ÖZGÜRLÜK YAŞAMIN MUTLULUĞUDUR-2-

01.12.2013 07:20:43
A+ A-

Toplumsal özgürlükler açısından Türkiye’nin durumu iç açıcı değildir. Osmanlı devletinin Anadolu’da ve o barbarlar tarafından işgale uğrayan her yerde insan erdemleri üzerinde yaptığı tahribatlar malumdur. Bu coğrafyalar incelendiğinde o toplumların ruh sağlıklarının nasıl bozulduğu görülecektir.

Osmanlı çirkeflik enkazı üzerinden kurulan Türkiye Cumhuriyeti “batı muassır medeniyeti!” seviyesine ulaşabilecek insan manzarasını yaratamadığının nedenleri doğru sorgulanmalıdır. Cumhuriyet çok ucube bir seçkinler topluluğu oluşturarak şov yapıyordu.

Yüzyıllarca sürede  bozulup kendi değerlerinden uzaklaştırılıp Şeriat rezilliğinde  insanlıktan çıkarılması bir asırda rehabilite olması mümkün değildir.

Türkiye Kürtleri kendi ulusal değerlerinden uzaklaştırıp özgür erdemlerden uzaklaştırmaya çalışırken kullandığı araçlar tepti ve Türkiye’yi vurdu. Örtülü ödeneklerle Arap misyonerliklerini yetkilendirip Kürtleri geleneksel geri toplum biçiminin karanlığına itmeye çalışırken kendisi cemaatlerin eline geçti.

Bir milletin kendisi olması için kendi değerlerine sahip olması gerekiyor. Bu değerler sosyolojinin gerçekleri oldukları için bir milleti millet yapan unsuların içindedir. Arap dinsel ve kültürel değerleri kendi değerleridir, bunun doğru veya yanlışlığı üzerinde tartışmak çok gülünç olur ve bir mana ifade etmez.

Söz konusu edilen değerler başka yerde farklıdır. Doğru olmak zorunluluğu yoktur. Çünkü doğrular değişken değildir. Su, kimya konusunda dünyanın her tarafında aynı doğrulara sahiptir ama toplumlara ait gelenekler değişkendir. Sünnet olmak İslam ve Hıristiyan toplumlarında zorunlu değildir ama Yahudilerde zorunludur. Köleci toplum gelenekçilerinin deyimiyle farzdır.

Halkların ülkelerine kast eden işgalciler kalıcı olabilmek için işgal ettikleri ülkeleri halklarını beyinlerini de işgal ederler ve kendileri gibi düşündürür, kendileri gibi yürütürler. Kendi yaşam biçimlerini benimseterek kendileri olmaktan çıkarırlar.

Kürt kendi diline sahip olup, kendi dilinde selamlaşmayı, dualarını, beddualarını, esprilerini, küfürlerini kendi dilinde yapıyorsa Kürttür. İşgalciler maddi olarak ülkeleri darmadağın edip talan ettikten sonra insanların maneviyatını da kendilerine benzetmişlerdir. Bu yüzden kişilik biçimlerinin neden olduğu sorunlar çözülemiyor.

Çürümüşlük yama tutmaz artık. Bir an evvel yalanlara dayalı yaşam değişmelidir. Değişen insan değişimci olabilir. Bu vaziyette kim neyi değiştirebilir? Değişmesi gereken aktör geriliğin ürünüdür ve acınacak durumdadır.  Elbette elimizde bu değerlendirmeleri yapmamıza neden olan gerekçeler vardır.

Özgürleşmek her yönüyle özgür olmaktır. Hem nazari ezberlerden hem de yaşamın kalıplaşıp çürümüş beş para etmez ve asırlarca kendini tekrarlayan yaşam biçiminden sıyrılabilmek için önündeki tüm engellerin kalkması gerekiyor. Günümüzde okuma yazma öğrendiği için kendini aydın sayan veya aydınların çok ilerisinde Tanrı gibi kendine yedinci katta yer bulan şizofrenlerden geçilmiyor ve bunlar siyasallaşmışlardır.

Aydın olma ve devrimci olmak bile Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşisine göre rütbeleşmiştir. Bu koşullarda bireyin ve bireylerden müteşekkil toplumun özgürleşmesi nasıl olur? Rabbimiz yukarıda korkuluk gibi gösterilirse, aşağıda asker silahını insanın kafasına dayatırsa insan bu korkuların ve korkulukların içinde nasıl başını kaldırabilir? Bu koşullarda insan zihni nasıl sağlıklı olabilir? Siyasiler ne derse desinler bu karanlık ortamlarda özgürlük erdemleri gelişmez.

