Kurgu olamaz

26.05.2013 01:44:24
A+ A-

I. Dünya savaşı başladığında Osmanlı İmparatorluğu tarafsızlığını ilan eder. İleri gelen bazı devlet adamları Balkan Savaşları’nın yarası sarılmadan yeni bir savaşa girişmeyi tehlikeli bulur. İtilaf devletleri de (İngiltere, Fransa, Rusya) Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşamayacak durumda olduğunu bilir ve bu durumu fırsat sayarak Osmanlı'nın da savaşa girmesini isterler. Osmanlı savaşa girerse yeni cepheler açılacaktır. Almanlar ise Osmanlı ordusunun donatılması halinde başarılı olacağına inanmaktadır. İngiliz ve Rus ordularının bir kısmı, Osmanlı cephelerine kaydırılırsa, Almanlar Avrupa'da daha rahat soluk alacaktır.
 
 
 

Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü adamı olan Enver Paşa Alman hayranıdır ve savaşı Almanların kazanacağından şüphesizdir. Almanya'nın yanında savaşa girişilecek olursa, Balkan savaşlarında kaybedilen topraklar  geri kazanılacaktır. Halkın ve aydınların çoğunun savaş istememesine rağmen Enver Paşa'nın grubu, Almanlarla gizli bir anlaşma imzalar (Ağustos 1914). Birkaç gün sonra, Akdeniz'de bulunan İngiliz donanmasından kaçan 2 Alman savaş gemisi  Başkomutan vekili Enver Paşa'nın izniyle, Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul'a sığınır. Tarafsız olduğu için Osmanlı Devleti'nin bu 2 gemiyi elinde tutması ve mürettebatını da gözaltına alması gerekmektedir. Ama bu yapılmaz ve her iki geminin de satın alındığı ilan edilir. Birine Yavuz, diğerine Midilli adı verilir. Mürettebatları da Osmanlı hizmetindeymiş gibi gösterilir. İtilaf devletleri, bu iki geminin mürettebatının Almanya'ya geri gönderilmesi karşılığında kapitülasyonları kaldıracaklarını açıklar. Ancak Osmanlı Devleti teklifi geri çevirip kapitülasyonları tek taraflı kaldırır. Birkaç gün sonrada bu 2 savaş gemisi, Enver Paşa'nın gizli emriyle Karadeniz'e açılıp, savaş ilanı olmadan Rus limanlarını top ateşine tutar. Osmanlı Devleti, Enver Paşa ve Almanya tarafından oldubittiye getirilmiştir. Bu olay üzerine İtilaf devletleri, Osmanlı Devletine savaş ilan eder. Böylece Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun oluşturduğu İttifak devletleri arasına girer.

 
 
 
General Billy Mitchell 324 sayfalık Pearl Harbor'a muhtemel hava saldırısını da içeren bir Japon savaşının uyarısını üslerine sunar ancak üst kurul tarafından rapor reddedilir. Ne olursa olsun sonraki yıl askeri mahkeme olacaktır. Birleşik Devletler sivil ve askeri istihbarat güçleri kendi aralarında yaz boyunca olması muhtemel bir Japon saldırısı hakkında telkinde bulunur ve saldırı öncesi bu iletişim nasıl olursa kaybolur. Hiçbir devlet veya askeri kurum Pearl Harbor'a saldırı olacağını istihbarat raporlarında geçmez. Hawaii gazetelerini de içeren yerel basın bunu yaz ve sonbahar boyunca derin içerikler ile tansiyonu düşürerek ve Pasifik'te dağıtarak yayınlar. 
 
