Ortadoğu'ya savaş, Avrupa'ya barış

30.08.2013 20:42:40
A+ A-

Mısır, Suriye, Libya, Irak ve Ortadoğu… Demokrasiyi kendi halkından esirgeyen, geri kalmış yönetim anlayışlarının yakın tarihimize bıraktığı kirli savaşlar;

Savaş olgusu, insanoğlunun dünyadaki ganimetleri kendi lehine çevirmek için, hegemonya dürtülerinin ağır basmasıyla kullandığı zor ve şiddettir.

Savaş, kişisel ve toplumsal çıkarların bir başka kişi ve toplumsal yapıya karşı ön planda tutulduğu, bu çıkarların insanın yok olması pahasına sürdürülmek istendiği, açgözlülüğün, doyumsuzluğun, haksızca büyümenin dışa vurumudur.

Savaş, güçlü yapıların daha çok güçlenmesine, haksız ve vicdansızca ganimet toplamaya, büyük kazançların sağlandığı silah üretiminin arttırılmasına neden olan yıkım ve yok etme hareketidir.

Savaşa neden olmak, savaşı başlatmak, savaşa zemin hazırlamak insanlık suçudur. Bu suç tarihsel sürecin her aşamasında yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Bu savaş hali, insanların egemenlik, hâkimiyet, buyurganlık, haksızlık, çapsızlık dürtüleri ve duyguları var olduğu sürece devam edecektir.

Barış ise, insanın insanca yaşayabileceği koşulların yaratılması için ön yargılardan uzak, insanı bir değer olarak gören bir bakışın yaşamın her alanda kendini göstermesidir.

Barış; insanın, ekolojik dünyanın, insani değerlerin ön planda tutulduğu, birlikte üretme birlikte paylaşma, birlikte zenginleşme fikrinin yansıttığı saygı ve sevgi anlayışıdır.

Barış; anlama, hoş görme, kin, nefret duygularından arınma, paylaşma, insanlık için üretme sanatıdır. Barış ahlaklı olmayı, sevmeyi, saymayı, mutluluğu, huzuru yakalamak için demokrat olmayı gerektiren içsel duyguların olgunlaşmasıdır.

İnsanoğlu kendini hangi safta görmek istiyorsa, geçmiş ve geleceğin kurgusunu yaparak bu tercihini yapabilir. Ya zalimlerin, aç gözlülerin, doyumsuzların yanında olacak, ya da savaşlara neden olan koşulların ortadan kalkması için insani, vicdani, ahlaki sorumluluğunu yerine getirecek.

Dünyanın her köşesinde haksız savaşlar sürmekte ve ölen insanların bir değer olarak değil, sadece sayısal bir meta olarak çetelesi tutulmaktadır. Zaten haklı savaşlar olamaz. Savaşın kim tarafından ne amaçla çıkarıldığı değil, savaşın kendisi yok oluşu ve yıkımı beraberinde getirişi nedeniyle haksız bir süreçtir.

Dünyada süper denilen güçler var. Bu güçler hep güçlü olmak isterler. Hele İngiltere ve ABD... Saddam'ın, Kaddafi'nin, Esad'ın, Arap Emirliklerinin, General Sisi'nin kendi halklarına ettikleri zulüm onlar için bir fırsat ve nimettir. Süreç içinde onların bu derece demokrasiden, insanlıktan uzak oluşlarının yarattığı boşluktan yararlanarak, zaten ganimetlerini paylaştılar.

Şimdi ise, süper denilen güçlerin kendi aralarındaki pay kapma yarışından yine mazlum halklar zarar görmekte, göç etmekte, iç savaş nedeniyle kentler, değerler ve insanlar yok olmaktadır. Beşar Esad, tek olma, halkını baskı altında tutma tercihini kullandı.

Sırtını demokrasiye ya da halkının öz gücüne dayandıracağı yerde, onu her an kendi kişisel çıkarı için satabilecek bir başka süper güce ve etrafındaki yalaka ordusuna dayadı.

Zaman kaybetmeden yüzünü halkına döneceği yerde, iç savaşa vesile oldu. Terörist dedi, düşman dedi ve top ateşine tuttu. Uyarıları, görüşmeleri süperlere güvenerek ciddiye almadı.

