Neden hayat hergün bayram olamıyor?

07.08.2013 15:59:17
A+ A-

Çocukken komşu çocuklar arasında kavga çıkınca anneler gelir, "aa, kardeşlere vurulmaz," der, işi tatlıya bağlamaya çalışır. 
 
Sonra okula gideriz. Hep kardeşizdir özde, ama yine de kendi grubumuz oluşur kendiliğinden. Beraber oynarız, başkalarını aramıza almayız. doğum günlerine çağırmayız. Bir fark vardır aramızda, aklımız ne olduğuna belki ermez, ismini koyamayız, ama derinden biliriz.
 
Bu sıralarda değer yargılarımız gelişmeye başlar. Annemiz, babamız, abilerimiz, ablalarımız, büyüklerimiz, mahallelimiz, neyin doğru neyin yalnış, neyin kabul edilebilir, neyin edilmez olduğunu konuşurken, ister istemez biz de onları kopyalamaya çalışırız, bilinçli ve bilinçsiz olarak. Bazen ailemizin onaylamadığı arkaşlarımız olur. Onların kabul edeceği şeyleri yaparız, kabullenilmek isteriz. Gider gelir, dengemizi bulmaya çalışırız.
 
Yetişkin olduğumuzda şöyle ya da böyle, artık bir gruba, tanıma, tavra, duruşa, alt kültüre aitizdir. Ayrıcalıklı olduğumuzu hissettiğimiz konular büyür, sınırlar daralır ve katılaşır. Örnek olarak, en vatansever biz olabiliriz, en ahlaklı, en doğru, en haklı da görebiliriz kendimizi, bazen en X-çi. Böyle hissettikçe de mutlu oluruz, kendimizi sorgulamayız. Etrafımızda bize benzerleri olur. Karşılıklı sohbet eder, analizlerimiz sonucu "en X, Y, Z"in kendimiz olduğuna iyice inanırız. En ufak bir şüphenin içimizde doğup gelmesine olanak vermemek için kendi düşüncelerimizi, "en"lerimizi pekiştirecek gazeteleri, kitapları okur, yazarları, TV programcılarını alkışlar, onları da "en bilen" ilan ederiz. İçimizdeki acıma, şefkat ve sevgi duyguları yalnız "bizimkiler" ya da çok uzakta fazla tanımadığımız bize yakın olduğunu düşündüklerimiz içindir. Diğerleri? Bizim gibi olmamaları kendi suçları. Umursamayız olur biter. Bize dokunmasınlar da. Kendi kendilerine geçinip gitsinler. Eğer bizi kızdırırlarsa düşünürüz ki onlar bizim tırnağımız bile olamaz, haksızlar deriz. Bizce kesinlikle kabul edilemeyen şeyler yaparlarsa insanlıklarından süphe bile edebiiliriz. 
 
Okulda ele ele tutuşmadığımız "diğerleri"ni o zaman nasıl dışlamışsak, şimdi daha da zalimce dışlarız. Farkında olmadığımız kibir ve keyifli bir rahatlıkla kalemizde mutluyuzdur. Kalemiz ne kadar yüksek ve özgüvenimiz de o kadar tamsa, kalemizden ayrılıp başka kalelere göz atmak isteyenleri affetmeyiz. Onlar bizi "satınca" güvenimiz sarsılmasın diye daha da kalemize gömülürüz. Satıcılarla konuşmayız artık.
 
Bayramlar gelir geçer, zoraki bir iki el sıkma, kutlama. Küsler barışsın temennileri, kardeşlik öğütleri sözde kalır. Bayram biter, herkes kendi kalesine döner. Bayramdan bayrama hatırladığımız kardeşlik duyguları kalplerimizin diplerine kaldırılıverir. 
...
 
Aksi olası mı? Kalelerin duvarlarının bu kadar yüksek olmadığı, alışverişin olduğu, gitmelerin gelmelerin, günlük hayatın parçası olduğu.
Hergünün, hayatın gerçekten bayram olduğu?
 
Olası bence. Bir ufak deneme gerek. Bir kere, bir kere olsun gülümsesek, kalemizden biraz çıkabilsek, şöyle bir hava alsak. El sıkmakla kalmayıp biraz ele ele tutuşsak, başkalarının gözlerinin içine, hayatlarına bakabilsek. Diğer çocukların dünyasına, kalesine girsek. Kalplerimizin yumuşamasını hissetsek. Şaşırsak. Süphelensek. Sonra kendimizi bıraksak. Devam etsek. Devam etmek istesek. O anı ve ondan sonrakileri de, ve hayatı bayram yapalım desek. 
 
Benim umutlu, ütopik kampanyam bir an için bile ele ele tutuşabilenlerin, hayatı bayram yapmak isteyenlerin dünyası için http://chn.ge/1414Elo Kampanya bir vesile, amaç #ÖtekiDeğilBiz olmak.
 

Ne düşünürse düşünsün, ne yapmış olursa olsun insanı insan olduğu için kardeş görebileceğimiz nice günlere.

Bayramınız kutlu olsun.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.