Ölümcül Kimlikler*

26.05.2013 16:30:21
A+ A-

Son günlerde Reyhanlı olayları, Fenerbahçe-Galatasaray derbisindeki ırkçılık ve Fenerbahçe taraftarı bir gencin öldürülmesi olayları üzerine konuşulanlara bakınca, her zaman hayatımızda olan ve sayısız ölüme yol açan kimlikler üzerine genel bir bahis görmek mümkün. Bu olaylara verilen tepkilerde ciddi bir kafa karışıklığı görünse de, tepkilerde bazı ortak noktalar ve farklılıklar var, bunlara dikkat çekmek istiyorum.

Sırf Fenerbahçe formalı diye birini öldürmek

Kulağa çok gerçekdışı geliyor. Bir insan, durup dururken, hiç tanımadığı birini, sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye öldürür mü? Farkındayım, bir insanı öldürmek için daha geçerli sebepler arıyoruz. Mesela, o insanın farklı dinden, milletten, ideolojiden olması daha geçerli. 

Bu yüzden, Reyhanlı olaylarında onlarca insanı katledenler için, neden durup dururken hiç tanımadıkları insanları canice öldürdüler diye sormuyoruz. Çünkü, en azından geçerli bir sebepleri var (!). Koskoca Türkiye'nin Ortadoğu'da lider olma politikalarının maliyeti bunlar ayrıca, katlanmamız gerek. Suriye halkının, diktatörünü devirmek için girdiği meşru mücadelenin ülkemize sıçraması. Üzücü; ama Reyhanlı'daki insanları katletmek için geçerli nedenleri vardı (!). 

Otuz yıldır PKK'nın sivil ve askerleri öldürmesinde olduğu gibi; Türk ordusu ve devletinin sivil Kürt halkı yerinden etmesi, yok sayması ve Türk kimliği adına Kürt'leri katletmesinin de geçerli ve meşru bir nedeni vardı. 

O çok yüce ve şanlı Türk kimliği adına yapılmadı mı bütün bunlar? Türklük, var olan en yüce medeniyet, en soylu gerçeklik. Sırf bu masal yüzünden, katletmedik mi binlerce insanı? 

Sırf Ermeni diye düşman olmadık mı birine?

Sırf Müslüman diye nefret etmedik mi birinden?

Sırf ateist diye yakmadık mı birini?

Sırf Kürt diye öldürmedik mi birini?

Bütün bunlar hep geçerli nedenlere dayanıyordu. Bu son olan kulağa gerçek dışı geliyor; ama sırf Fenerbahçeli diye öldürmedik mi birini?

Neremiz ırkçı bizim?

Türk'ün şanlı tarihi o kadar büyük, o kadar kapsayıcı, o kadar hoşgörülü ki, hiçbir zaman ırkçılığa eyvallah etmedik. En yüce ırk nasılsa biziz, birini ne zaman aidiyetinden dolayı dışladık, aşağıladık. öldürdük?

Kürtler için 'şöyle böyle' dediğimizde bizi ırkçılıkla suçlayanlara; benim de Kürt arkadaşlarım var, nasıl ırkçı olurum, demedik mi?

Futbol maçında ırkçı küfürler ettiğimiz için suçlandığımızda, yanımıza siyahi arkadaşımızı alıp, bakın benim zenci arkadaşlarım da var, benim nerem ırkçı, demedik mi?

Neremiz ırkçı bizim allah aşkına? 

Hepimizin eline kan bulaştı

Sanki düşmanlığı yeni keşfediyoruz. Sanki ilk defa birisi ırkçı bir harekette bulundu, sanki ilk defa birisi sırf kimliğinden dolayı birini öldürdü. Algılarımızı şekillendiren, neyin normal ve meşru, neyin gayrimeşru ve anormal olduğuna karar veren kurum, uzlaşıdır (consensus). Eğer çoğunluk bir şeyi onaylar ve o yönde eyleme giderse, bunu meşru kabul ederiz. O yüzden 1930'ların Almanya'sında Nazi olmak normal olandı. Bugün, ileri bir tarihten ve olayların dışından baktığımız için, o dönemki Alman toplumunun ne kadar körleştiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Peki ya kendi gerçekliğimiz? Hadi geçmişi bırakalım, bugünkü gerçekliğimiz?

