Milliyetçi değilsem dinden çıkmış olur muyum Hocam?

10.03.2013 23:03:54
A+ A-

Aklı başında her Müslüman veya milliyetçilik olgusu üzerine kafa yormuş ve az çok okuma yapmış her birey İslam’da milliyetçiliğin (Kavmiyetçilik, asabiyyecilik, ulusçuluk) yasaklandığını, hor görüldüğünü ve hatta ümmetin helak olma nedenlerinden biri olduğunu görecektir. Gerek Kuran-ı Kerim’deki ilgili ayetler gerek Hadis-i şerifler gerekse İslam yaşantısının altın çağı asr-ı saadet örneği bunu açıkça teyit etmektedir.

Hz.Muhammed’in ‘’asabiyet-i cahiliye’’ olarak tanımladığı milliyetçilik üzerine şu hadisini günümüz dindarlarının kulağına küpe olmasından ziyade akıl ve kalplerine zuhur etmesi dileğiyle aktaracak olursak: “Asabiyet (kavmiyetçilik, ulusçuluk, milliyetçilik) davasına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dava uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davut, Edeb, 121) ve “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre (çok kızmak, köpürmek) kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7) .Alemlerin son peygamberi bu dünyadan ayrılmadan önceki son sözlerinde (Veda Hutbesi) dahi insanların Rabb’lerinin bir ve babalarının bir olduğunu, hepimizin Adem’in çocukları olduğumuzu, hiçbirimizin bu dünyada renk, cins ve kavim olarak üstün olmadığımızı, hangi aileden, sülaleden veya kavimden gelmiş olursak olalım bunun bir üstünlük sebebi olmayacağını söylüyordu.

Bu girizgâhın sonu olarak; mantık zemininde düşünebilme yetisine sahip herkes tüm insanlığa gönderilme, dünyevi ve uhrevi huzur ve barışı sağlama iddiasındaki bir dinin, ayrıştırıcı kavramlar olan ırkçılığa yahut milliyetçiğe karşı durması özü gereği kaçınılmazdır.

İslam coğrafyasının Hz.Muhammed’in ölümünden sonra dört halife döneminde baş gösteren daha sonra Emeviler ile devam eden, Osmanlı döneminin - tümünde olmamakla birlikte - son dönemlerinde ayyuka çıkan ve son olarak Orta Doğu’daki ve Kuzey Afrika’daki Baas rejimlerini film şeridi olarak zihnimizden geçirelim. Tüm bu tecrübelerdeki milliyetçilik meselesi ayrı ve uzun bir araştırma ve anlatım konusu olmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türk ulusu üzerine kurulması ve bu ulusun dindarlarının milliyetçilik algısının şekillenmesi meselesine gelecek olursak; Osmanlı Devleti’nde - son dönemlerini göze almazsak- Türklük (ya da Kürtlük, Acemlik, Lazlık vs.) sadece ‘’Sen kimlerdensin?’’, ‘’Hangi mahalledensin?’’ gibi muhabbetin getirdiği merak sorularının cevabının bir karşılığıydı. Türk kavramı Osmanlı’nın sön döneminde ve tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunda ise aksine bir takım etnik ve dini temellere dayanıyordu. ‘’Türk’’ kavramı Cumhuriyet Türkiyesi ile birlikte alt kavramlara da dayandırılıyordu. Türk olmanın koşulu Müslüman olmak ve aynı zamanda mezhep olarak Sünni olmaktı. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti devletinin doğumuyla birlikte Türk olmak kavramını sadece etnik açıdan değil dini ve mezhepsel olarak da düşünmemiz gerekiyordu. Bu okumayı aynı şekilde İran, Suriye ve Suudi Arabistan özelinde de düşünecek olursak; İran ve Suriye coğrafyasındaki milliyetçilik anlayışı mezhepsel olarak Şiiliğe, Suudi Arabistan’da ise vahhabiliğe dayandırılıyordu.

