Ortak Talep: "Şiddet Artık Dursun!"

15.11.2013 13:31:37
A+ A-

Türkiye’nin son dönemde en ihtiyaç duyduğu şey, kuşkusuz, siyaset yapmak. Recep Beylerle, Bay Kemallerle, Fenerbahçeli generallerle... değil tabii. ‘Öteki’yle, ‘beriki’yle... topyekûn halde duyduğumuz bu siyaset yapma ihtiyacını bir an önce gidermemiz elzem. Bahsi geçen siyasetin şiddet dışı doğal araçlarıyla geliştirilmesi gerektiğini bilmek önemli. Sözün ve diyalogun egemen olduğu bir yöntem kullanmak ise, işimizi kolaylaştıracaktır elbet. Muhatabınızı şimdiden belirleyin, derim bu yüzden ve listenin başına da ‘şiddet eleştirisi’ni yazıverin. Zira yeni Anayasa’yı oylama sürecinde 12 Eylül Darbesi’nin olumsuz etkilerinden çok bahsettik de, gerçek anlamda bir ‘ne yapmalı’ya pek yer vermedik. Referandum üstü, Dörtyol ve İnegöl’de yaşanılanları kendi zihnimizde bildik bahanelerle geçiştirdik. Nasıl olduğu malum da, neden olduğuna bambaşka cevaplar verdik. Fakat burada daha geliştirici, zihin açıcı ve mide rahatlatıcı şeyin ‘barış’ı konuşmak olduğunu düşünüyorum ve “Şiddet artık dursun, acılar büyümesin.” talebimi tekrarlıyorum. 
 
Öyle sanıyorum ki, referandum için artık kararını vermiş seçmenin, üslubunu şaşırmışları dinlemektense, biraz nefes almaya ihtiyacı var. Hem bu aralar, negatif karşılanmayacak ve biraz durup nefeslenmemizi sağlayacak ama aynı zamanda kritik de olan bir gelişme söz konusu: “PKK, tek taraflı ateşkes ilan etti.” Bu karar, inanıyorum ki, toplumun nasır tutmuş yüreğine su serpecek. Zira nefret söylemiyle çapını genişleten çatışma ortamı ve alınan ölüm haberlerinin ardında, Türk ve Kürt analarının gözyaşlarında ses bulan bir feryat var: “Savaş istemiyoruz!”
 
Geçmişte olduğu gibi yurtiçinde ve dışında önemli ve umut verici bir gelişme olarak karşılanmasını umduğum bu ateşkes kararının, barış sürecinin derinleştirilmesi, Kürt sorununun çözümü, Türk ve Kürt halklarının kardeşliği konusunda belirleyici bir öneme sahip olduğu açık. Ancak, ateşkesin devamlılığı ve sürekliliği meselesinde PKK’nin 4 maddelik isteği kadar, Türk tarafının bu isteklere yönelik tutumu da büyük önem arz ediyor. Zira yine geçmiştekinden farklı olarak, barışçı ve demokratik çözümlere karşı ve şiddet yanlısı yaklaşımların süreci tehlikeye düşürmesine, barış umutlarını yok etmesine izin verilmemeli. Barışçı ve demokratik çözüm yollarının yerini ırkçı, şoven ve savaş yanlısı bir dalganın almaması için duyarlı olunmalı. 
 
Peki, ateşkes kararı nasıl bir intiba yarattı, dumanı üstünde bu karar nasıl bir tavırla karşılandı? PKK’nin nasıl algılandığı konusunda bir açık kapı bırakarak, aydınlarla ateşkesi konuştum.
 
PKK, 13 Ağustos - 20 Eylül tarihleri arasında geçerli olacak bir ateşkes ilan etti ve saldırıları durdurma kararının sürekli olabilmesi için 4 maddelik bir istekte bulundu. Bu istek, “güvenlik güçlerinin operasyonları durdurması, KCK operasyonunda tutuklananlar ile Kandil ve Mahmur’dan gelen PKK'lilerin serbest bırakılması, Öcalan ile müzakere sürecinin başlatılması ve yüzde 10 olan seçim barajının düşürülmesi” olarak açıklandı. Bu demektir ki, ‘tek taraflı’ ateşkeste ‘çift taraflı’ olarak alınacak pozitif tavır, çok önemli. Siz, ateşkes kararını nasıl okuyorsunuz? Yıllardır hayalini kurduğumuz demokratik siyasete katkıları olacak mı bu ateşkesin ve bu ateşkes acının dinmesi, şiddetin durması için yeterli bir gelişme mi? Bahsi geçen süreçte ve sonrasında genel tavır ne olmalı? Artık -nihayet!- barışacağımızı söyleyebilir miyiz?
 
