KÜRT SORUNU: SORUN-ÇÖZÜM?

28.01.2013 17:43:08
A+ A-

 

Lügat anlamı ile sorun hastalık, çözüm de tedavi demektir. İnsanlar hastalandığında buna çareler arar, tedavi eder. Hastalıkla bir ömür geçirmek mümkün değildir. Yaralar küçükken tedavi edilip iyileştirilmezse büyüyüp onarılmaz boyutlara ulaşır. Tedavi edilmeyen yara gün gelir hastalıklı organın kesilmesine, vücutta eksilmeye  varan vahim ve geri dönülmez sonuçlar doğurabilir. Bunun için evvelemirde sağlıklı yaşamanın yollarını bulup bunu uygulamalı, hastalık yine de gelirse  en kısa zamanda tedavi yolunu bulup şifaya kavuşturmalıdır.

Bireylerde hastalık olduğu gibi toplumlarda da  hastalık  olabilir ve bu sorunun da en kısa zamanda tedavisi gerekir. Tedaviyi en kısa zamanda yapmayıp iyileşmeyi geciktirince istenmeyen sonuçlar burada da kaçınılmaz olabilir.

Yıllardır ve özellikle son 30  yıla yakın bir zamandır ülkede bir Kürt sorunudur, konuşulup tartışılıyor, ama asır ile ifade edilebilecek bu  zamanda bu sorun nedense halledilemiyor. Ülkede bir kaos içerisinde debelenip duruyor: Ülke tüm zamanını ve imkânlarını bu konuya teksif etmiş, içeride ve dışarıda olup bitenlerin başa açacağı belâlardan habersiz kör dövüşü çekişip gidiliyor. Aslında ülkemizin çözülmesi acil sorunları yalnızca bu da değildir: Ermeni, alevi, imam hatipli, türbanlı, uzun boylu-kısa boylu, ela gözlü-çakır gözlü. Bir yığın sorunumuz daha mevcut olup şimdilik orman içinden tek ağaçla (Kürt sorunu ile) uğraştırılıyoruz. Bu nedenle hastalığın kabulü ile bilinen tedavisinin bir an evvel yapılması, artık çağdaş toplumlar insanlarının refahını yakalayıp yaşamalıyız.

Evvelemirde  Türkiye'de "siyaseten"  sorun kavramından ne anlamak gerekir. Bu husus göz ardı edilerek sadece "Kürt sorunundan" bahsetmek  ise kaosu devam ettirmekten öte bir anlam taşımaz. Ancak görünen o ki, adeta öncelikle Kürt sorununu halledip sırasıyla diğer sorunların halli düşünülüyor. Bu ise hem Türk'ün yönetimdeki deneyimi ve şanına uymaz ve hem de gereksiz bir ertelemedir.

Ben sorunu akademik seviyede ele alacak değilim, zira akademisyen değilim. Akademisyenler incelemelerine devam edip eserlerini versinler, ilgilenenler de yine kültürel değer olarak incelesinler. Yakın tarihe kadar bu ülkede yaşayanlar (halklar)  tarihi gerçekleri sorun yapmamış ve yekdiğerine karşı şakadan öte kullanmamıştır.

Ancak sorun giderek farklı yana gittiğinden yurttaş olarak beni de her yönüyle doğrudan ilgilendirdiği için düşünce ve beklentilerimi paylaşmak hakkına sahibim. Bu nedenle bu konuda düşüncelerimi kaleme alıyorum.