Kasım boyunca, Hawaii'deki ordu ve donanma için bütün Pasifik emirleri, açıkça çok yakın zamanda Japonlarla bir savaş hakkında uyarılar yapar. Başkan Roosevelt'in Japon hükümetini savaşa iten provokasyonlara imza attığı ve ardından japon devletinin karşılıklarını halktan gizlediği bilinmektedir. Amerikan Halkı ve kamuoyu savaş istemez ancak başkan ve dönemin önde gelen devlet adamları tarafından kandırılırlar açıkça. Saldırı günü, General Marshall özellikle Pearl Harbor'a çok yakında bir saldırıdan korkulduğuna dair bir mesaj gönderir. Saldırı Pearl Harbor'ı  hazırlıksız yakalar: uçaksavar silahları doldurulmamış vaziyette, cephane kilit altında, anti denizaltı mekanizmaları (örneğin denizaltı ağları) yerleştirilmemiş, devriye savaş uçakları uçmaz durumda ve gözlem uçakları ilk ateşte havada değildir. Birleşik Devletlerin ordu telsiz istihbarat ve donanma istihbarat ofislerinden  istihbarat bölümü, Japon diplomatik trafiğine sizar ve stratejik ve taktik askeri olmayan bilgilerden birçok Japon şifresini kırarlar. Bu istihbaratın dağılımı oldukça dağınık ve karışıktır. Herhangi bir Japon askeri bilgi trafiği hakkında bilgi içermez. Bilgiler parça parça çelişkili veya dağınıktır. Pasifik'teki Amerikan komutanlıklarına uyarılar gönderilir. Uyarılar Kasım 1941 sonlarında bir saldırının olabileceğini işaret etmektedir. Yeni Japon saldırılarına işaret eden bilgilerin gelişmesine rağmen, özellikle Pearl Harbor'a yönelik bilgiler kaybolmuştur. Amerikalı komutanlar havadan sığ suya atılabilen torpido üzerine yapılan test ve çalışmalar hakkında uyarılır, fakat sorumlu kişilerden hiçbiri yeni savaş taktiklerinin doğurabileceği tehlikeleri fark edemez. Pearl Harbor'un torpido saldırısına karşı sığ şu gibi doğal savunmaları olduğunu düşünerek, Donanma sıradan operasyonlarla ve düşük öncelikle işe girişti ve torpido ağları, engelleri döşemedi. Gerekli olan, eksik olan uzun menzilli uçakların talep edilmesi, uzun keşif devriyeleri (donanmanın deniz uçakları öncülüğünde ve ordu hava bombardıman uçakları) uygun savunma için gerektiği kadar görevlendirilmez ve daha sonra görülür ki bu mümkündür.  Saldırı zamanında Pearl Harbor'ı korumakla görevli ordu, herhangi bir alarm durumundan daha çok eğitim modundaydı, portatif uçaksavar silahları depolarda istiflenmiş vaziyettedir, cephaneleri farklı cephaneliklerde kilitlidir. Özel arazi sahiplerinin rahatsızlığından çekinen subaylar, silahları Pearl Harbor üssü etrafındaki özel alanların içine dağıtmamıştır.
 
 
Saldırı üzerine kongredeki konuşmaları delil kabul eden Japon kayıtlarından Japon hükümetinin Pearl Harbor'a düzenlenen saldırının başarısını duymadan bir savaş ilanı yazmadığını gösterir. İki taraflı savaş bildirgesini saldırıdan 10 saat sonra Tokyo'daki Birleşik Devletler büyükelçisi Joseph Grew'e ulaştırılır. Bu bildirgeyi Birleşik Devletlere iletmesine ise Pazartesi öğleden sonrası geç saatlerde izin verilir.
 
Japonya saatiyle 8 Aralık 1941 sabah 7.00'de Japon NHK radyosu savaşın başlamış olduğunu bildirmiştir:
Acil haberi sunarım. Genelkurmay Kara ve Deniz şubeleri öğlenden önce saat 6.00 açıklaması, İmparatorluk Kara ve Deniz birlikleri ayın 8.günü gece yarısı Batı Pasifik'te Amerika ve İngiltere ordularıyla savaşa girmiştir. Savaşın başlangıcı çok önceden tahmin edilebilir olmasının yanında ise karışan istihbaratın kurumlar arasında kaybolmasıyla kesinleşir. Sadece Japonya'da atılan iki atom bombasıyla 90.000 sivil can verir ve Japonya teslim olur. ABD Pasifik'te hükümranlık oyununu uzun zamandan beridir oynamaktadır. Masada kartların açılması işleminde ilk sandalyeyi kendisine ayırmayı ihmal etmez. 
 
 
 
 

11 Eylül 2001 sabahı yerel saatle 08:46'da Amerikan Hava Yolları’na ait kaçırılan bir yolcu uçağı Dünya Ticaret Merkezi Kuzey Kulesi 94.-98. katları arasına kulenin kuzey tarafından çarpar. Bina çarpmadan 102 dakika sonra üstten aşağı doğru muz kabuğu gibi soyularak yıkılır. Yerel saatle 09:02’de ikinci bir uçak Dünya Ticaret Merkezi güney Kulesi 77.-85. katları arasına kulenin güney tarafından çarpar ve bu kule de çarpmadan 56 dakika sonra yıkılır.

Yerel saatle 10:03'te Washington'ın 240km kuzeybatısına, Pensilvanya Shanksville kırsalında dördüncü bir uçağın düştüğü açıklanır. Olay yerinde büyük bir uçak enkazına rastlanmadığı söylentileri dolaşır. Resmî makamlarca uçak enkazının olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca bir çok uçak parçaları da bulunmuştur.

ABD hükümetinin açıklamalarına göre olaylar şöyle gelişti: 11 Eylül 2001 Salı günü ABD’de dört yolcu uçağının ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi gökdelenlerine bir diğeri de Washington D.C.'de Pentagon’a çarpar. Sonuncu uçak ise yolcular ve uçağı kaçıranlar arasındaki mücadeleden sonra 150 mil uzakta, Pensilvanya kırsalında düşer. Ancak inanılır olmanın çok ötesinde olan durum söz konusu uçakların hiçbir parçasının olay yerinde bulunamamasıdır. Sadece her bir motorun 10 ton metalden oluşan uçakların patlamanın etkisiyle yok olduğu söylenmiştir. Ancak hiçbir kuvvet bu büyüklükteki bir metal parçasını buharlaştırmaya yetmez. Mühendislerin ve teorisyenlerin bugün bile halen inanmadıkları bir olaydır.

