Londra'dan Şam'a

13.07.2013 21:00:48
A+ A-

Londra’nın bir caddesinde el ele yürüyorlardı.                                                                           Bir müddet böyle yürümeye devam ettiler.
İlk başlarda sağa sola bakmıyorlardı.
Bakacak pek de bir şey yoktu zaten.
Lüks, temiz, burjuvazi sokaklardan başka hiçbir şey yoktu.
Epey yürüdüler..
Belçika, Almanya, Avusturya, Slovenya, Bosna Hersek, Sırbistan, Bulgaristan, Türkiye..
Yürüdüler.
Tüm ülkeleri bir bir geride bıraktılar..
Sonra birden hava grileşti.
Amansız bir barut kokusu.
Sıkı sıkı tutundular birbirlerine..
Elleri daha sıkı kenetlendi.
Yanlış bir yere gelmiş olmalıydılar.
Olan bitene bir anlam veremezken kendilerini orada buldular.
Şam’da..
Aslında burası yeryüzünde gelebilecekleri en doğru yerlerden biriydi.
Belki de en doğrusu.
Evet, Şam’dı bu şehrin adı..
Her yer toz duman.
Az ileride annesini kaybetmiş bir çocuk vardı.
Düşmüştü, dizlerini kanatmıştı.
Durdular, etrafa bakındılar ama tozdan dumandan göz gözü görmüyordu.
Sonra ileride bir kadının olduğunu fark ettiler.
Kız, yerdeki çocuğa elini uzattı ve çocuk uzanan o eli tutmakta tereddüt etmedi.
Sıkıca tuttu ve kalktı yerden.
Erkek, çocuğu kucağına alıp annesinin yanına götürdü ve çocuğu annesine teslim etti.
Sonra yürümeye devam ettiler.
Elleri biraz daha kenetlenmişti.
Az yürüdükten sonra yerde yatan bir çocuk daha gördüler.
Bir çocuk daha.
Bir çocuk daha.
Az ileride bir çocuk daha.
Daha ileride bir çocuk daha.
Her yer barut kokusu, toz duman..
Her yer çocuk dolu.
Annesini babasını kaybetmiş çocuklarla dolu her yer..
Anneler ve çocuklar..
Her yer anneler ve çocuklar..
Her yer barut ve duman.
Londra ve Şam..
İki başkent..
Biri emperyalizmin, diğeri acıların başkenti.
Birinin sokakları temiz, insanları kirli.
Diğerinin ise sokakları kirli ama insanları temiz.
İşte iki şehir arasındaki en önemli fark bu!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.