Batı toplumlarının demografik yapısı, buna dair uygulamaları beni pek ilgilendirmiyor: Falanca ülkede, falanca devlette de birçok milletler bir arada yaşıyor da, sorun olmuyor da.Doğrudur. Onlar yıllar önce bu işi halletmişlerse, gecikerek de olsa biz de halledeceğiz. Bu büyük ülkenin varlık sorunu olan etnisite ve üniterlik sarmalında biz sorunumuzu ve çözüm yollarımızı kendimiz düşünmek ve  çaresini  biz de bulmak  zorundayız. Bask, Eta, Ira modeli bizi ilgilendirmesin. Biz modelimizi kendimiz yaratacak olgunluktayız, bu birikimimiz var. Başkalarından yardım beklemek boşunadır. Jeopolitik konumu en kritik noktada olan ülkemizin sorunlarını çözmeye talip olanların da iyi niyetli olmayacakları kesine yakın siyasi ve sosyo ekonomik bir  ihtimaldir. Göbeğimizi kendimizin kesmesi en doğru olanıdır.

Kürt sorunu Osmanlı devrinden beri mevcut olmakla birlikte, cumhuriyet dönemi ve içinde bulunduğumuz dönem (bugünden sonrası) bizi ilgilendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu topraklar üzerinde yaşayan tüm halk unsurlarının verdiği ulusal savaş ile bir arada yaşamak amacı ile kazanılmıştır. Büyük kurtarıcı M. K. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı  sırasında Kürtler'e verdiği değer ve sözler de tarihin (okuyanlar için) aydınlık sayfalarında yazılıdır. Kürtler bu topraklarda 28-29 defa isyan etmişlerdir. Bunların sebep ve sonuçları nelerdir? Meraklısı bunu açıp okuyarak öğrenebilir. Bırakalım bunlar tarihte kalsın.  

Atatürk'ün inceleyip rapor yazmaları için Kürtler'in yoğun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine görevlendirdiği İ.İnönü, C.Bayar, K.Karabekir'in de raporları tarihin sayfaları arasında kayıtlı olabilir. İhsan Sabri Çağlayangil'in röportajında da bazı hususlar anlatılmış olabilir.  Gelin biz bütün bunları, yakın cumhuriyet tarihinde 1984 yılına kadar olanları sorun yapmayan Kürtlerin, bu tarihte Eruh Baskını diye bilinen ve halen devam eden başkaldırıyı da bir tarafa bırakalım, o geçmişi bir daha yaşamamacasına,  bugünden yarına Büyük Türkiye'nin nasıl inşa edileceğini düşünelim.

Evet Türkiye'yi şimdilik meşgul eden en büyük sorun Kürt meselesidir. Bu ülke bu sorunla sonsuza kadar böyle yaşayamaz. Bu sorun bir gün mutlaka çözülecektir. O halde "bugünü" öne alıp çözümü hemen uygulayalım. Aksi takdirde tarafların (özellikle Kürtlerin) talep çıtası sıkça yükseltilip içinden çıkılmaz hale girilmektedir. Mesele "ver kurtul" meselesi olmadığı gibi, "Kürtler hangi haktan mahrum" veya "Kürtler  zaten Türk'tür" yaklaşımı kadar kolay değil. Ama zor da değil.

Evet, Kürt sorunu çözülemeyecek kadar zor değildir. Bu iki toplum ve bu topraklarda (Anadolu'da) yaşayan  tüm toplumlar yüzyıllardır aynı ülkü etrafında hareket etmişlerdir; ta ki muhteris politikacılar türeyip de politik malzeme olarak "ayrılıkçılığı" kullanıncaya kadar. İşte bu politikacılar ne zaman ki ikbal uğruna halkları kullanmaya başlamışlar, ayrılık ve kişilik (milliyetçilik-ulusalcılık) sorunu da beraberinde gelmiştir.

Bir kere istisnasız her kesim ve herkes bu topraklarda yaşamaya mecbur olduğunu peşinen kabullenecektir: Bu topraklarda hiçbir kesimin diğerine üstünlüğü yoktur. Kimsenin kimseye bağışlayacağı bir hak da yoktur. Bu ülkenin inşasında ve T.C. Anayasa'sında hiçbir kesim asli unsur da değildir, herkes eşit konumdadır.