CENGİZ ALĞAN (‘Sosyalist İşçi’ yazarı, DurDe! Girişimi sözcüsü): Çatışmaların arttığı, savaşın kızıştığı, referanduma gidilen bu süreçte ilân edilen ateşkes şimdi eskisinden daha da anlamlıdır. ‘Demokratik açılım’ın tıkandığı bir noktada ateşkes ilân etmek gerçekten de PKK’de barış yönünde adım atma iradesinin güçlü bir biçimde var olduğunu gösteriyor. Üstelik öne sürülen taleplerin hiçbirinde bir aşırılık da yok. O yüzden karşısında söylenebilecek fazla bir söz de yok. Hükümetin bu ateşkese vermesi gereken tek cevap, bu demokratik talepleri zaman geçirmeksizin, ateşkes süresi sona ermeden karşılamak, hatta daha ileri adımlarla desteklemektir. Örneğin, yerel yönetimlerin özerkliği konusunda yapılacak düzenlemelerle süreç daha ileriye de taşınabilir. Karşılıklı adımlar atılmadan barış olmaz. Barış, savaşan iki taraf arasında yapılır. Ama Türkiye’yi yönetenler bu güne kadar bu basit gerçeği kavrayamadı ya da gereklerini yerine getirmek istemedi. Bunun nedenlerini artık beş yaşındaki çocuklar bile kavrıyor. Savaşın devamından beslenen devlet kadrolarının yasadışı sayısız uygulaması ve bunlar sonucu Kürtlere reva görülen insanlık dışı yaklaşımlar her geçen gün daha fazla açığa çıkıyor. “Fırat’ın doğusunda bir kuzu kaybolsa hesabını benden sorun” diyen riyakâr zihniyet, bir yandan Kürtlerin hiçbir temel insan hakkını sağlama alacak çözümler geliştirmedi. Çünkü artık Atilla Kıyat gibi eski komutanların da dile getirdiği üzere, bugüne kadar süregelen uygulamalar devlet politikasıydı. Şimdi bu devlet politikasında, dünya konjonktürüne de uygun olarak, bir kırılma görülüyor. Elbette eski rejimin savunucuları imtiyazlarını kolay kolay bırakmayacaklar. Savaşın devamı için Dörtyol, İnegöl gibi kışkırtmalara daha sık başvurmaya çalışacaklar. Çünkü sonları yaklaşıyor. Ateşin dumanının en çok sönerken çıkması gibi, vesayetçi İttihat zihniyetinin de en çok gürültü çıkardığı zamanları yaşıyoruz. Ama umudum, o yöndeki barışa eskisinden daha yakınız. PKK ve Kürt insanı bugüne kadar elinden geleni yaptı. Şimdi sıra savaşan diğer tarafta, devlettedir. Silahların tamamen susacağı, yıllarını dağlarda geçirmiş insanların legal zeminde siyaset üretebileceği, Kürtlerin adil bir barış süreci sonucunda eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşayabileceği ve bu durumun gelen hükümetlere göre değişmeyip anayasal güvence altına alınacağı bir zemini hazırlamak, artık devletin tüm yurttaşlara karşı sorumluluğu ve görevidir. İnsanları dağdan çağırıp sonra da tutuklamakla bu işler yürümez. Kendiniz beceremiyorsanız dünyadaki örneklere bakıp bir yol haritası çizmeye çalışırsınız. Onu da beceremiyorsanız uluslararası camiadan yardım istersiniz. Yeter ki barışa niyetiniz olsun.
 
