Nefret Söylemi ve Başörtüsü Problemi

31.05.2013 21:11:19
A+ A-

Nefret söylemi kavramı diğer tüm kavramlar gibi ortaya çıktığı günden bu yana sürekli kapsamını genişletmektedir. Bu haliyle günümüzde, özellikle günlük hayatta, belli bir ırkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu, dini,cinsiyeti hedef alan söylemler için kullanılma imkanına sahip olsa da hala kavramın kapsamına dahil edilmeyen mevzular yok değildir. Bu konuda, özellikle Türkiye bağlamında düşünüldüğünde, akla ilk gelen konulardan biri de başörtüsü meselesidir. Nefret suçlarını yasal muameleye tabi kılan Avrupa ülkelerinde başörtüsü probleminin nefret suçu olarak değerlendirilmemesi günümüzde bu konunun genel anlamda geri planda kalmasına sebep olmuştur.

     Ben de burada Türkiye'de kronik bir hal almış olan, yeni düzenlemelerle bir nebze aşılmış olsa da günlük hayatta hala sorun teşkil eden başörtüsü probleminin nefret suçu ile ilişkisini örnekler üzerinden anlatmaya çalışacağım.

    Geçmişten günümüze özellikle Fransız ihtilalinden sonra kurulan devletlerde modernizasyon sürecinin bir gereği halini alan toplumsal norm belirleme ihtiyacı hayatlarımıza da egemen olmaya başlamıştır. Başka bir deyişle toplumun bir mühendis edasıyla standardize edilmeye çalışılmasıdır söz konusu olan. Bu açıdan bakıldığında standardize edilen Türkiye kadın toplumu normal olan ve normal olmayan, yani patolojik olan, şeklinde 2ye ayrılmaktadır. Ve bu ikisi arasındaki ayrımın yapılması, normal olmayanın toplumsal hayattan dışlanmasına sebep olmaktadır. İşte başörtülü kadınlara yönelik nefretin temel sebebi de bu kadınların yaratılan standartlara uymamasıdır. Modern devlet kadınının başı açık, sarışın, döpiyesli betimlenmesi ve bu görünüme uymayan kadının genel anlamda" günümüz kadını" olmaması onun modern ya da ilerlemeye ayak uyduramayan,"geride kalan" olarak görülmesi yanılgısına sebep olmaktadır. Bu yanılgının bir sonucu olarak başörtülü bir kadının okuması,doktor,mühendis,mimar ya da hakim olması tuhaf karşılanmaktadır.İndirgenmiş olan kadın ondan beklenenin üzerinde bir şey yaptığında ya engellenmekte ya da üstün başarı gösterdiği için tebrik edilmektedir. İşte bu noktada İngiliz gazeteci Yvonne Ridley'in hikâyesine değinmekte fayda var.1959 da doğan ve hayatına İngilterede devam etmekte olan Ridley,11 Eylülün ardından Afganistan'a gizlice girdikten sonra rehin alınan Sunday Express gazetesi muhabiridir. Taha Kıvançın aktardığına göre Ridley, serbest kaldıktan sonra kendisini rehin alanlara verdiği sözü tutarak İslam'ı inceler ve Müslüman olmaya karar verir. ancak bu kararı ona umduğundan daha pahalıya mal olur.Başörtüsü taktığı günden itibaren hayatında asıl değişiklikler başlar.Eskiden kendisini tebessümle karşılayan taksi şoförleri artık yüzüne bile bakmamaktadır.Hatta soğuktan tir tir titrerken bile arabalarına almamaktadır.Başka bir İngilizce konuşabildiği için tebrik edilir,gittiği lokantalarda garsonlar ona işitme ya da anlama engelli gibi davranmaktadır.Yanında başı açık bir arkadaşı varsa ona Ridley'in velisi gibi davranılmakta onun ne yiyeceği başı açık arkadaşına sorulmaktadır.Ridley'in kendi ifadeleriyle başını kapattıktan sonra ona "sanki gerçek biri değilmiş" gibi davranılmaktadır.

    Modern Türkiye'nin en büyük utançlarından biri olan ikna odaları da başörtülü kadınları öteki haline getirmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün rahat bir şekilde tartıştığımız, konuştuğumuz bu konunun ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını görmek başörtüsü problemini anlamak açısında önemlidir.

     Bir dönemin darbe yiyen hayatları olarak kabul edebileceğimiz ikna odalarına alınan başörtülü üniversite öğrencilerinin yaşadıklarını mağdurların ağzından aynen aktarmak en iyisi olacak.İkna odasında yaşadıklarına anlatan Hanife Gökdemir üniversiteye kayıt için gittiğinde eylem yapan bir grupla karşılaşır.İlk önce ne olduğunu anlayamayan Gökdemir kayıt binasına girdiğinde kim olduğu bilinmeyen bir kadın tarafından birkaç başörtülü öğrenci ile birlikte "sen,sen,sen" diye işaret edilerek onlar için oluşturulan perdelerle çevrili kabinlere alınırlar.Onlardan ellerine verilen anketi doldurmaları istenir.Ankette yer alan sorular ekranda gördüğünüz sorulardır.İşte bu sorulardan sonra fişlenmenin ne olduğunu öğrenen öğrenciler anketleri doldurur ve görevlilere verirler.Bir çok arkadaşının kayıttan vazgeçerek evine döndüğünü belirten Gökdemir durumunu şu cümleyle özetler  "İnancım ve ideallerim arasında kaldım."

   Burada bir hususa daha değinmekte fayda var arkadaşlar ikna odalarında yapılmak istenen kişilerin okulda başörtüsü takmalarını engellemek değil onlara belli bir yaşam tarzını benimsetmektir. Bu yaşam tarzını benimsemeyen kızlar üniversite görevlileri tarafından aşağılanmakla birlikte çaresiz bir şekilde yaz günlerinde bile saçlarının görünmemesi için kışlık bere ve atkılarla ya da sentetik Peruklarla okula gitmiştir.     

Gördüğünüz gibi başörtüsü problemi kimine göre gülünecek kimine göre acınacak bir hal almıştır. Bu utanç günlerini geride bırakmanın mutluluğu ve tekrar yaşanmaması dileğiyle...

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.