Kronik hastalığımız; Sevgisizlik...

23.09.2013 15:19:35
A+ A-

Yaşadığımız çağı tek kelime ile tanımla deseler sanırım vereceğim cevap ‘sevgisizlik’ olurdu…

Sevgisizlik…

Ne kadar seviyor görünsek ve sevdiğimize inansak da aslında sevmiyoruz! En sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların en küçük hatasında bile bazen kızıp söyleniyoruz. Gerçekte sevgi sevilen ne yaparsa yapsın kabul etmek ve tebessümle karşılamaktır. Senden gelen başım üstüne, ‘lütfun da hoş kahrın da hoş’ diyebilmektir.

Eşlerini çok sevdiğini söyleyen erkeklerin -eğer eşleri çalışmıyorsa ve ev hanımı ise- akşam eve geldiklerinde eşlerinin yemek yapmadığını ve bunun için geçerli bir mazereti olmadığını duyduklarında verdikleri tepkinin nasıl olduğuna bakarak anlayabiliriz eşlerine olan sevgilerinin gerçekliğini. Veya evladı için ölebileceğini söyleyen bir annenin biricik yavrusunun! evdeki değerli bir eşyayı kırdığı anda ona gösterdiği reaksiyondan anlayabiliriz. Sosyal medyada ‘Yaratılanı severim, yaratandan ötürü’ diye mesaj yayınlayanların en basitinden trafikte araç kullanırken yayalara veya diğer araç şoförlerine davranışlarından veya tuttukları takım aleyhinde yorum yapanlara verdikleri cevaplardan anlayabiliriz ‘yaratılmışlara’ sevgilerinin samimiyetini…

Verdiğim örnekler daha konunun mikro boyutu. Sevgisizlik mikrodan makroya tüm hayatımızı sarmış adeta…

Bir an için mikro boyutunu görmezden gelip makro boyutuna bakarsak daha vahim, daha iç karartıcı bir tablo çıkıyor karşımıza.

Herkesin bildiği bir şey var ki; kimse doğuştan gelen özelliklerini seçemiyor. Mesela milyarlarca gezegen varken dünya adı verilen bu gezegende, Asya, Amerika veya Avrupa’da, İstanbul, Bangladeş, Paris veya Siirt’te, Müslüman veya Hıristiyan, Türk, Slav, Kızılderili veya Kürt, fakir veya zengin bir aileden doğmayı, en basitinden bir ömür kullanacağı kendine ait bedenini, teninin rengini, yüzünün şeklini bile seçemiyor. Bakıldığında insanlar birbirlerini tam da seçemediği ve elinde olmayan bu özelliklerinden dolayı yargılıyor, ne acı...

Tam bir sevgisizlik iklimi mevcut. Bendensen yaşa-varol, benden değilsen kahrol… Türk Kürt’ü sevmiyor, Müslüman Yahudi’yi, Hıristiyan’ı, ateisti,  Yahudi Arap’ı, Budist Müslüman’ı, ateist dinciyi, dinci Alevi’yi, Alevi yobazı, İngiliz Afgan’ı, Rus Amerikalıyı, Amerikalı Rus’u… Say Allah say, bitmez...

Ama sorsak hepsi insan sever!

Nasıl anlatabiliriz bilmiyorum ki, gerçekte yapılanların ve söylenenlerin (farkında bile olmadığımız) sevgisizliğin sonucu olduğunu?

Sahi nereye varacak bu sevgisizlik?

Doğduğu şehir, yaşadığı coğrafya, mensubu olduğu ırk, konuştuğu dil, inandığı din, tuttuğu takım, desteklediği parti veya sebebi her ne olursa olsun insanları olduğu gibi kabul etmeyip onları yargılama hakkını kendimizde bulmamıza sebep olan körlüğün veya fanatikliğin sebebi sevgisizlik değilse nedir?

Herkesin sadece bir hayatı varken o hayatları şu ya da bu nedenle insanlara zehir etmek de neyin nesi? Üstelik birçok şeyi kendileri bilinçli olarak seçmemişken…

Bırakın sizin dayattığınız dili değil anne babasının dilini konuşsun insanlar, sizin dayattığınız dine değil akıllarının yattığı dine mensup olsunlar, inançlarının gereklerini rahatça yaşasınlar. Sevin insanları…

Her insan hür doğar, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğar. Herkes için ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya herhangi bir neden, servet veya herhangi başka bir fark gözetilmemelidir. Yaşamak ve hürriyet ferdin hakkıdır.

Bırakın var olma sebeplerinin sonuçlarını yaşasınlar. Bu kadar zor mu insanları anlamak ve doğuştan gelen özelliklerine saygı göstermek?

Lütfen çığ gibi büyüyen, kronikleşen sevgisizliğin önüne set çekelim. Toplumsal olarak bunu yapmaya henüz hazır değiliz, dünyadaki diğer topluluklar da hazır değil belki ama bireysel olarak kendimizi değiştirirsek bu toplumlara da sirayet eder ve sonunda kazanan dünya olur... Damlalar kendini temizlerse tüm deniz temizlenir. Çünkü deniz damlalardan müteşekkil bir bütünün adıdır. Sevgisizlik bu denli fanatik ve gözünü karartmış bir halde sürerse korkarım ki gelecek kuşaklara çok kötü bir dünyayı miras bırakacağız. Kendi ellerimizle onların sonu olacağız.

Yunus’un dediği gibi: 'Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz'

YORUMLAR

HEM DE EN İYİ İLAÇ -

Gerçekten de kronik bir hastalık gibi sevgisizlik. Ama tüm dünyada böyle. Oysa ne kadar ilaçtır, candır sevgi..Siz de konuyu oldukça evrensel değerlerle ele almışsınız. Sahiden de, kendimiz seçmedik ki, nerede, kim olarak nasıl doğacağımızı. Bu ayrılık- gayrılık neden o zaman..Hem en KRONİK HASTALIK, HEM DE EN İYİ İLAÇTIR SEVGİ..

0 0
Yunus'tan gene -

Ben gelmedim kavga için Benim işim sevi için Gönüller yıkmaya değil Gönüller yapmaya geldim Yunus Emre

0 2
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.