 
ALİ BARIŞ KURT (Gazeteci): Tek taraflı bu karar, özünde oldukça anlamlıyken; devletin tutumunda bir değişmezlik gözlendiğindeyse, anlamını yitirmiş oluyor. Zira devlet, katı tutumundaki sürekliliği korudukça, tasfiye niyetinden öte bir çözüm yöntemi geliştirmeyeceğini de açık ediyor. Oysa bugüne kadar, tasfiyenin çözüm yöntemi olması bir yana, çözümsüzlüğün ta kendisi olduğu da, süreci naklen izlemeyenlerce dahi kavranabilecek bir özettir. Savaş, birden fazla güç ile yapılır. Bu nedenle, beklentilerin durmadan PKK etrafında derlenmesinin ‘yeterli gelişmeler’ doğurması beklenmemeli. Türkiye ve Kürdistan'daki savaşın diğer tarafı ve asıl sorumlusu olan Türk devlet güçleri, Kürt hareketinin ilanını tek taraflı bıraktığı sürece, savaşın devamı kaçınılmazdır. Şunu söylemeliyim ki; ateşkes, ‘şiddetin sona ermesi için’ en etkili ateştir aslında. Fakat karşınızdaki güç, silaha sarılmaktan vazgeçmezse, ateşkes devamlılığını koruyamaz ama maalesef savaş korur. KCK, eylemsizlik ilanı yaptığında, barış projesini de maddelerle deklare etti. Öncelikle devletin bu maddeler dâhilinde ehemmiyet taşıyan kararlar alması şarttır. Ancak bilindik tutumundan vazgeçmemesi, PKK’nin yedinci kez ortaya koyduğu bu şansın da kaçırılması demektir. Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün “iyi şeyler olacak” söylemini unutup “ya teslim olurlar, ya da savaş sürer” mealindeki çıkışı da, açıkçası, devletin tutumunda bir değişim olmayacağı yönündeki fikrimi güçlendirdi. Bu fikirden yola çıkarsam; şu an eylemsizlik kararı alınsa da, başta devletin buna kayıtsız kalması nedeniyle, önümüzdeki süreç daha çatışmalı bir zemine kayabilir. Kürt cephesi, barışmak için elinden geleni yapıyor. Dediğim gibi, başarılı bir sonuca varılmak için, Türk devletinin ‘cesurluğu’ gerekli. Kürt hareketi bir adım attı, diğer adım sırası devlette. Ancak devlet, cesareti cengâverlik sanıp topyekûn imhaya odaklanır ve barış elini ötelerse, Kürt hareketinin zafere kadar mücadelesinden ödün vermeyeceği de görülüyor. Sadece devlet de değil; Türkiye’deki ilerici güçlerin ve ateşkes çağrısında bulunan çevrelerin de sorumluluk alarak bu süreci ‘çift taraflı’ hale dönüştürme maksadıyla aktif halde sürece müdahil olmaları gerekiyor. Bunu sadece Kürtler için değil, ülkenin genel bir demokratik yapıya kavuşması için de yapmalılar. Kanın aktığı bir coğrafyada emek sorununun tali duruma düşeceği, deneyimlere bakıldığında görülüyor. Her gün bombalar eşliğinde güne başlayan, sokaklarında panzerlerin gezindiği, neredeyse faili meçhule kurban gitmemiş yakını olmayan bir halktan söz ediyoruz. Bu, her şeyin önündedir ve her şeyden önce sarılması gereken yaradır. Türkiye'deki demokrasi güçlerinin bunu kavramadığını iddia etmiyorum ancak daha aktif müdahalelerinin gerektiği ortada. Öte yandan Türk medyasının da kışkırtıcı savaş diline son vermesi ve eylemsizlik sürecini iyi analiz etmesi gerekiyor. Maalesef, kararın ilan edildiği gündeki gazetelere baktığımızda, bu barış adımının haber değeri taşımadığını görüyoruz. Oysa Türk medyası sivil toplum örgütlerinden gelen çift taraflı ateşkes çağrılarına büyük önem vermişti. Bir taraf, bu içerikte bir kararda bulunmuş oldu. Medyanın rolü, devlet gücünü de bu minvalde adımlara zorlamak olmalı.
 
GÜLÇİN AVŞAR (Hukukçu, Çocuklar için Adalet Çağrıcıları üyesi): PKK’nin bu süreçte vermiş olduğu eylemsizlik kararını çok önemli buluyorum. Toplumun tüm kesimlerince inşasının zorunlu olduğu barış sürecine katkısı büyük olacaktır. Hele ki referandum öncesinde bunu yapmış olması aslında bir çeşit iyi niyet göstergesi olarak bile yorumlanabilir. Keza askerî kesimden gelen olumlu yorumlar da aynı şekilde çok önemli ve değerli. Çünkü çatışan tarafların silahlarını susturmadıkları bir süreçte barıştan söz etmek mümkün değil. Silahların, mermilerin, Heronların, bombaların gölgesinde, barışı savaşa ancak kurban ederiz. 4 maddelik talebin tamamının kendisine olumlu cevaplar bulabileceğini düşünmüyorum. Mesela önümüzdeki seçimlere yine %10’luk baraj sistemi ile gireceğiz diye düşünüyorum. Fakat güvenlik güçlerinin operasyonları durdurması ve yargı alanındaki talepler kendisine cevap bulabilecektir. KCK tutuklularının aylardır cezaevinde kaldıklarını da düşündüğümüzde bu talebin toplumsal alandaki cevabı da olumlu olacaktır. Bu sürecin iyi değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle demokratik açılım kapsamında atılacak adımların hızlandırılması ve KCK tutuklularının serbest bırakılması derin bir nefes almamızı sağlayacaktır. Silahların konuşmadığı, bireylerin taleplerinin dinlendiği bir sürece girmeyi becerebilirsek, (sizin tabirinizle) nihayet barışacağımızı söyleyebiliriz.
 
