Korkular ve söylenmeyenler

13.05.2013 19:13:45
A+ A-

 

Bir dile ait masalların, hikâyelerin, şarkıların bir başka etnik kültürün malı sayılması (daha doğrusu yapılması!) veya yok edilmesi telafisi olanaksız bir durumdur. Vandalizm'dir. Bugün Kürtler öylesine sözlü kültürden gelen edebi yapıtlarını kayıt altına alamadılar ve dominant devletin Türkçe resmi dili nedeniyle Kürtçeden çok Türkçeyi kullanmak zorunda kaldılar. Kürtlerin önemli bir kısmı Kürtçeyi bilmemekte ve Kürtçeyi öğrenmek korkusunu yaşamaktadırlar. Ben başka bir gerçeği dile getirmek istiyorum. Konuşulmayan ya da söylenemeyen bir önemli konudan bahsediyorum.

Osmanlı'dan beri kendi dillerini tam olarak kullanamayan ve imparatorluğun bürokratik ve idari biçimi nedeniyle Osmanlıca (Türkçe?) konuşmak zorunda kalan yönetici Kürt ve tebaa Kürt köylüsü yüzyıllar içinde belirli bir oranda kendi kültür ve diline tam hâkim olamadılar. Bunu bu şekilde yazan ya da belirleyen Kürt yazar ve araştırmacıları maalesef bulunmamaktadır. Oysa gerçek olan budur ve bundan dolayıdır ki bugün Kürtlerin önemli bir kısmı Kürtçe bilmemektedir, hafıza olarak Türkleşmişlerdir.

Kürt kültürüne ait öyküler, şarkılar Türk kültürü envanterine yazılmak istenmiş ve bu büyük ölçüde nesillere fiili olarak dayatılmıştır. İşte bu yüzden Kürt feodal ağalarının çocukları da dahil olmak üzere, ticaret burjuvazisi ve kısmen sanayi burjuvazisine terfi eden Kürt ailelerin çocukları zihin (hafıza) ve kabulleniş olarak Türkleşmişlerdir. Bu durum küçük burjuva denilen orta sınıf ve hatta şehirleşmenin bir sonucu olarak da yoksullarda da gerçekleşmiştir.  Bu saatten sonra Kürt ya da Türk olmanın pek bir önemi kalmamıştır. Türkçe eğitim almış, asimile olmuş ve Türk kültürünü özümsemiş olana bu saatten sonra Kürtlük dayatılması bir korku ve boşluk yaratıyor. Bilmem bu belirlemeyi sosyologlar ve psikologlar neden yapmazlar? Bu yazımızı yazmanın nedeni asla kafa karıştırmak ya da bir siyasi taraf olmak değildir. Konuşulmaktan ve seslendirmekten sakınılan bir gerçeği söyleme ihtiyacını duyuyorum. Bu topraklarda salt Kürt çizgisiyle yapılacak bir yaşam tarzı asla barışı ve adaleti getiremeyecektir. Çünkü bunun Kürtler tarafından yapılması halinde, öncesinde Osmanlı ve sonrasında Cumhuriyetin "Türkçü" uygulamalarıyla bu toprakları Türkleştirme politikasına benzer bir uygulama olacaktır. Artık bu topraklarda yaşayanların çoğunluğu yüzyıllar öncesi ataları gibi Kürt hafızası ile yaşamıyor. Kürtler isteyerek ya da istemeyerek Türklüğe doğru asimile edilmeye çalışıldılar. Artık evlerde ya da sokaklarda tamamen Kürtçe konuşulmuyor. Kürt kızları ve gençleri şehirde Türkçe konuşuyorlar. Kürtçenin yerini maalesef Kürtçe aksanıyla Türkçe konuşma almıştır. Bu gerçeği saklamak kimseye ve insanlara bir yarar getirmeyecektir. Türkçülük uygulamasının insan haklarını çiğneyen ve kırımcı bir anlayış olduğunu bilmek gelinen noktayı (gerçeği) değiştirmiyor.

Kürtçe okuma yazma bilmeyen, Türkçe konuşup yazan Kürtlerin diplomalarını ve anlayışlarını yok saymak onları "ümmi" görmek olacaktır. Osmanlı ve Cumhuriyet uygulaması olarak devletin (Osmanlıca/Türkçe) dili ile konuşan ve eğitim gören insanların rüyalarını da Türkçe gördüklerini ve bunu değiştirmenin imkânsız olduğunu bilmek için de âlim olmaya gerek yoktur. Yoksa bu topraklarda yaşayan herkesi ümmi saymak zorunda kalacaksınız. Bu topraklar artık asimilasyon nedeniyle kültür ve dilde karışıma uğramıştır. Bunu bilmek ve ona göre davranmak en doğru yoldur. Yaşamın ve yazgının neden olduğu gerçeği görmemek, tercihlere ve insan haklarına yeni darbeler vurduracaktır. Biz her şeyden önce insan olmaya değer vereceğiz.

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.