“Kürt olmaktan dolayı mutlu olamamak”

06.09.2013 16:39:44
A+ A-

Barış süreci ile birlikte Kürtlerin hakları konusunda söylenmedik bir şey kalmadı aslında. Hemen hemen her konuda televizyonlarda olsun yazılı basında olsun; tartışıldı konuşuldu hala da devam ediyor. Bu konuda ben de bir şeyler yazmak istedim, baktım her şey yazılmış zaten. Tekrar olacak ama yine de yazayım. Bana göre çözümü çok kolay olan bir konu! Şöyle ki; İnsanların Kürt olmaktan dolayı "mutlu" olmalarını sağlarsak mesele bitmiştir. Bu mutluluk da "Ne mutlu Türküm diyene" dozajında olması gerekmiyor, başta söylemekte fayda var! Örneklerle devam etmek istiyorum:

Kendini Türk olarak gören sıradan bir vatandaşın 'Türk olmaktan dolayı hiçbir sıkıntısı yoktur değil mi? Oysa Kürt olmak başlı başına sıkıntıdır! İnkâr etse olmuyor, bunca insan "Kürdüm" diyebilmek için ölmüş, sürgün edilmiş, köyü yakılmış, faili meçhullere uğramış; çok sıradan biri bile bunu kendine sıkıntı yapıyor, görüyoruz. Gerçekten çok zor, bunu 80'lerin sonunda Bulgaristan'daki olayları yaşayan Türkler belki anlayabilirler

Örneğin Kendini Türk olarak gören sıradan bir vatandaşın çocuğunun doğmasıyla, Kendini Kürt olarak gören sıradan bir vatandaşın yaşadığı sıkıntıları anlatmak çok başka. Türk olan istediği ismi koyar, gider kimliğini çıkarır olay bitmiştir. Oysa bir Kürt için bu psikolojik bir süreçtir. Önce çocuğa koyacağı isim kafasında oluşturduğu isimler arasında süzgeçten geçirir. Cesaretini toplayabilirse bilen birilerine sormaya çalışır, bir şey olur mu diye kendini rahatlatmaya uğraşır. İleriki süreçte başına bela olur mu, çocuğu "bu ismi bana neden taktınız, okulda öğretmen adımın anlamını sordu, cevap veremedim. Neden sadece benim ismimin anlamını soruyor?" diye sorabilir. Bunu düşünmesi gerekmez mi? Acaba çocuğa daha doğarken haksızlık ediyor olabilir mi? Ya da çocuğun geleceğini bir isim yüzünden tehlikeye atmak ne kadar doğru? Sonuçta çocuğuna koyacağı isimden bu güne kadar ne bir memur, ne bir öğretmen, ne bir asker, ne bir polis görmemiştir. Bu gerçekten adama kafayı yedirecek bir süreç. Politik olan Kürt için de bu sorular cevapsızdır, ama oluruna varır deme cesaretini kendinde bulabilme ihtimali olabiliyor.

Örneğin kendini Türk olarak gören sıradan bir vatandaşın telefonu metrobüste çalarsa, açar normal bir şekilde konuşur ve kapatır. Ama bir Kürt için bu biraz sıkıntıdır. Önce etrafına bakar, açayım mı yoksa indikten sonra mı arayayım diye düşünür.  Kontörü yoksa ve karşıdaki ile görüşmek zorundaysa, bu birilerinin ona yan yan bakması riskini göze alması demek. Bazen bu sataşmaya bile dönüşebilir. İşyerinde, askerde, belediyede, devlet dairesinde, okulda veyahut çok farklı bir alanda, Kürtçe konuşmak zorundaysa, çalan telefonu açması mümkün değildir, bu bir risktir çünkü... Bazen bende oluyor, teyzemin oğlu aradığında "neredesin?" sorusuna "işteyim" diye cevap verdiğimde hemen Türkçe konuşur. Ki hiç Türkçe konuştuğumuz biri olmamasına rağmen. Bu psikolojiktir, bunu anlatmak o kadar kolay değil, gerçekten.

Örneğin kendini Türk olarak gören sıradan bir vatandaş çok kolay gidip bir partiye, kendini ifade edebileceği bir derneğe üye olabilir. Ama bu bir Kürt için bazı şeyleri göze alması demektir. Yarın bir gün bu önüne çıkarsa birçok kapının yüzüne kapanması riskini taşıyan bir durum olduğunu düşünmek zorundadır. Hele ufak tefek bir iş yeri varsa, ticaret ile uğraşıyorsa bu risk daha da büyüktür. "Kürt bir tüccarın eşi Kürtçe alfabe var mı?" diye sormuştu, kendisine olduğu söyledim; dönüp bir de kocasına sordu. Düşünün adam karısıyla bu konuda hiç konuşmamış demek ki, düşünsenize! Acayip bir durum, değil mi?

Örneğin kendini Türk olarak gören sıradan bir vatandaşın çocuğu okula başlayacak, genel sıkıntıların dışında bir sorun olur mu? Hayır. Ama bir Kürt çocuk ailede Kürtçe ortamda büyümüşse vay haline! Onun için bu ömür boyu sürecek bir baskının çarklarının dönmeye başladığı zamandır. Çünkü hiçbir zaman akranlarıyla eşit olamayacak. Onların iki-üç misli çalışarak aradaki farkı kapatabilir ama yine de bildiği soruların cevaplarına el kaldırmayacak, kendini ifade etmede hep zorlanacaktır. Öğretmeni insansa biraz işini kolaylaştırabilir (bu satırların sahibi öyle bir öğretmende çok destek gördü), değilse çarkın dönme hızı ve çiğneme hızı artacak belki de nefes almak için kendini "dağlara" vuracak!

İnanın bu örneklerin altına birçok Kürt başka başka örnekler yazabilir, okuyanı hayretler içinde bırakabilir. Bir örnekle bitireyim: 12 Eylül olmuş yaşlı babam cezaevinde. Annemle ziyaretine gitmişiz. Okulu astım tabii. Ertesi gün öğretmen sordu "dün neden gelmedin?". Öğretmene ""Semsûr'e ('Adıyaman'ı hiç duymamışım ya!) gittim öğretmenim!" Yüzümde patlayan tokadın acısın hala kaşlarımı çatarak hatırlıyorum: "Samsun'da senin ne işin var, yalan söyleme" demişti.  Şansım vardı da sınıftaki arkadaşlardan biri durumu açıklayacak kadar Türkçe biliyordu. Hal mesele budur, sevgili arkadaşlar. "Kürt olmaktan dolayı mutlu olamamış" olmak gerçekten sor!



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.