MARKAR ESAYAN (Gazeteci, Yazar): Açılımla birlikte önemli bir şeyi de yavaş yavaş öğreniyoruz. Öncellikle Kürt sorunu bizim tahayyül ettiğimiz ve bildiğimizden çok daha karmaşık ve belalı bir konu. Dolayısıyla bu sorunu çok daha önemsemeli ve daha disiplinli çalışmalıyız. Ancak tam da bu yeni bilginin eksikliği nedeniyle olumlu veya olumsuz her gelişmeye çok duygusal tepki veriyor, beklenti yığılmasına yol açıyoruz. Son ateşkes, bundan önceki sekiz ateşkes gibi yeni bir şiddet dalgasıyla kesilebilir de, barış sürecini bir üst faza yükseltebilir de. Barış kendini dayatıyor, halkın tamamı barıştan yana ama bir türlü sağlanamıyor. Çünkü hem PKK, hem de devletin içinde savaşın devam etmesini isteyenler var. Ancak süreci hızlandıracak cesur adımlardan da imtina ediliyor. Mesela faili meçhullerin sorumlularının yargılanması, KCK operasyonlarının sona ermesi, BDP'ye terör örgütü muamelesi yapılmaması, operasyonların sona ermesi… gibi. Diğer yandan PKK'den de Reşadiye, İskenderun gibi şüpheli saldırılar geliyor. Bunlar, barışı öteleyen durumlar. Ancak barışı arzu edenlerin mutlaka sakin olmaları, uzun soluklu bir yolda ilerlediğimizi, barıştan başka bir alternatifimizin de olmadığını kabul etmesi gerekiyor. Son ateşkesin, yukarıda bahsettiğim adımların atılmaması halinde, çok uzun soluklu olmayacağını söyleyebilirim. Hükümetin mutlaka PKK'nin silah bırakması ve Kürtlerin adalet duygularının tatmin edilmesi yönünde ciddi adım atması, PKK'nin de silahlı güçlerini sıcak temas alanlarından uzak tutması gerek. Bunun dışındaki hareketler her zaman şüpheyle karşılanacak ve tarih önünde yargılanacaktır.
 
REMZİ ÇAKIN (Gazeteci, Şair): Ateşkes veya sürmekte olan savaşın bir an önce bitirilmesi, çatışmasız ortamın sağlanması… öncelikle savaşın gerçek mağdurlarının acil bir istemidir. Ancak PKK’nin tek taraflı olarak öne sürdüğü bu taleplerin görünürde çok büyük bir anlamı ve ağırlığı yok. Zira bunca ölüm, gözyaşı ve kayıplar bu talepler içinse, bence çok vahim bir yerdedir Kürt ulusal mücadelesi! Bu talepler için silahlı bir mücadeleye gerek yok. Yani, demokratik mücadele yöntemleriyle de pek âlâ alınabilir. Ateşkes kararını elbette önemli buluyorum. Ancak görünen o ki, yine bir önceki tek taraflı alınan kararlar gibi olacak. Zira son bir-iki ay içinde olanların bu amaca çok da hizmet ettiğine inanmıyorum. Yaşanılanların bu şekilde olması, birçok çelişkiyi de beraberinde taşıyor. Ayrıca davul ve tokmağın kimin elinde olduğu ve kimler tarafından çalındığı da artık çok belli değil. Bu belirsizlik içinde barışın olacağı da muğlâkta. Fakat tabii tüm bu olumsuz düşüncelerime rağmen, çatışmasız bir ortamın doğması önemli. Bu coğrafyada yaşayan herkes için silahın ve ölümlerin olmadığı bir ortamda aklıselim düşünmek daha kolay olur. Aydınlar ve düşünenler anlam ve önem kazanır. Bu anlam ve önem de toplumsal barışı kolaylaştırır.
 
17 Ağustos 2010'da Haber Fabrikası'nda yayımlanmıştır.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.