Türk kavramının aynı zamanda mevzu bahis belirttiğimiz alt kavramalara dayalı olarak düşünülmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde dışlanan, sindirilmeye ve asimile edilmeye çalışılan toplulukların sadece etnik değil dini ve mezhepsel olduğunu da görüyoruz. Cumhuriyet Türkiyesi’nin milliyet tanımı ve yaratımını Türk–Müslüman-Sünni parametreleri bağlamında düşünecek olursak Rumların ve Ermenilerin dini ve etnik, Kürtlerin etnik ve Alevilerin ise mezhepsel olarak devlet eliyle sindirilme ve asimile edilme projelerine bugün itibariyle daha açık mana verebiliyoruz.

İman ettikleri dinin açık ve net olarak milliyetçilik ile arasına mesafe koyduğunu görmeyen ya da görmezlikten gelen dindarlar bugün ne halde? Bu ülke Türklüğün neredeyse İslam'ın şartlarından biri sayıldığı dönemler gördü. Eğer Müslüman isen milliyetçi olmamak imkansızdı. Allah korusun yoksa dinden çıkabilirdiniz. Elbette şunu görüyoruz ki bugünün – özellikle de genç olanların – dindarlarının milliyetçilik kavramı üzerinde iyi bir gelişme olarak kafaları karışmış durumda. Nasıl karışmasın ki? Bugün Güneydoğu Anadolu’daki Kürt kökenli tarikatların Türkiye’nin dört bir yanından mensupları var ve aynı tastan çorba içerken birbirlerinden nefret etmeleri düşünülemez bile. Ak Parti’nin milliyetçilik söylemini kenara bırakma iddiasıyla (milli olanın değil) iktidara gelmesi ve din, dil, ırk gözetmeksizin herkesi kucaklama iddiasındaki söylemleri ne dersek diyelim milliyetçilik tartışmalarını alevlendirmekle birlikte tabii olarak dindarların da bu kavram üzerinde düşünmelerini ve tartışmalarını sağlamıştır. Sadece milliyetçilik değil dini olarak ‘’öteki’’ (gayrimüslim) de bundan nasibini almıştır. Bugünün dindarları artık dini ve etnik ayrımı zihinlerinden atmaya başlamış görünüyor. En önemlisi de bugünün dindar genci İslam yaşantısının en harikulade ve mükemmel dönemi asr-ı saadetin özünü yakalamayı, Hz. Muhammed’in ‘’öteki’’ye yaklaşımı ve tutumunu görmezlikten gelmemeyi seçmiş durumda. Dindarlar artık, kendilerine de bir dönem yapılan ayrımcılığı ve baskının rövanşını almış olmakla birlikte, evrensel bir insan haysiyeti ve düşüncesini yakalamaya çalışmaktadır. Bunun tezahürünü hem ülkemizde hem de dünyada görüyoruz. Bugünün dindar gençleri Che Guevara’nın hayatını okuyor, Marx’ı hatmediyor ve Aliya İzzetbegoviç’in hakkını veriyor. Bugün Rachel Corrie’nin posterleri dindar gençlerin odalarını süslemekte ve adına anma törenleri düzenlenmektedir.

Milliyetçiliğin aslında dini ve ümmeti ifade ettiği, Türk kavramının aslında bir coğrafyayı ifade ettiği ya da İslam’ı temsil ettiği (hatta diğer milletlerin temsil edemeyeceği) düşünceleri televizyonlarda tartışıla dursun pratik yaşamda artık milliyetçiliğin ya da Türklüğün kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa dayanan (sıcak sıcak Birgül Ayman Güler’in ifadeleri) kavramlar olduğu aşikardır. Bugünün dindarlarının önündeki büyük meselelerden biri olan milliyetçilik hala dindarlarca son hararetiyle tartışılmakta, dindarlar babalarının ve dedelerinin şovenist söylemlerini bir bir masaya yatırmaktadırlar. Barış sürecine girdiğimiz şu hareketli günlerde hem Türk hem de Kürt dindarlarının bu süreçte tavır ve yaklaşımlarının önemi kuşku götürmez bir gerçektir.

