Madiba - İnsan hakları

10.12.2013 17:30:54
A+ A-

Doksan beş yıldır yaşayan ve özgürlük mücadelesinden taviz vermeyen NELSON MANDELA yaşamını yitirdi. Mandela'nın hayatını bir kez daha okuyunca insanın adalet ve özgürlük duyguları depreşiyor. Halkının verdiği bir lakap olan MADİLA ile anılan Mandela'yı dünya liderleri uğurluyor.

Başta ABD başkanlarının hazır bulunduğu cenaze töreninde Mandela'ya sevgi gösterileri sunuluyor. Ülkemizi ise başbakan yardımcısı Beşir Atalay temsil ediyor. Türkiye'nin bu törene sıradan bir bakışla sembolik katılım sağlaması da dikkat çekici.

Nelson Mandela özgürlük savaşçısı ve sadece siyahlar için değil de tüm dünyada adalet ve eşitlik olması için mücadele etti. Cenazesine koşan onlarca dünya liderleri diyet öder gibiler sanki. Oysa bu büyük lideri, Mandela'yı tutsak eden de yine bu dünya devleriydi. 27 yıl ! dile kolay, 27 yıl cezaevinde kalan ve  bir kez olsun davasından vazgeçmeyen Mandela'ya 27 yıl mahpusluk yaşattılar.

1990 yılında cezaevinden çıkarılan Mandela ile 32. Gün muhabiri Mithat Bereket te bir röportaj yapmıştı. Mandela;"dışarda davaya destek verilmiş olması beni ayakta tuttu" demişti. Kolay değil, çeyrek asır tutuklu kalmak zindanda.

95 bin kişilik statta yapılan cenaze törenine yoğun yağış olmasına karşın halkın statı tıka basa doldurması büyük anlam taşıyor. Yıllarca terörist olarak anılan ve terör listelerinin her zaman en üstünde bulunan Mandela'ya borçları olduğunu düşünenler geçmişin yaralarını sarabilirler mi? Zalimlerin zalimliklerinin, göstermelik sevgi törenleriyle unutulacağını düşünmüyorum. Yüzbinlerce siyah ve özgürlük savunucusu insanı öldüren, katliam yapan zalimler elbette cenazeye giderler. Ama zalimliklerine de başka ülkelerde de devam ederler.

Mandela'nın Türkiye'de kendisine verilmek için sunulan 'barış' ödülünü geri çevirmesini duygusal yaklaşımdan uzak tutup anlamaya çalışmak gerekir. Türkiye'de Kürtlere uygulanan asimilasyon-red ve inkar süreci sanıldığı gibi dış dünyadan gizlenemiyor. Kendi ülkemizde Kürtlere yapılan baskılar medya aracılığıyla örtbas edilse dahi dünyanın gözü görüyor. Mandela'yı o nedenle anlamak gerekir. Güle güle MADİLA.davan devam ediyor.DROGBAlar sayesinde de devam edecek..

*******

Bizde de özgürlük ve adalet arayan Kürtleri doğru anlamakta yarar var. Köyleri yakılan binlerce KÜRT, göçe zorlanan ve sefil duruma itilen binlerce Kürt, Dersim'de, Koçgiri'de, Zilan'da, Şırnak, Hakkari ya da bir başka Kürt nüfusun yoğun yaşadığı başka bir şehir.ROBOSKİ'de öldürülen 34 Kürt genci.en son ise Hakkari'de İHD ve Mazlum Der'in raporlarına göre 2 kişi vurularak öldürüldü. Olaylar dinmedi. Halk isyan edercesine sokaklarda.

Bizim ülkemizdeki baskılar ve ölümler, başka ülkelerde yaşansaydı Müslüman kamuoyu ve sosyalistler, sosyal demokratlar seferber olurlardı. Suriye'de, Çeçenistan'da Somali veya başka bir ülke. Kürtler eşitlik ve adalet istemekle suç mu işliyorlar? Kendi dilleriyle konuşmakla Türk kardeşlerine baskı mı uyguluyorlar.

Yasaklarla doğup büyüyen, gerilla olmakla övünç duyması sağlanan, ülkemizin neredeyse kalıcı bir öteki konumuna sokulan Kürtleri bu duruma iten neydi acaba? Zalimleri hep dışarda mı aradık? Yoksa zaten her yerde varlar mı? Terörist demekle dışladığımız Kürtleri kazanmanın zamanı geçiyor. Terörist diyerek cezaevine tıkılan önderleri kabul ettikleri Öcalan için kendini yakanlara ne demeli? Dünyanın her yerinde, kendine insanım diyen her birey adalet ve özgürlükten başka bir şey istemez. Ama her nedense sadece kendine ister. Kürtlerin hak talepleri de Alevilerin eşitlik talepleri de Müslümanların inanç özgürlüğü istemleri de ortak duygudan beslenir.

Binlerce insanın, üstelik temsilcilerin ve siyasetçilerin cezaevinde tutulduğu bir ülkede sanırım çok ta masum değiliz. Onlarca gazeteci hala tutuklu ise, avukatlar, öğrenciler ve hatta hatta çocuklar, mahpusluk yaşıyorsa Türkiye'mizde, gerisini siz düşünün.

Dışarda kalanların da çok ta mutlu olmadıklarını da düşünmeli. Soğuktan donarak ölen insanların haberini duyup ta isyan etmemek içten değil. Sobadan çıkan gaz sebebiyle ölen, sel sularına kapılarak hayatını yitiren, gaz kapsülü ile kör olan ve sokak ortasında polis kurşunu ile vurulan, nice insanlarımızı duyunca huzur bulamıyor insan.

İNSAN HAKLARI haftasının içindeyiz ve haklarımızın gasp edildi bir ülkenin vatandaşlarıyız. Barış görüşmelerinin bile sağlıklı yürütülmediği günümüzde savaş her daim kendini gösteriyor kapıdan. Doğru dürüst bir müzakere süreci de işletilmiyor. Oyalamalar zaman kabından öte gitmiyor. Seçime endekslenmiş bir barış, anlamını kaybeder. Milyonların HAK talepleri ötelenmemeli ve bir an önce anayasal güvenceye alınarak hayata geçirilmelidir.

Başka ölümler yaşanmasın diye diye katledilen gençleri suçlamak ve polise silah sıktılar deyip şiddeti meşrulaştırmak kazandırıcı olmaz.

İnsan hakları haftasında HAKLARIN önceliklerini bilmek ve buna göre adaleti işletmek gerekir. Eşitlik temelinde hazırlanmış bir anayasaya kavuşmadığımız sürece ülkemizin 'öteki'leştirdikleri, bir başka deyişle zencilerinin demokratik talepleri ve eylemleri meşru sayılır.

*İNSAN HAKLARI HAFTASInda eşitlik ve adalet arayan ve özgürlük mücadelesi veren tüm halkların ideallerine kavuşmasını diliyorum. Başta yanıbaşımızdaki ROJAVAlı Kürtler olmak üzere baskı altındaki tüm ezilenlerin özgürlüklerine kavuşması için birlik ve beraberlik içinde olunmalı.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.