Yeterince körleşirsek, yapamayacağımız şey yok. Sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye birini öldürmek zor değil, çok olası, hiç mi hiç gerçek dışı değil. Aynı mantıkla, sizce Iphone kullanan birinin, telefonuyla otobüs durağında beklerken, Blackberry'li bir grubun saldırısına uğraması çok mu saçma ve gerçek dışı? Türkiye'nin herhangi bir kentinde, Barcelona taraftarları, Real Madridlilerin saldırısına uğramaz mı?

İşin özü şu. Gruplar ve kimlikler, iki ucu keskin bıçak. Mevcut sosyal psikoloji, aidiyetin psikolojik bir gereksinim olduğunu ve sağlıklı olduğunu söylüyor. Ancak aynı aidiyet gereksiniminden kaynaklanan kimliklerimiz, ölümcül hale de gelebiliyor. Maalesef kimlikleri ölümcül hale getirenler de, başta kimlik politikası yürüten siyasetçiler olmak üzere medya, eğitim ve 'kabul gören' kimliğin propagandasına dayanan, görünürde meşru - ama başka bir bakışla, tamamen irrasyonel- günlük hayatımız. Her gün yaptığımız şeyler, konuştuğumuz şeyler, konuşmadığımız şeyler, yani biz, hepimiz. 

Franz Ferdinand öldürülmese, dünya savaşı çıkmazdı diyebilir misiniz? Saddam'ın kitle imha silahları olmasa (!), Amerika Irak'a girer miydi hiç?

Maalesef, Fenerbahçeli genci, Galatasaraylı genç öldürmedi, biz öldürdük. Savaşın koşulları zaten oluşmuş, oluşturmuşuz kendimiz, irademizle. Peki bunu oluşturan kim? İki takımın taraftarları mı? Hayır. Daha doğrusu, asıl suçlu onlar değil. Bunu oluşturanlar, başta iki takımın yöneticileri, teknik yönetimleri, oyuncuları, federasyon, spor basını, yorumcular, sporu yönetenler, derbilerdeki deplasman yasağı, kısacası, yanyana maç izleyen rakip takım taraftarlarının sağlıklı kimliklerini, ölümcül hale getirenlerin hepsi.

Aynı zihniyet işte içimize işlemiş olan. Bebekten katil yaratan zihniyet bu işte. O bebeğe dünyayı, bizi ve onları öğreten bu zihniyet, yani biz. o bebeği kendi düşmanlıklarımızı empoze ederek büyüttüğümüz masallarımız onun eline o silahı veren. Yine aynı zihniyet, o masalları sorgulamayı da yasaklayan, cezalandıran.

Tekrar soruyorum, tüm ciddiyetimle,  zerre kadar ironi barındırmadan. Herhangi biri bana, 'Blackberry'liler, sırf Iphone'u olduğu için bir genci bıçakladılar' şeklinde bir haber görmeyeceğimizin garantisini verebilir mi? 

Ne yapacağız peki?

Peki, örneğin Fenerliler'le Galatasaraylılar dost olduğunda, bu düşmanlığı gömdüklerinde sorun bitecek mi? Hayır!

Benim gerçeklik algım ve kimliğim, bir başkasınınkini küçümsemeyi gerektirmediği gibi, onu aşağılamayı, yok saymayı ve yok etmeyi de gerektirmez. Bunun yolu da, birbirini anlamaktan ve hoşgörüden geçiyor. Hani o yüzyıllarca topraklarımızda var olan Osmanlı hoşgörüsü gibi. Herkesin barış içinde bir arada yaşadığı gibi.

Kendi gerçekliğimizi verili ve mutlak kabul etmemek; asıl mesele bu. Bundan birkaç yüzyıl önce, değişik milletlerden insanların birbirleriyle düşman olacağı ve birbirlerini katledeceğini söyleseydiniz kimse inanmazdı. Belki dinler gelmeden önce, aynısını dinler için söyleseydiniz yine kimse inanmazdı. 

Bunlar yerleştiği için kimse garipsemiyor, ama futbol taraftarlarının birbirini öldüreceğini söyleseydiniz, herhalde yüz sene önce kimse inanmazdı buna. Sırf bu yazıyı okurken, cep telefonu sahiplerinin birbirini öldüreceğine inanmadığınız gibi.

