Kirli Savaş'tan Ak Barışa

06.01.2013 22:40:00
A+ A-

Ne dersiniz? Yılın ilk hafta sonunu geride bırakırken Türkiye'nin üzerinde en çok konuştuğu, tartıştığı konu olan barış ne kadar yakın?

 

Otuz yıl boyunca kâh gizli kâh aleni bir savaş yaşandı bu ülkede ve hala da yaşanmaya devam ediyor. Eğer insanlık adına samimi ve vicdani adımlar atılmazsa yaşanmaya da devam edecek.

 

Bazen dağların ardına gizlenen, bazen ovada gözler önünde yaşanan bu savaşa "Kirli Savaş" adını koydu bu savaşın acısını yüreklerinde hissedenler.

 

En kirli dönemini 1990'larda yaşadı bu savaş, kirli adını da o yıllarda koydular zaten, gerçekten kapkara kirliydi.

 

Dağların ardında görünmez vadilerde gözlerden uzak öldürülen militanların cesetleri üzerine yapılan işkencelerden, ovada şehir merkezlerinde panzer arkasında sürüklenen cansız bedenlerden, Özel Harekât Birimlerince özel olarak hazırlanan işkence odalarında her şeyden bihaber masumlara yapılan işkencelerden, faili belli iken meçhule karışan sivil cinayetlerden ve Diyarbakır Cezaevi başta olmak üzere birçok cezaevinde insanlık dışı muamelelere maruz kalanlar verdi bu ismi "Kirli Savaş"a.

 

Haysiyet tartışmasına girmeyeceğim. Nitekim Sn. Oral Çalışlar evvelki günkü yazısında Türklerin haysiyeti konusunu dillendirenlere gereken üslupla yanıt vermişti.

 

Yukarıda saydıklarımdan daha haysiyet kırıcı ne olabilir ki? Yok, eğer geçmişte ve günümüzde hala kısmen de olsa yaşanmakta olan yukarıda belirttiğim Kürtlere karşı girişilen insanlık dışı muameleler Türkleri "Onurlandırıyorsa" artık söylenecek ne olabilir ki?

 

Esas sorulması gereken soru şu: Bu kadar kirli bir savaştan "Ak bir Barış"a gidilebilir mi? Bunun cevabını ancak AK Parti'nin atacağı adımlar ve bu adımlara paralel olarak hayattaki uygulamaları belirleyecek.

 

Şüphesiz ki geçmişe takılmadan geleceğe adım atmak çok zor olsa da, bunu yapma zorunluluğu vardır. Yoksa tek bir adım bile atılması mümkün değildir. Fakat öyle şeyler vardır ki, sembol niteliği taşıyan; henüz kapanmamış kanayan yaralar haline gelen. Bu tür sembol yaraları tedavi etmeden de bir yere varılamaz. Bunların en acıtanı ve en tazesi Roboski'dir. Bu konuda sorumluların cezalandırılması, Başbakan'ın direkt olarak mağdurlardan ve Kürt halkından özür dilemesiyle, Kürtler nezdinde bu yaranın kapandığı varsayılacaktır ve AKP'nin ilk adımının da bu olması barış kelimesinin içini biraz dolduracağı anlamına gelecektir.

 

Kirli bir savaşın barışa dönüşmesi oldukça zordur fakat imkânsız değildir. Milliyet yazarı Sn. Kadri Gürsel'in belirttiği gibi; bu savaş sonsuza kadar sürecek değil ya, mutlaka bir gün barış gelecek. Peki neden bugün olmasın?

 

Elbette ki barış bir günde gelmeyecek ancak barışa giden yolun ilk adımları atılabilir. Ben Sn. Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata'nın Abdullah Öcalan'la görüşmelerini barışa giden yolun başlangıcı olarak değil bu yola döşenen barikatın kısmen kaldırılması gibi görüyorum ve halklara çok büyük umutlar pompalanmaması kanaatindeyim. Olası bir hayal kırıklığı da aynı etkide büyük olacaktır.

 

"Ak bir Barış" ak adımlarla ve sonuçları ile ortaya çıkar. Fakat Başbakanın tüm Türkiye'ye söz verir nitelikteki sözleri bu barışın da aynı savaşı gibi kirli olacağını gösteriyor:

 

1-    Genel Af asla söz konusu dahi edilemez.

2-    AKP iktidarda olduğu sürece Öcalan'ın konumunda asla bir değişiklik olmayacak.

 

Peki, barışı nasıl getireceksiniz?



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.