Normal koşullarda doğa, iklim ve insan ilişkilerinde yaşadığımız bereketli topraklarda özgürlüğü yaşamından silip atabilecek ruhsal geriliklerin olmaması gerekiyor. Bu hastalıklı durumla yabancı kavimlerin Anadolu’ya ve Mezopotamya’ya geriliği ruhsal bir hastalık gibi topluma bulaştırdı.

Toplumların gerilemesi kısa zamanda olamıyor. Kültürler yüz yıllarca sürede oluşabildiği gibi, toplumların dejenere olması da uzun bir sürede olması mümkündür.

Bu yüzden biz alaturka veya arabesk yaşamı Kürtlerle ilişkilendiremiyoruz. Bu olaya asimilasyon diyoruz ki, asimilasyon kişilik katliamının kendisidir. İnsanın manevi kişiliğinin yok olmasıyla meydana gelen bu asimilasyon şekli insanı insanlıktan çıkarır ve yüzü kara “Erebê bêbext” yapar. Yüzü kara, gönlü kara insan kendini Kürt saymamak için ya Arap soyundan ya da Türk soyundan sayar.

İnsanın kendi iradesiyle kaderini belirlemesine özgürlük diyebiliyorsak, insanın insana sadakati köleliktir. Çünkü insan kendisi için vardır. Gözü ve kulağı devlette veya başka bir otoritede olan insanlar av tazıları gibi başkalarının tercihine göre davranır. Kölelikte yürek ilişkisi yoktur. Aldatma ile olur. Aldatılan taraf kendine karşı olan saygı bağını koparır. Bu insanın kendine karşı işlediği suçların en büyüğüdür.

Politikada genellikle insanın mağduriyeti konu edilir. Mazlum ve zalim ilişkisi işlenir. İnsan bir başkasına güç yetirdiği zaman zalim olur. Mazlum ise insanın başkasına gücü yetmediği koşullarda ortaya çıkar. O zaman mazlum ile zalim arasında sıkı bir ilişki vardır, buna biz benzeşme diyoruz. İnsanın siyasal munafıklığı budur işte. Güçlü olmadığı zamansecdede durur, güçlü olduğu zaman zayıfı ezer!

Girdiğimiz 21. Yüzyıl bu benzeşmenin deşifre olmasıyla ortaya çıkan tezatlar insanın kendini sorgulamasına neden oluyor. Bir cani insan düşünmeye fırsat bulduğu koşullarda kirli eline ve kara yüzüne bakabilir ve kendini sorgulamaya başlıyor. Bu durum insanın özgürleşmesinin engeli olarak kendi yalanının kovulması olayıdır.

Hele komediye bakın! . Güçlü olduğu zaman zalim, gücüsüz olduğu zaman mazlum ve mağdur olmanın saygı duyulacak hangi yönü vardır? Dinlerin ve politikanın bu konuya bakışı hiç de doğru değil, sahtekarcadır. Çünkü insanın zaaflarını saklıyorlar. Hastalığa neden olan bakteriyi görmezlikten gelmek gibi bir olaydır.

İnsan kendi niyetine göre bir yol arar. Bu yolun arayışı esnasında kendi çevreye uymlu hale getirerek yoluna devam eder. İyi görünme ihtiyacının sakladığı niyet korkunç olabilir. İnsan temizlenmeden özgür olamaz. Kimse insana özgürlüğü bağışlayamayacağı gibi hiçbir kişi ve sisten insanı özgürleştiremez, çünkü özgürlük ancak yaşanabilir.

Yaşanan özgürlüğün korunması için siyasete ihtiyaç duyulabilir. Burada irade temel güçtür. İnsanın insan üzerinde tahakküm hastalığına müzdarip olan siyasi liderler veya sınıflar bu iktidarları oluştururken özgürlükleri ortadan kaldırmayı saklı tutarken özgürlükleri kitleleri aldatmak için malzeme bile yaparlar.

Şimdi denenmemiş hiçbir siyasal sistem yoktur. Toplum gayet dikkatli olmaya başladı. Bu yüzden tahakküm niyeti taşıyan erkler ve siyasal biçimler gayet tedirgin olurlar. Hatta kendilerine tutsak düşmeyen bireyleri ve toplumu aptallıkla suçlarlar. Onlara göre en mükemmel şövelye kendileridir. Okyanusta bir damla bile tutmayan siyasal şablonlar onların gözünde ilm û irfandır.

 

Kani Yado

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.