Barış istiyorsak, anlamamız gereken önemli bir şey daha var. Barış da, insan hakları da bizim icat ettiğimiz kavramlar ve pozitif değerler yüklediğimiz kavramlar. Ama barış hiçbir zaman hazır gelmiyor, barışa ulaşamıyoruz, çünkü barış için mücadele etmek savaşmaktan daha zor.

Kürtleri, Fenerlileri, Suriyeli mültecileri, dinsizleri, doktorları, falanca cep telefonluları düşman bilmek, onları suçlamak, her olayda suçu onlara atmak ve genellemek çok kolay da ondan barış yok. Maazallah, birbirimizi anlamaya çalışırsak onları da severiz falan, neme lazım. Bir Fenerli bir Cimbomlu'yu sever mi hiç? 

Bizim kültür bu hale getirildi, ama çözümü yine bu kültürde aramak zorundayız. Biz gönlü geniş, vicdanlı bir kültür olmakla övünürüz, misafirperverliğimizi her fırsatta dile getiririz. İşte çözüm orada. Nedir bizi dünyanın bir ucundan gelenlere karşı misafirperver yapıp da komşumuza düşman yapan? 

Artık gönlümüzün o kadar da geniş olmaması. gözümüzün kendimiz dışındakilere körleşmesi, kulağımızın sağırlaşması. Biz, gönlüyle bilen bir kültürüz. Bunun yolu kendi kimliklerimize iyice sığınmak, safları sıklaştırmak değil. Bunun yolu gözümüzü, kulağımızı ve en önemlisi gönlümüzü diğerlerine de açmamız.

Gönlümüzü açmak diğerlerini kendi evlerimize, mabedlerimize çağırmak değil, başkalarınınkine gitmek. Müslümanların herkesi 'hak' yoluna çağırması değil, kiliselere, sinagoglara gitmeleri demek; Fenerbahçe stadını Fenerlilerle doldurup Galatasaray'lıları stada almamak değil, Fenerbahçe maçına Fenerbahçeli seyircileri almamak, Fenerbahçe stadını Galatsaraylı seyircilerle doldurmak demek. Hem Suriye'de katledilen bebeklere, hem de kendi memleketimde katledilenlere aynı anda ağlayabilmek; daha önemlisi acıları yarıştırmamak demek. İşte o zaman kirlerimizden arınmış oluruz, işte o zaman geçmiş katliamlarımıza ağlayabilir, hakkıyla yas tutabiliriz. O zaman 'Hepimiz Fenerbahçeliyiz, hepimiz Galatasaraylıyız, hem de hepimiz biriz!*' diyebiliriz.

Hatay

Müslümanlar'ın, Hıristiyanlar'ın Noel'ini tebrik ettiği, Alevilerin şehrin aydınlık yüzü olduğu, en önemlisi, gönlü ve sofrası geniş insanların yaşadığı; doğup büyüdüğüm memleketim Antakya'nın bu hale getirilmesi olayın son noktasıdır benim için. Üç yıldır yurtdışında yaşayan biri olarak dönüm noktasıdır bu olay benim için. Türkiye kararını verecek, düşmanlık ve savaş için mi; yoksa barış için mi mücadele edecek. İşte beni memleketimden, ülkemden soğutan ve arkama bakmadan kaçıran bu iklimdi; bundan sonra dönüp dönmeme kararımı da belirleyecek olan da bu karardır.

 

 

1. Amin Maalouf'un kimlikler üzerine denemelerinden oluşan kitabının ismi. 

2. Farkındayım, yalnızca Fenerbahçe ve Galatasaray'a indirgedim, son günlerdeki olaylar yüzünden. Ama bu iki takımın rekabeti ve düşmanlığından daha önemlisi ve maalesef hiç gündeme gelmeyen başka bir konu, diğer takımlar. Farkında olabilirsiniz, başka futbol takımları olduğu gibi, başka milletler, başka dinler, başka insanlar da var. Kendi hatalarını ortak bir kurban ve mağduriyet algısıyla örtmeye çalışan kulüplerin yöneticileri, Hitler'in de Yahudileri aynı yöntemle tehdit gösterdiğini ve ardından gittiği yolu unutmasınlar. Cep telefonları örneğinde verdiğim örnek temelinde, futbol takımları arasındaki kavganın gideceği yeri o yöneticiler bile hayal edemezler. (Bu noktanın ayrıca daha derinlemesine analizini yapmak mümkünse de, bu yazıdan buna girmedim. İkinci bir yazıda bunlara da değineceğim.)

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.