Babasından sonra demokrasiyle bütünleşeceği, halkıyla barışacağı umudunu yaratan Beşar Esad'ın modern görüntüsü, sosyal yaşamı ve dünyaya daha barışçı bakışı konuşulurken, etrafını saran süperlerden ve çetelerden kendini soyutlayamadı. Ve yine savaş ve yine yok oluşlar için ortam hazırladı.

Kendi kentlerini, kasabalarını ve kendi insanlarını bombalayacak kadar alçalışa geçti. Esad; insan değerini ön planda tutmadığı için, gözü dönmüş süperlere zemin hazırladığı için, günümüz koşullarında insanlığın sığındığı demokrasi şemsiyesini tercih etmediği için, bugünkü iç savaşın ve ölümlerin hazırlayıcısı oldu.

Tıpkı Kaddafi gibi! Dünyanın en kaliteli petrolünü üreten ve zenginliğin içinde yüzen kaddafi, bu zenginliği kendi halkıyla paylaşacağı, huzuru sağlayacağı, halkının güvenini alacağı yerde, batı ülkelerinin liderleriyle, kendi çevresiyle mutlu azınlık yaratma tercihini kullandı. Ve süperlere zemin hazırlama tercihi, onunda sonunu hazin bir romana çevirdi.

Esad; demokrasi, barış, insan değerinin yaşatılması yerine, maalesef süperlerin oltasına takılmış durumda. Bocalıyor, çırpınıyor. Çırpındıkça da hata işliyor. Kimyasal kullanarak onarılması güç acılar yaşatıyor. 120 bin insan yaşamını yitiriyor, 1 milyonu aşkın insan da mülteci konumuna düşüyor. İnsanlık bunun neresinde?

Süper güçler ise, bir taraftan Esad'ın gitmesini engellerken, öte yandan acımasızca insan katleden ve hedeflerinin ne olduğu belli olmayan muhaliflere silah ve her türlü lojistik destek sağlayarak, savaşın sürmesini ve bir süre daha devam etmesini istiyorlar.

Suriye iç savaşında, üniformalı 30 genç asker gözleri bağlı, diz çöktürülmüş ve sırasıyla kafalarına silah sıkılarak tek tek öldürülüyorlar. Tetiği çeken ise, yine üniformalı. Yani ikisi de Suriyeli. Ha Beşar'ın askeri, ha "Allahu Ekber" diyerek insan katleden varlıklar. Sözün bittiği yer işte bu görüntüler ve sonuçlarıdır. Genç bedenler yere düşüyor. Birileri daha çok silah satsın, daha çok saltanat sürsün, daha çok egemenlik kursun adına yapılıyor. Bu görüntüler insanın kanının donduğu andır.

Darbeci General Sisi'nin, sabah namazında insanları katleden vahşi saldırısı gibi. Madımakta otelin önünde alevler içinde yanan sanatçıları, aydınları zevkle seyreden tamtamlar gibi. Roboski de yaşamaya tutunmak, geçimini sağlamak isteyen genç bedenlere yağdırılan bombalar gibi. Şam da, çocukların üzerine atılan kimyasallar gibi. Rojavada baş kesen ilkel yaratıklar gibi. Bosna da, Hersek te, Srebrenitsa da toplu katliamlar ve yarattığı acılar üzerinde ağırlaşan utanç yetiyor insanoğluna.

Hani insanlık, merhamet. Hani insan hakkı ve hukuku. Hepsi boş. Dünyayı eline geçiren güçlüler kendi insanlık dışı kurallarını uyguluyorlar hepsi bu.

Mısır, Libya, Irak, İran, Suriye ve tüm Ortadoğu yönetenleri, demokrasinin nimetlerini kendi halklarından esirgedikleri için, bu belalarla karşılaştılar. Dünya eskisi gibi değil artık. Zenginliği paylaşmayı, birlikte kalkınmayı, birlikte üretmeyi, insan hak ve özgürlüklerini uygulamayanları zalimlerin pençesine atıyor.

Mısır da, Mursi seçimle işbaşına geliyor. Hem de demokrasinin nimetlerinden faydalanarak. Demokrasinin nimetlerinden faydalanarak iktidara gelen Mursi, maalesef kendi anlayışını, felsefesini, kendi düşüncelerini tüm topluma dayatarak kapsayıcı olamıyor. Kendi eliyle getirdiği generallere esir düşüyor. Kendi halkı arasında ayırım yaptığı için, herkes için demokrasiyi tercih etmediği için, maalesef darbeci piyon Sisi gibilerine yenik düşüyor.