Anlatılan hikayeye göre Dünya Ticaret Merkezi kulelerine çarpan uçaktaki teröristlerden birinin pasaportu uçağın kuleye çarpmasından sonra aşağıya fırlamış ve bölgedeki bir polis tarafından bulunmuştur. Teröristlerin havaalanına gelirken kullandıkları ve havaalanının otoparkına bıraktıkları araçta uçak kullanım kılavuzu ve Kur'an bulunmuştur. Amerikan hükümetinin araştırmasına ve 11 Eylül Komisyon Raporu'na göre yolcu uçakları Usame Bin Ladin'in lideri olduğu El Kaide örgütünün 19 üyesi tarafından kaçırılmış ve eylem gerçekleştirilmiştir. Ancak hepimizin bildiği üzere. Ladin adındaki kişinin varlığı bile şüphelidir. TV ve fotoğraflardaki kısa görüntü ve fotoğraflarla dünyaya servis edilir. Saldırılarla ilgili kim tarafından yüklendiği belli olmayan kısa videolarla açıklamalar yapar.

Söz konusu saldırıların ardından ABD Afganistan'a girerek Taliban isimli kendi yaratmış olduğu İslami gruba saldırır. Ülkedeki uyuşturucu pazarını ele geçirir ve bir süre sonra Irak'a girer. Irak'ın yönetimini tamamen değiştirir ve girişinden ilk çıkış anına kadar 1.500.000'den fazla insanın ölümüne neden olur. Ülkenin diktatörünün kafasının aşılma anında koparılmasını bütün dünya izler. ABD amacına ulaşmış Rusya'nın ve Çin'e çok yakın bir noktada stratejik bir yer ele geçirmiştir. Uyuşturucusunun çoğunluğunu buradan üreterek dünyaya satmaktadır. Taliban ilk geldiği andan itibaren ilk yaptığı icraat uyuşturucu satışını ve pazarlamasını durdurmak ve çok ağır şekilde cezalandırmak olmuştur. Kendi istediği uyuşturucuyu pazarlamayan herkesi İnsansız Hava araçlarıyla bombalayan ABD ile köşelere bile takma sakal zorunluluğu getiren Taliban arasında seçim yapmak zorunda kalan halk kimsenin pek de umurunda değildir. Irak'ta dengeler tamamen değişir. Bölge haritası yeniden çizilir ancak birileri bundan fena çıkar sağlamaktadır. Özellikle özgürlük getiren batılı itilaf devletleri harcamalarının karşılığı olan petrolü alır ve yavaş yavaş çekileceklerini ilan ederler. Sorun o kadardır ki askerler asla çekilemeyecektir. İndirilen eski diktatörün yerine getirilen yeni lider de geçtiğimiz haftalarda hastalanarak ölür. 

Türkiye'nin Güney bölgesinde bulunan Hatay ili Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarında seçimle Türkiye topraklarına katılmıştır. İki yıl önce başlayan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve İsrail'in ortak hareket ederek ortaya çıkardığı iç savaşın devam ettiği Suriye sınırında bulunan bir şehirdir. Geçtiğimiz haftalarda meydana gelen patlamalarda medyanın ve resmi kaynakların verdiği bilgilere göre 56 kişi ancak şehir halkının verdiği bilgilere göre 177 kişi can vermiştir. Peş peşe iki patlama olmuştur. Söz konusu patlamalar olmadan önce askeri istihbarata bazı bilgilerin geldiği ve bu bilgilerin dikkate alınmadığı hatta gizlendiği Redhack adı verilen sanal aktivist grubun ortaya çıkardığı bir gerçek olmuştur. Yetkililer patlamaların ardından 4 saat içerisinde saldırıları yapanları yakaladıklarını söylemekle beraber aslen saldırıları yapanın Suriye hükümeti ile ilgili olduğunu iddia etmektedirler. Ancak herkes tarafından bilinen ve kabul edilen gerçek Esad rejiminin ısrarla kendilerinin olayla ilgisinin olmadığını belirtmesi ve Türk hükümetinin bölgede bir mezhep savaşı başlatmak istediğini vurgulamasıdır. Teröristlerin yaptığı hemen hiçbir olayın failini yakalayamayan güvenlik birimlerinin bu saldırıyı yapanları nasıl olup da bu kadar kısa zamanda yakaladıkları halen en büyük muammalardan biridir. 

Suriye'de kıyım devam etmekte, Türk hükümetinin de desteklediği isyancı görünümündeki teröristler İstanbul’dan katıldıkları haber programlarında “bütün Alevileri öldüreceğiz” diye tehditler yağdırmakta ve bu duruma kimse sesini çıkarmamaktadır. Üç ülkeden aldığı destek ve cesaretle çocukların kafasını kesmekte 70 yasındaki adamları enselerinden vurmaktadırlar. 

Birileri bu coğrafyada Alman füze bataryaları ile I. Dünya savaşı, Pearl Harbor veya 11 Eylül yaratmaya mı çalışmaktadır? Kafası karışık herkesin. Eminiz öyle bir kurgu yoktur. Olamaz değil mi?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.