Müzakereden Barışa

07.01.2013 08:03:49
A+ A-

 

Gazetecilerin 'yeni bir süreç mi başlıyor' sorusuna Başbakan Erdoğan ''hayır yeni bir süreç değil devam eden bir süreçtir'' dedi. Devam eden sürecin başlangıcı 2009 yılında başlayan ''demokratik açılım'' süreci olmalı başbakana göre.

Süreç, koşulların bütünlüğü içinde ele alınan gelişme anlamına gelir. 2009 yılında başlayan açılım süreci kendi iç dinamiklerini yaratamadı. Çünkü süreç iç dinamiklerin etkin bir role kavuşmasını zorunlu kılar. Demokratik açılım süreci siyasal iradenin kararlılığını ortaya çıkaramadı. Bir çok ikircimli tutum alışlar sürecin yol almasını engelledi.

Başbakan geçmişte ikircimli davranışlardan ders almış mıdır henüz bilmiyoruz ama geçmişle bugün arasında bir köprü kurarak devam eden bir süreçten söz ediyor. Böyle olunca biz de geçmişle bugün arasında bir köprü kurarak olması gerekenler üzerine kelam edebiliriz.

Süreç, felsefi olarak bir iç olgunlaşmayı gerektirir. Bugün ülkemizde 40 yıllık bir ilan edilmemiş savaşın yorgunluğu var. Toplumun geniş çevrelerinde, her türlü duyguların kışkırtılmasına karşın hala barış umudunun yitirilmediğini görebiliyoruz.

Ne ki gerek MİT Müsteşarının Öcalan ile görüşmeleri, gerekse BDP'li vekillerin İmralı ziyareti geçmişteki demokratik açılım sürecinde oluşan heyecanı şimdi yaratmamış gözüküyor. İnsanlar temkinli bir umut içerisinde gelişmeleri izlemeyi yeğliyor. Neden?

AKP hükümeti sorunu çözmede irade gösteremedi. Oy kaygıları ile MHP tabanının duygularını okşayacak söylemleri tercih etti. Kürt sorununa demokratikleşme adımları ile yaklaşmak yerine''terörle mücadele'' konseptini uygun gördü. Kürt siyasetinin legal temsilcilerini itibarsızlaştırmak için nobran bir dil kullandı.12 Eylül anayasasının baskıcı yasalarını değiştirmek yerine o yasalardan kendine güç toplamaya çalıştı.

Seçim beyannamelerinde verdiği sözleri yerine getirmedi. Seçim barajı indirilmedi. Tersine binlerce Kürt siyasetçi KCK operasyonları adı altında tutuklandı. Dahası BDP'li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılmakla tehdit edildi. AKP iktidarına karşı gösterilen her türlü muhalefetorantısız güç kullanılarak bastırılmak istendi. Başbakan ODTÜ olaylarının ardından konuştuğu gibi otoriter bir söylemi ve toplumun geniş kesimlerini karşısına almayı tercih etti.

Bugün görüşmelerle başlayan sürece insanların temkinli yaklaşmasının nedeni AKP'nin Kürt sorunundan kaynaklı otoriter eğilimleridir.

Ama geçmişteki tüm olumsuzluklara karşın iyimser olmak gereklidir. Çünkü Kürt sorununda denenmeyen tek yol müzakere sürecidir. Askeri çözümler demokratik açılım sürecinden de sonra denenmiş oldu. Çözümsüzlüğü arttıran etkisinden başka bir gelişme sağlayamadı. Kaldı ki bugün Kürt sorunu bir süreç olarak sadece iç etkenlerle sınırlı kalmayan dış etkenlerin de rolünün zorunluluk olduğu bir evreye girmiştir. Bu evre askeri yol ve yöntemleri değil her türlümüzakere ve diplomatik girişimleri zorunlu hale getirmiştir.

Medya patronlarından Aydın Doğan, bünyesindeki genel yayın yönetmenlerine bir mektup göndererek sürece zarar verecek bir dil kullanmaktan kaçınmayı tavsiye ediyor. Bu tavsiye bütün medya için dikkate alınması gereken bir öneridir.

Sadece medya değil başta hukümet çevreleri ve başbakan olmak üzere mecliste gurubu olan tüm partiler de siyasette çözüme zarar verecek bir dili kullanmaktan kaçınmalıdır.

Demokratik açılımla umutlanan toplumun sonrasındaki umutsuzluğunu, hayal kırıklığını ve psikolojik travmasını hangi sözler iyileştirebilir ki? Bu anlamda kullanılan dil önemli olmakla birlikte çözüm için kararlı bir siyasi irade ortaya konulması gereklidir. Toplumdaki psikolojik travmayı iyileştirecek en iyi ilaç demokratik bir çözüm sürecini ilerletebilmektir.

Bunun sorumluluğu AKP iktidarına düşmektedir. Dördüncü yargı paketi neyi içeriyor bilmesek de KCK tutuklularının salıverildiği, siyasi partiler ve seçim yasasının acilen değiştirildiği, Öcalan'ın müzakere koşullarının iyileştirildiği, olanaklarının genişletildiği ve dahası demokratik çoğulcu, eşitlikçi bir anayasanın yapıldığı bir demokratikleşme adımı ivedilikle atılmalıdır.

Başlayan görüşme ve istişare süreci olumludur. Ne ki hukümet sürecin adını PKK'ye silah bıraktırma ve terörü bitirme şeklinde yansıtırsa bu daha baştan süreci baltalayacak bir ifade tarzı olur. Eğer silahlar bırakılacaksa devlet de silah bırakmaya hazır olmalıdır. Görüşmeler sürecinde askeri operasyonların devamı bu sürece zarar verecektir.

Şu andaki görüşmelerin hedefi sadece PKK'ye silah bıraktırmak şeklinde lanse ediliyor. Peki demokratikleşme adımları bu sürecin neresindedir? En son olacak bir hedefi baştan ortaya koyarak Türk kamuoyu hazırlanmaya çalışılıyor olabilir ama ya Kürt halkını neye nasıl ikna edeceksiniz? O psikolojik travmayı en çok yaşayan Kürtlerdir. Roboski'de kar üzerinde gencecik evlatlarının kanı hala tazeliğini korumaktadır.

Bugün İmralı ile başlayan süreç bir müzakere sürecine evrilmelidir. Dahası bir barış sürecine dönüştürülmelidir. Müzakere sürecine, bu sürece etki eden tüm iç ve dış koşulların toplamı olarak bakmak gereklidir. O anlamda sürece bir toplumsal destek yaratmak için hem siyaseten kararlı olunmalı, hem de görüşmelerin genel seyri üzerine toplum bilgilendirilmelidir.

 

 

 
 
Yazar : Celal Deniz

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.