Mursi demokrasiyi geliştirerek ülkesine halkına ve kendi yandaşlarına daha çok iyilik yapabileceğini kestiremiyor. General Sisi ve arkasındaki güçler ise, eninde sonunda yine seçimlere gidileceğini ve Mursi'nin yaşadığı mağduriyetten sonra daha da güçleneceğini kestiremiyor.

Canlı yayında darbe yapılıyor, hem de bütün dünyanın gözleri önünde. Gizlisi saklısı yok artık. Aylar önceden, başta Necip Saviris gibi büyük sermaye ve uluslar arası güçler, ekonomik alanda istikrarsızlık yaratarak ve gizli planlar geliştirerek altyapı oluşturuyorlar.

Şafak vaktinde sokaklara tankları çıkarmak, parlamentonun etrafını sarmak yerine, tüm dünyada canlı gösterilerek, aleni darbe yapılıyor. Ve maalesef tüm dünya da seyrediyor. Bu darbe girişimine Avrupa Birliği yeni ses çıkarmaya başladı. Oda göreceli olarak. AB Ülkeleri ürettikleri silahları nasıl tüketecekler. Kendi aralarında savaşmayacaklarına göre, kendi halkına sırt çevirmiş Ortadoğu ülkelerini vuruşturacaklar elbette. Elde ettikleri ganimetleri de, kendi halklarına sunacak ve bunun adına da demokrasi diyecekler. Her şey ortada. 

Türkiye de bu tür darbeleri çok yaşadı. Acıları hala belleklerden silinemediği gibi, 33 yıldır darbe anayasasını bile değiştiremedi. Hala bu niyette olan aç gözlüler rahat durmuyorlar. Demokrasiye inanmayıp, kendilerini değiştirip dönüştürecekleri yerde, bileğini bükemediği rakibini kural dışı yöntemlerle yenmeye çabalıyorlar.

Türkiye, bu tahrik ve anlamsız iç savaşlara müdahil olmamak için, kendi geleceği, kendi halkı, kendi değerleri için olağanüstü soğukkanlı olmalı. Türkiye, Amerika'yla stratejik ortak olabilir, Ancak, bu ortaklık Suriye konusunda, Mısır konusunda bir maceraya sürüklenmesini gerektirmez.

Darbecileri destekleyen ABD'nin dümen suyuna dalmamak en hayırlısıdır. Türkiye, dünyadaki haksız gelişmelere karşı dik durmalı, darbelere ve darbecilere karşı olmalı, ancak, Süperlerin oyununa da gelmemelidir.

Kendi içinde demokrasisini geliştirmekle meşgul olmalıdır. Bu ülkelerdeki problemlerden ders çıkararak, toplumun hiçbir kesimini ötekileştirmeden, tüm toplum kesimleriyle barışık olmalıdır.

Kendi içinde , "Çözüm Süreci"nin başarıya ulaşması için çaba harcayan Türkiye'nin tek hedefi, çağdaş ve kapsayıcı bir anayasanın hazırlanarak uygulamaya geçmesi ve demokratik ilkelerle tesis edilmesi için, samimiyetini ortaya koymalıdır.

Bu suçlara ortak olmamak için, insanlığın daha fazla örselenmemesi için, savaşa prim vermemek için, aynı akıbete uğramamak için, gurur yapmadan, savaşa uzak durmak en doğru yaklaşımdır.

Tahriklere uymadan, Ortadoğu sarmalında süperlere prim vermeden, savaşların yarattığı yıkımlardan ders alarak, demokrasi anlayışını evrensel bir demokrat bakışla geliştirmek ve uygulamak esas alınmalıdır.

İnsan değerini her şeyin üstünde tutan bir bakış açısıyla, sabırlı ve olgun durmak en doğru olanıdır.

İşte; Savaş ve Barış.

Savaşlar yıkım, hüzün, yok oluş ve halklar arası kin ve nefreti büyüterek geliştirir. Barış ise; saygınlığı, huzuru, itibarı, kalkınmayı, efendiliği yaşatarak insana; vicdani, insani, ahlaki huzur verir.

 

BEDRETTİN GÜNDEŞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.