Neden Olmasın?

13.03.2013 03:53:07
A+ A-

 

1980 Darbesi'nden önceki yıllar, Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin kendini en kuvvetli hissettiği dönemler, nifak tohumlarının daha yeni yeni atılmaya ve test sürüşlerinin yapılmaya başlandığı zamanlar. Yer Demirci Adliyesi. Bir gün önce okulda yediğimiz dayak neticesinde davacı olarak gittiğimiz Karakol'dan suçüstü koşulları uygulanıp, bir gece nezarethanede misafir edildiğimiz günün sabahı, aynı zamanda davalı olarak Cumhuriyet Savcısı'nın karşısına çıkarılmışız. Demirci'de öğrenci olayı olarak kayıtlara geçecek belki de ilk dava. Savcı'nın ilk sözü, "Demirci Demirci olalı böyle gün görmedi, herkes ayakta, Adliye'nin önünü gördünüz, ana baba günü, fitili ateşlenmeye hazır bir bomba bıraktınız Demirci'nin ortasına, ne hakkınız var bunu bu kasabaya yaşatmaya" oluyor ve devam ediyor, "Bakın Hakim de çok kızdı, eğer burada barışmazsanız hepiniz en az ikinci mahkemeye kadar içerdesiniz, sonrası da Allah kerim" diyor. Vay anasını! Biz ne yapmışız böyle? Altı üstü okula girmeye çalışan üç öğrenci, yirmi otuz kişi kadar diğer bir öğrenci grubu tarafından bir güzel dayak yemiş, normalde kimsenin ruhu bile duymayacakken, hasbelkader adalet buluruz diye işin içine polisi karıştırmışız. Oldu sana devlet meselesi. Hayır, biz kendimizi biliyoruz, o kadar ki dışarıdan bize bakan herhangi birine sorsalar bizim dayak yediğimizi anlar o derece sarih bir durum yani. İnsanın ağırına gidiyor kardeşim, mağdur olarak üstüne üstlük bir gece de nezaret, "Nerede bu adalet" diyorsunuz haklı olarak. Israr ediyoruz, çıkacağız Hakimin karşısına. Bizi mahkeme salonuna götüren askerlerden tut, içeriye alan Mübaşirin bile geçmiş olsun kardeşim dediği ortamda Hakim bey de görür her halde vaziyeti diye umuyoruz.

Hakimin ilk sözü gürleyerek, "Bana bakın, hemen şimdi burada barışır el sıkışırsanız ne ala, yok husumete devam ederseniz, atarım hepinizi içeri, orada düşünecek çok vaktiniz olur" şeklinde yüzümüze patlayınca dank ediyor acı gerçek. O anda kafamızda çakan şimşek, salona düşen yıldırım, ne derseniz deyin, hani meşhur klişe vardır ya, "Sallandıracaksın bunların birkaç tanesini, bak bakalım bir daha yapıyorlar mı?" Bizi sallandıracakları falan yoktu elbet, ama ibreti alem için öyle bir tokat atacaklardı ki, hakikaten geri kalanlar Demirci'de bir daha şikâyet bile etmeyeceklerdi hallerinden. Talimat çok açıktı: Barışın ulan! Barışılacak! Barış! Üç arkadaş konuşmaya bile gerek duymaksızın, sadece gözlerimizle anlaşarak kabul ettik barışmayı bizi dövenlerle. Diğerleri zaten dünden razı gözümüzün içine bakıyorlar. El sıkıştık hemen oracıkta. Hakim bağladı kararı, "Yaz kızım, taraflar birbirleri hakkındaki şikâyetleri geri çektiğinden davanın düşürülmesine..." Gerçekten barıştık mı peki? Evet, hakimin gazabından kurtulmak için "mış" gibi yapmıştık. Sonuç, her iki taraf davaları uğruna içeri girip çıkmış kahramanlar olarak saflarına geri dönmüştü. Bizi dövenler kendilerine daha güvenli "Bak biz her şeyi yapabiliriz, bizi içeri bile atamazlar ya da attırmazlar" aymazlığı ile dayaklarına daha ağır cürümleri eklediler. Biz ise, mağdurken bile mağrur olamamış zavallılar, bu haksızlığın daha da bilediği, daha keskin adamlar olduk. O hakime bugün kızamıyorum bile, sokak kavgası desen değil, hırsızlık uğursuzluk desen değil, kendince böyle buldu çareyi belki de.