YORUMLAR

arzular34'e -

Ben son derece açık ve düzgün bir Türkçe ile yazacaklarımı yazdım yazı hakkında. Nezâket dışı bir tavır da yok yazdığım metinde. Senin bana cevap niteliğinde yazdığın metin ise düzgün ve titizce yazılmış ifadeler içermediği gibi, nezâketi de gözetmediğini yansıtıyor. Kimi yazdıklarımı doğru kavramadığın halde, ben sanki öyle söylemişim gibi, bana yönelik ifadelerin de var. Bana dönük yazdığın için, bunları yazmak zorunda kaldım istemeyerek.

3 1
Şunu diyor -

Bu yazı çok açık bir şekilde milliyetçiliğin artık o eski ??milli?? olana değil ırkçılığa varan bir hal aldığı söylüyor ki gayet haklı. Dikkat edilirse son paragrafta milliyetçiliğin bir toplumu,coğrafyayı ifade ettiği anlamın ise artık eridiğini ve kafatasçılağa vardığını ve ötekini dışlayan bir hal aldığını ifade ediyor. Buraya dikkat arkadaşım buradaki mesele Türk olduğunu söylemenin Müslümanlığına zarar vermesi değil kendini üstün görmenin ve diğerini aşağılayacak şekilde bir yaklaşım sergilemenin hem bu topluma hem türklüğe hem Müslümanlığına zarar vermesi. Milliyetçiliğin milli olanla ilgisi ise tıpkı sorundaki gibi bunların iki farklı kavram olduğu belli. Örneğin Che milli olanı savunmuştur peki milliyetçi midir?Yazı son derece yerinde,açık. Anlayana her yer Trabzon!

1 3
Ne diyor? -

Bir şey demek istiyor, ama tam olarak ifade edemiyor. Oradan oraya, daldan dala geçiyor, özü ifade sadedinde ise bir şey yok. Milliyetçiliği ırkçılıkla eşanlamlı saydığı ve bu algı ile ona karşı olduğu belli. 'Millî' olana karşı değil ama. Bir tek milliyetçilik anlayışı olduğu görüşünde. İslâm'ın da kendi anladığı anlamdaki milliyetçilikle bağdaşmayacağını anlatmaya çalışıyor. Bu ülkede 'Miliyetçilik demek Türklük demektir' gibi bir anlayışta olduğunu ifadelerinden net olarak çıkarmak mümkün. Böylece milliyetçiliğe karşı olduğu gibi Türklüğe de karşı. Türklüğü sadece etnik anlamda algılayanlardan olduğu açık. Yani ona göre her 'Türküm' diyen etnik aidiyetini belirtmiş oluyor sadece. Ve kendi anladığınca, Türklüğünü ifade etmiş olmakla milliyetçi olduğunu söylemiş oluyor ve bu da Müslümanlığıyla bağdaşmıyor. Yani hem Türk olduğunu, hem Müslüman olduğunu söylemek, Müslümanlığına kavmiyetçilik/milliyetçilik bulaştırmak demek oluyor yazının yansıttığı mantığa göre. Peki milliyetçiliğin millî olanla hiç ilgisi yok mu? Yahut millî olanla ilgili milliyetçilik kötü mü? Mesela 'bu ülkede etnik kökeni ne olursa olsun bütün insanlar bir milleti oluşturuyorlar' anlayışıyla bu millete ait(millî) değerlerin benimsenmesinden ibaret bir milliyetçilik anlayışı iyi değil mi? İlla etnik anlamda kimliklerle mi ifade edeceğiz kendimizi? Şimdiye kadar bu ülkede insanlar aralarında konuşurlarken "Biz Türkler..." diye her söze başladıklarında etnik kökenlerini mi belirtmiş oluyorlardı, yoksa bunu etnik bir anlam niyetiyle değil bu ülkenin insanlarına içerde ve dışarda böyle denildiği için, tarihsel bir vâkıa olarak, bir alışkanlık olarak mı ifade ediyorlardı. Aynı şekilde, 'Türk şiiri' denilince bu ülkedeki etnik bir grubun şiiri mi akla geliyordu, yoksa bütün bir ülkenin, etnik kökeni ne olursa olsun tüm insanlarımızın şiiri mi?

3 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.