumiyet öncesi durumuyla bağlantılı olarak güçlüdür ve güçlenmeye devam etmektedir. Ancak yukarıda belirtilen sorular, imajın gücünü tartışmamakla birlikte, bu imajın gerçekliği kapsayabilme ve değiştirebilme konusundaki şüpheleri dile getirmektedir.

 

BDP

BDP, Kürt ulusal hareketinin siyasal alanını temsil ederken, son dönemde önemli bir aracı haline geldi. Abdullah Öcalan ve Kandil ile yapılan görüşmelerde tarafların birbirleri ve devletle olan iletişiminde aracı haline gelen BDP kendi konumuna yönelik bir netlik arayışında olduğu anlaşılmaktadır.

Barış süreci öncesinde, Kürt ulusal hareketinin siyasal alandaki tek ve bölünemez temsilcisi olduğu yönünde tartışmasız bir imaj çizmişti. 2009 yılındaki KCK operasyonlarına tepki olarak, açıklama yapan Osman Baydemir’in ortaya koyduğu tepki bunu net bir şekilde göstermekteydi.

 

 

Ancak barış süreci olarak adlandırılan süreçte, BDP, Kandil ve İmralı arasında kalmış durumda gözükmektedir. Mesajları taşıyan ancak kendi konumunu oturtamayan BDP süreçle ilgili doğru değerlendirmelerde bulunamazsa askeri kanat (bu kanat Abdullah Öcalan’ı da kapsamaktadır) siyasal kanadı domine edecek gibi görünmektedir. “Artık silahlı direniş süreci bitti” söylemleri gerçekleşebilirken, BDP işlevsizleşebilir. Askeri kanat sivilleşebilir, sivil kanat olan BDP ve onun siyasal tecrübesi işlevsizleşebilir.

Tam da bu süreçte, BDP’den gelen ve CHP’ye sürece dahil olma yönündeki çağrı önemlidir. CHP’nin sahip olduğu devlet geleneği, Fransız devrimine atıf yapan kuruluş felsefesi, sürece dahil olması halinde, BDP’yi koruyabilecek ve sürecin “sivil” olarak devam edebilmesini sağlayabilecektir. AKP ise Abdullah Öcalan gibi pragmatist bir yol izlemekteyken BDP’nin benzer bir yollan CHP’yi sürece dahil etmeye çalışması “daha mantıklı” görünmektedir. 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.