 

Yaklaşık kırk yıl sonra niye anlattım bu hikâyeyi tekrar? Bugünlerde adına barış süreci bile diyemedikleri bir çözüm süreci yaşıyoruz malum. Anaların gözyaşları üzerinden silahların susması hedefine odaklanan, daha doğrusu sadece bu hedefle kısıtlanmış gibi sunulan, varsa da diğer yönlerinin mahcupça tali kılındığı bir süreç. Her iki tarafın hakimleri karşı tarafa "Barışın!" talimatıyla diz çöktürmeye çalışıyor. Bir de her iki taraf diğer tarafı teslim aldım edasında. Kimse gerçek mağdurlar ve kafası karışıklar için barışın, kardeşliğin, eşitliğin, bir arada yaşamanın erdemini ve faydalarını öne çıkartmıyor. Daha iyi bir yaşam, daha eşit bir yaşam, daha özgür bir yaşam ile birlikte, ortaklaşa daha büyük hedeflere yürüyeceğiz denmiyor. Naif Karabatak'ın Radikal Blog'da yazdığı gibi, "Hep bir şeylerin imha edileceğini, bölüneceğini, parçalanacağını, satılacağını düşünen önemli bir kesime, şartlandıklarının aksine bir süreç yaşanacağı, bunun asıl güzelliğini yaşayacak olanların bizden sonraki nesil olduğunu anlatmıyorlar" Halen bugünün hesapları hakim. Herkes süreç hangi yöne giderse gitsin, kendisini ayakta kalan en güçlü taraf görmenin ve göstermenin peşinde.

 

Barış için umutların var olduğu, umut kırıntılarının dahi yeterli olacağı bir kavga sürecinin sona erdirilebilmesi için bugün olanları küçümsemek, yok saymak, değersizleştirmek değil amacım. En iyi, en samimi niyetlerin heba olmaması, yarın birilerinin bilmişçesine ortaya çıkıp, "Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir" dememesi için. Yalvarıyorum, insanlarımızı bir arada barış içinde yaşamaya ikna edecek iyi şeylerden, aydınlık günlerden, kardeşlikten, bu coğrafyada gönülleri ve sevgileri paylaşmaktan, güçlerimizi birleştirmekten, ortak hedeflerden başlayalım anlatmaya. Biz bu coğrafyanın kendi sorunlarını çözmekten aciz, kendini tüketen halklarından olmayalım. Üretime ve refaha harcayacağımız değerlerimizi heba etmeyelim, ortak yaşam ile yücelteceğimiz insanlığımızı, insanlara sağlayacağımız refahı yeni nesillere bırakacağımız barışın mirası üzerine bina edelim. Dünün karanlığını hepimiz çok iyi biliyoruz, dünün bugünü nasıl olumsuz etkilediğini yaşadık, yaşıyoruz. Bari geleceğimiz için bugünün hesaplarından vazgeçelim. Bütün yaşananlara rağmen insanlarımız halen bir arada yaşamayı başarabiliyorlarsa, büyük bir şansımız var demektir.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Barışın Dili -

Geçmişte Ülke'nin bölünmez bütünlüğü, misak-ı milli nutukları atarak ateşi körükleyenler, bugün gelinen nokta karşısında hiç olmazsa bir zamanlar kendi söylemlerine sahip çıkıp barış dilinini kuvvetlendireceklerine yeni polemikler peşine düşüyorlar. Ancak, bu çoğrafyanın insanlarının artık hamasete karnı tok. İnadına barış, inadına kardeşlik, inadına demokrasi.

0 0
Barışın Dili -

CHP Barış Sürecini hala parti içi ve partiler arası çekişme düzeyinde tutmaya devam ediyor. Gerçek manada barış dilini konuşmaya meyilli sosyal demokratların çağrısıyla yapılan son toplantının bildirisi değişen pek bir şey olmadığını gösteriyor.

0 0
Barışın Dili -

Ortak amaç ve hedefler üretmek ve bunların ancak birlikte başarılabileceğine inanmak, insanlarımızı bu ülkeye ait hissettirecek ve geleceği kurmamıza yardım edecektir.

0 0
Barışın Dili -

Barışın dili, mağdurlar, ezikler, yenikler yaratarak değil, umutlar, özgürlükler, eşitlikler yaratarak kurulur.

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.