Öcalan?ı doğru okumak ve barışı doğru anlamak

28.04.2013 22:03:01
A+ A-

Türk medyasında günlerdir yazılıp çizilen senaryoların, Murat Karayılan'ın açıklamaları ile birlikte ne kadar temelsiz olduğu bir daha ortaya çıktı. Kürtlerin barışa verdiği değeri, bir tür yenilgi psikolojisine sokmaya çalışmaları, bununla ilgili yaptıkları yayınları görünce, aslında barışmayı hazmedemedikleri bir kez daha ortaya çıktı. Barışmanın ve eşitliğin kendi ruhlarında yarattığı tahribatı Kürtlerin onursuzlaştırılması üzerinden tamir etmeye çalıştılar. Böylece Kürtlere bir şeyler bahşediyorlarmış noktasına kendilerini taşıdılar.  İktidar bu sürece mecbur kalınca, onlar da iktidarın pozisyonuna göre kendilerini konumlandırdılar. F. Gülen'in deyimi ile 'kızılcık şerbeti içtiler'.  Çünkü Kürtlerin kendileri ile eşit olacağı ihtimalini hazmedemiyorlar.  Kızılcık şerbeti içilmesi üzerine nasıl bir barış tesis edilir? Kafa yorulması gereken bir soru bu.

***

Aslında kafalarında yarattıkları bir Abdullah Öcalan imgesi üzerinden yola çıktılar. Sayın Öcalan'ın barışa ve özgürleşmeye verdiği değeri anlayamadıkları için yanıldılar. Öcalan'ı can derdine düşen bir figür olarak kamuoyuna sundular.  Sonra yarattıkları bu hayali Öcalan imgesine kendileri de inandılar. Mümtazer Türköne, Öcalan'ı paşa yapıp ev hapsine çıkaralım önerisinde bulunmuştu. Fatih Altaylı ise Öcalan'ın zamanında OHAL Vali Yardımcılığına bile fit olacağını yazdı. Öcalan'ı böyle gören zihniyetin, doğal olarak Kürtlere zerre kadar saygı duymayacağı aşikârdı.

Tam da bu noktada iktidarın Öcalan ile görüşmeye başladığını açıklaması, toplumsal algı anlamında yeni bir psikolojik savaşın başlatılmasına zemin hazırladı. Öcalan ellerindeydi, canı kıymetliydi, küçük birkaç kırıntı ile Öcalan PKK'yi altın tepside kendilerine teslim edecekti. Yıllar yılı kafalarında böyle bir Öcalan yaratmışlardı. Süreç ile ilgili en küçük eleştiri getirenlere, 'işte bakın Öcalan'a karşılar' diyerek susturmaya çalıştılar. İlk heyetin Öcalan ile görüşmesi ile birlikte, MİT ve Hükümetten aldıkları, adına da çok güvenilir kaynağımdan aldım dedikleri teslimiyet şartnamelerini fütursuzca köşelerinde yazdılar. Güya Sayın Öcalan, PKK'nin kayıtsız şartsız ve silahsız, hem de 1 ay içinde çekileceğini söylemiş, Kandil'de çaresiz bunu yapacakmış söylemini öne çıkardılar. Zaten amaç örgüte silah bıraktırmak, başkaca da bir şey yok sözleri ile kendilerine savaş kazanmış bir ordunun komutanları, Kürtlere de yenilmiş bir halk muamelesini uygun gördüler.

Şimdi resim netleşti. Yaratıkları Öcalan imgesi paramparça oldu.  Yeni bir yüzyılın kurtuluş reçetesini ortaya koyan gerçek Öcalan'ı bakalım nasıl hazmedecekler?  Üstelik Karayılan yaptığı açıklamada, Kürtlerin barış isterken, devletin bu barış istemini suiistimal etmesine müsaade etmeyeceklerini altını çizerek söyledi. Silah bırakmanın söz konusu olmadığını, silahlı çekilmenin gerçekleştirileceğini belirtti. Kürtlerin bütün hakları ile birlikte, önderlerine de kavuşacakları zaman silahları gömeceklerini ifade etmesi de oldukça önemliydi. Kürtlerin sürekli barış demelerini kullanmaya çalışan veya doğru okumayan, hakları teslim edilmemiş bir halkın kabul edeceği barışın onursuz bir teslimiyet olacağını iyi anlamalılar. 