CHP milletvekili Birgül Ayman Güler'in 24 Ocak 2013 tarihli meclis oturumunda sarfettiği "Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşdeğer değildir" gibi beyanları sorunun çözümünü baltalayıcı hezeyanlar ve onu genel kurulda alkışlayan gurubun tutumu bir aymazlıktır, gaflettir, cehalettir. Eğer böyle bir iddiaya girilirse küçük bir gurubun beğenisini kazansa da kimse haklı çıkmaz, bundan ülke zarar görür.

Kürtler'in (hatta Aleviler'in, Ermeniler'in, türbanlıların.) istedikleri bellidir. Bunlar kıyameti koparacak, yeniden keşfedilecek, sır olan  talepler olmadığı gibi, çözümü de dünyanın yeniden keşfi değildir. Güneş de balçıkla sıvanamamaktadır. Çoğu  istekler insan doğası (fıtratı) gereği yaşanması gereken  haklı talepler olduğu gibi yerine getirilmeyecek, üniterliği bozucu talepler de değildir. Bu üniterlik denen tabu bu kadar kolay bozulacak bir olgu mudur ki, her çözüm önerisinin karşısına duvar gibi çıkarılıyor. Bu ihtimali de gözden uzak tutmayalım ama, önce sorunu çözmeyi hedefe koyalım. Bunun için de yeter ki taraflarca talepler dinlensin, ne istendiği ve ne yapılabileceği bilinsin, çözüm arzu edilsin, statükonun esaretinden kurtulunsun. Bu birinci basamak aşıldıktan sonrası kendiliğinden gelecektir.

Kabul edelim ki kimse Türk, Kürt, Alevi, İmam Hatipli, Ermeni, Alman, Yunan. olmak istememiştir. Ya öyle doğmuş, ya da kendini öyle bir ortamda bulmuştur. Öyleyse bırakalım onlar da mensubiyetlerini kurallarına göre yaşasınlar. Kimse adını, mezhebini, dilini, hangi halktan olduğunu. gizlemek zorunda kalmasın. Onların öyle olmadıklarının ispatı için saçma hikâyeler (kart-kurt, mum söndü. saçmalıkları) uydurulmasın. Buna "ancak, ama, ülkenin özel durumu. gibi) istisnalar koymaya da kimsenin  hakkı yoktur. Gelin biz bu sorunu yaldızlı laflara, uyulması mümkün olmayan kalıplara, çözümü ağır bir sorun olarak gösterme gayretlerine aldanmayalım da sorunumuzu en kısa zamanda, bir 28 yıl değil, 28 gün dahi beklemeden, yüzlerce milyar dolarları sokağa atmadan ve en önemlisi bir gencimizi daha bile  bu yolda kurşuna hedef etmeden çözelim. Kaybedecek vakit kalmamıştır.

Sorun da, çözüm de açıktır. Yeter ki çözüm iradesini kullanalım. Bütün insanlarımız yalan dünyanın nimetlerinden faydalanarak yaşayabilsin. Artık ölüm ve zulüm haberleri duyulmasın. İnsanlarımız yekdiğerine kuşku ile ve küçümseyerek bakmasın artık.  Her anımızı bu sorunla yaşamak, kanıksamak ise çözümü geciktirici, sorunu ( ve terörü)  olağan hale getirici olacaktır ki bunun sonuçları da altından kalkılmaz boyutta olur. Siyasetçiler de halkın bu bilince geldiğini kabul ederek onların karşısında artık dürüst davransınlar ve çözüm için kendilerine düşeni  yerine getirsinler. Bu sorunlarımızı bizden başkası çözemeyecektir, çözmeyecektir. Merak etmesinler, bu sorunu çözenler çözdü diye oyları kaybolmayacağı gibi, aksine artacaktır da. Üstelik isimleri de tarihe altın harflerle yazılacaktır.

Ülkedeki bu  Kürt sorunu çözülürse muhakkak  PKK terörü de bitecek ve insanlar mesut ve müreffeh yaşamanın ucunu yakalamış olacaklardır.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.