Küçük meclis büyük çağrı

13.07.2013 19:21:24
A+ A-

İlkel gurur ve önyargıların esiri olmuş beyinlerin yönetmedeki tutarsızlıkları, geleceğimizi ve huzurumuzu hep sabote etti.  Bu dar ve insan sevgisinden uzak bakış açısı ve yönetme tarzı, yaşam alanımıza gem vurarak,  kırılgan bir toplumsal yapının içinde örselenmemize neden oldu.

Bu örselenmenin yarattığı travmadan çıkarak, kısa süren bir hayatı kirletmemize neden olan problemlerin ne olduğunu kendimize bir soralım. Ötelenmiş ve örselenmiş bir yaşamın ağır yükü altında anlamsızlaşan bir süreci yaşamak zorundamıyız.  Kavga ve gerginliğin yarattığı öfke ve kinin, nimetlerden olabildiğince yararlanma şansımızı nasıl gasp ettiğini görebiliyormuyuz. İrade yetmezliği sayesinde ne kadar da alçalışta olduğumuzu hisedebiliyormuyuz acaba.

Barış ve huzur adına atılan adımları, ideolojik dogmalar ve saplantılar adına hazmedememenin topluma verdiği zararları değerlendirebiliyor muyuz.  Ateşin düştüğü yeri yaktığı anlayışıyla, o kor ateşinin bir gün kendimize dönebileceğini hesaplıyor muyuz acaba.

Her şeye rağmen, Türkiye çok önemli bir geçiş sürecini yaşıyor. Bir arada kardeşçe, barış içinde yaşama refleksinin ağır bastığı bu süreçte, hassasiyetlerin empati kültürüyle geliştirilmesi, bu olumlu atmosfere daha da güç vereceği görülmektedir.

Kimse kendini bu barış ve kardeşlik sürecinin dışında tutmamalıdır. Kavga ve şiddetin ilkellik olduğunu, kin ve öç almanın insani bir duygu olmadığını içselleştirerek, yaşama bakışını bu eksende şekillendirmelidir.

Son yılların en önemli gazetecilerinden Radikal gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can'ın, kentlerde oluşturulan, "Küçük Meclis Büyük Çağrı"  haberi, sürece uygun düşen bir olgunluk hareketidir.  Kent dinamiklerinin bakış açılarını, önyargılardan arınmış ve barışa dönük olmasını sağlayan önemli bir buluşturma hareketidir.

Bu "Küçük Meclis" lerde yaşanacak buluşmaların topluma yansıtacağı büyük çağrılar, yönetenleri daha da cesaretlendirecek ve Türkiye toplumunun barışı tesis etmesinde daha hızlı yol almasına katkı sunacaktır.

Toplumun birbirine yabancılaştırılması, tanımaması, anlayamaması yılların ihmalinden ve tek tip yaşamaya zorlama anlayışından kaynaklanmaktadır. Toplum birbirini tanıdıkça ve anladıkça, anlamsız çelişkilerin bir arada barış içinde yaşamalarına bir engel olmadığını da görebilecektir.

Bugünlerde tartışılan hassasiyetler,  genel toplum kurallarını içinde barındıran demokrasi kültürüyle ele alınmalıdır. Demokrasi kültürüyle beyinlerde yeni bir pencere açmalıdır. Demokrasi penceresiyle bakıldığında, olayları daha objektif değerlendirme şansı olacak ve barışa daha çok hizmet edecektir.

Halktan, Aydınlardan, sanatçılardan yürütülen barış girişimlerine geçte olsa gösterilen ilgi ve destek, Türkiye toplumunun geleceği açısından umut verici bir gelişmedir.

Bu umut verici, heyecan yaratıcı barış atmosferinde, toplumun tüm kesimlerinden olumlu mesajlar da beklenenin üzerinde gelmektedir.  Barış içinde huzur ve kardeşlik duygularıyla bir arada yaşama tercihini kendi çıkarlarına alet etmek isteyenlerin halktan destek alamamaları ise, Türkiye'nin geleceği açısında son derece sevindirici ve olumlu bir gelişme olarak görülmelidir.

Türkiye bu barış sürecini tamamlamak zorundadır. Ekonomik anlamda yaratılan çöküntü, genç insanların yitik canları, umutsuzluk içinde her gün yüreği sızlayan anaların ızdırabı huzur ve barışa ne kadar ihtiyacımızın olduğunun somut örnekleridir.

Kör şiddetin, insanı nasıl yok ettiğini, gerginliği nasıl yarattığını, ekonomik sıkıntıyı nasıl arttırdığını yaşamın her alanında hissederek geleceğimizi hep kararttık.  Artık bu karanlıkları üstümüze çökerten, vesayetlerden, ilkel benliklerden, kaba kişiliklerden arındırmanın tam da zamanı.

Ülkemizde yaratılan bu barış ve demokrasi havasına ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız var. Kentlerde "Küçük Meclis" ler oluşturarak tanıyalım, tartışalım, anlayalım ve sevelim. Bunun ötesi kişisel çıkar ve cehalettir.

Gelişmiş toplumlar süreç içinde din, mezhep, ırk ve üstünlük kurma kavgalarıyla milyonlarca insanın ölümüne neden oldular. Bu kıyımlar, ölümler büyük acılar yaşattıktan sonra, onları barışı sağlama adına bir araya getirdi. Birbirlerine onarılmaz denilen acıları çektiren bu ülkeler, bir masa etrafında buluşarak sorunlarını tartışarak, anlaşarak çözme yoluna gittiler.

Yine bu gelişmiş ülkeler, kendi iç sorunlarını çözdükten sonra, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri paylaşmaya başladılar. Bu paylaşım, kavga ettirerek, silah satarak, ambargo uygulayarak, geri bıraktırarak devam etti.

Ülkemizin kendi iç dinamikleriyle barışı tesis etme gücü ve iradesi istenilen düzeyde olmasa da, barış adına atılan adımlar, geriye dönülmez bir sürecin başladığını göstermektedir. Kimsenin bizi paylaşmasına, kendi çıkarları için kavga ettirmesine, kardeş kavgasıyla kalkınmamızın önüne engel çıkarmasına zemin hazırlamayalım. Bu gelişmiş ama, sömürücü tüccar ülkelerin kirli beyinlerine fırsat ve izin vermeyelim. Kendimize güvenelim, kendi barışımızı sağlayalım yeter.

Evet, ülkemizde kendi sorunumuzu kendimiz konuşarak, sayarak, severek çözebiliriz. Kıskançlık yaratmadan atılan doğru adımları destekleyerek bu sürece güç katmalıyız.  Bu toplum artık gerginlik istemiyor. Bu toplum artık siyasi çıkarlarını barışın önünde tutanlara itibar etmiyor. Genç insanların ölümü üzerinden siyaset yapmaya çalışanlara tahammülü yok artık.

Artık herkes barış, huzur ve kalkınma dilini konuşmalı. Dudak bükmemeli ve kendini de sürece katmalıdır. İnsanlık adına, vicdan adına, gelecek adına barışı tercih etmelidir.

Unutulmamalıdır ki; toplumu özgürlüklerle geliştiren ve barışın anlam kazandığı bir sürece taşıyan yönetenlerin emeği ve cesareti, gelecek nesiller tarafında hep saygıyla anılacaktır. 

BEDRETTİN GÜNDEŞ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.