***

Kürtler silaha tapan bir halk değil. Buna mecbur bırakıldılar. Katliamlara uğradılar, vahşice öldürüldüler. Yeryüzünden silmeye çalıştılar. Birçok genci dağlara çıktı. Okullarını, aşklarını, özlemlerini, geleceğe dair kişisel düşlerini geride bırakarak, bir halkın tekrar ayağa kalkmasının mücadelesine kendilerini kattılar.  Onların anıları bu gün Kürtlerin yolunu aydınlatıyor.  Onlar, Türk halkına hiçbir zaman düşmanlık beslemediler. Kürtler, Türklerle eşit haklara sahip olsaydı zaten dağlara çıkmayacaklardı. Türk halkı, Türk medyası, Türk siyasetçisi bu gerçekliği doğru okumalı. Kürtler artık kandırılacak bir halk değil, üstelik bu çağda kandırılacak herhangi bir halkı da bulmazsınız.

AKP'nin Kürtleri kandıracağını düşünen sosyal demokrat ve solcular da artık bu gerçeği görüp, sürece omuz vermeli. Kürtler AKP ile ittifak yapıp Başkanlık Sisteminin gelmesinde taşeronluk yapacak, Kürt-İslam ittifakı oluşturacak diyen Aleviler de bir daha düşünmeli. Öcalan'ın kadınlar, Aleviler, Ermeniler ve sosyalizm için söylediği yüzlerce açıklamayı es geçip, Türk kamuoyunu sürece eklemlemek için söylediği bir sözü bağlamından koparıp, gündemde tutmak Alevilere bir şey kazandırmaz. Daha birkaç ay önce Paris'te öldürülen Dersimli Alevi Sakine Cansız'a Kürtlerin nasıl sahip çıktığı gerçeği taptazeyken, dürüst olmak lazım. PKK hareketi, mazlum halkların bileşkesinden vücut bulmuştur. Topraksız Kürt köylüsü, sosyalist Türkler, Aleviler bu hareketin ilk oksijeni olmuştur.  Alevilerin hakları için ittifak yapacağı yegâne güç Kürt hareketidir.

Asıl süreç yeni başlıyor. PKK çekildikten sonra, gerçek bir barışın mümkün olma ihtimali iktidarın atacağı adımlara bağlıdır. O gün geldiğinde, Alevi'si, solcusu, çevrecisi, Türk'ü, Sünni'si, emekçisi yani barış isteyenler Kürtlerin haklarından yana, özgür bir Türkiye iradelerini ortaya koyarlarsa, iktidar istese de, istemese de barıştan başka yol bulamayacak, üzerine düşeni yapacaktır.

 



YORUMLAR

kısa ve öz -

sevgili arkadaşım, iki kamuoyu var ortada. bu nedenle herşeyin ortaya saçılması bir şey kazandırmaz. eğer gelişmelerin satır aralarını okuyabilirsek, çözüm resmi de kafamızda flulaşmaktan kurtulur. soru şu olsun: çatışmalı süreçten daha mı kötü durumdayız? cevabıız hayır sa, tartışabiliriz her şeyi. bana yaptığın kişisel hakaretleri de yanıtlamayacağım. çünkü bunlarla vakit kaybetmemek en iyisi.

0 2
öcalan'ı doğru okumak.. -

Son günlerin daha doğru ve yerinde bir ifadeyle son yılların en popüler ve önemli konusu "barış süreci" üzerine yazılan onlarca yazıyla gerek yazılı basında gerekse de sanal alemde geniş bir tartışma zemini yaratıldı. Bu tartışma zemininde olabildiğine farklı sesler nerdeyse aynı şeyleri söyleyip duruyor. Toplumsal zemini farklı olsada tartışma zemini iki ayrı cepheye ayrışmış durumda.Bu cepheler ağırlıklı olarak "barış süreci" yanlıları ile bu süreci eleştiren karşıt diyebileceğim kesim arasında git gide kemikleşiyor. Fakat bu tartışma cephelerinin tartışmalarına konu olan bu süreç ile ilgili orta da henüz kayda değer bir bilgi ya da en azından sağlıklı bilgiler yokken nasıl oluyorda bu kesimler bu denli net ifadeler kullanabiliyorlar. okuduğum bu yazıda da öyle kendinden emin ifadeler var ki anlamakta zorlanıyorum doğrusu.Henüz kimse bu sürec içinde neyin görüşüldüğünü neyin konuşulduğunu ve neyin pazarlığının yapıldığını bilmiyorken, nedir bu ahkam kesmeler? Nedir bu kendinden eminlik? Öcalan'ı anlamak gerektiğini söyleyenler gerçekten ne kadar anlayabiliyorlar bunu anlamakta zorlanıyorum.Ortada anlayabileceğimiz, tartışabileceğimiz sağlıklı, kesin ve net ne kadarr bilgi var da anlayalım? Kamuoyu gerçekten ne kadar bilgilendiriliyor, ne kadar gerçekte ne konuşulup, tartışıldığından haberder ediliyor ki birilrini ya da söylenenleri, yapılanları anlayabilelim.

1 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.