Protokoldeki "Jitemci" ve barış gelirse "Keleşliler" ne olacak?

26.03.2013 18:56:23
A+ A-

 

Geçen sene bu zamanlarda PKK'yı silahla bitirme planları yapıyorduk medya ve ekranlardaki büyük uzmanlar(!) F-16'lar, obüsler ve KCK heyulasıyla meseleyi 3 ayda bitireceğine o kadar inanmıştı ki, tüm insanı ve demokratik kaideleri rafa kaldırmışlardı. Çatışma haberi sonrası BDP'yi hedefe koyup "Katil Sizsiniz" diye manşet atacak kadar benzemişlerdi çok eleştirdikleri 28 Şubatçılar'a...

Ama gelin görün ki yalnızca bizim etrafımızda döndüğünü sandığımız dünyanın, sadece küçük bir parçası olduğumuzu birileri bize çabuk hatırlattı.

Suriye'deki iç savaş ve Ortadoğu'da Abbasiler'le Emeviler dönemine geri dönüş yapan Şii-Sünni çatışması safları çabuk belli etti ve Türkiye'ye yeni Osmanlıcılık'ın boş bir hülya olduğunu gösterdi.

Kısacası Ortadoğu'nun kanlı "Arap Baharı" ile Suriye savaşı Türkiye'yi barışa ve silahsız çözüme mecbur etti.

İşler böyle tersine dönünce geçen senenin, savaşan şahinleri ve medya bir anda zeytin dalı tiryakisi güvercinlere döndü. Buna itirazımız yok, en cıvık barış destekçiliği bile savaş çığırtkanlığından daha iyidir. Ama her şeyi basit kolay gören, oldu bitti tavırlar da gerçekleri görmemizi engelliyor. Medyaya baktığımızda sanki barış yolunun çoğunu kat ettiğimiz gibi bir hava var. Halbuki ortada Öcalan'ın çağrısı gibi somut bir olay dışında pek bir şey yok şimdilik, sadece bir masa etrafında konuşmayı başardık o kadar.

Örneğin Kürt Meselesi'nin PKK'nın silah bırakmasından ibaret sanıp  bunu çözümün yüzde 99'u olduğunu ileri sürenler sayıları silahlı PKK militanlarının neredeyse 10 katı olan ve kuruldukları günden beri birçok suça karışan köy korucularının ne olacağı konusunda o kadar ciddi kafa yormuyor. Ancak koruculuğun Kürt coğrafyasında açtığı yaralar 20-30 yılda kapanmayacak kadar derin ve tehlikeli.

1985 yılından sonra yerel kuvvetler olarak sahneye sürülen köy korucularının yaratılma amacı PKK ile mücadeleydi ancak geçen 30 yıllık veriler korucuların koruculuktan başka her şeyi yaptığını gösteriyor, bölgede işlenen birçok suça iştirak ettiler.

Devlet onları PKK ile savaşmak için korucu yaptı ancak onların amacı bundan daha fazlasıydı, aşiretlerin aşiretlere, ailelerin ailelere, kardeşlerin kardeşlere üstünlük kurmaya çalıştığı bir coğrafyada korucu olmak yerel nüfusa üstünlük sağlamanın yegane yolu olarak görüldü.

Şiddet kültüründen başka eğitimi olmayan birçok insanın eline keleşlerin denetimsizce verilmesi bölgede hatırı sayılır bir silahlanmaya sebep oldu. Korucuların yaptıkları baskılara dayanamayan birçok korucu olmayan Kürt aile kendilerini korumak ve güvenlik nedeniyle bireysel silahlanmaya gitti. Bu yüzden eskiden sopayla yapılan kavgalar yerini silaha bıraktı daha fazla kan aktı. Medyaya yansıyan ama arka planı es geçilen birçok aşiret ve kan davası cinayetlerinde korucular ve silahları başroldeydi.

Devletin hem muhbir hem de silahlı güç olarak kullandığı korucular, Türkiye'nin son 30 yıllık birçok karanlık dosyasının da baş figüranlarıydı, başkaları yazdı onlar oynadı. Ölüm Kuyuları'nda, Hizbullah Cinayetleri'nde, Susurluk'ta, faili meçhullerde ve Ergenekon'da onlar hep vardı. Yani Kürtler'in en çok zarar gördüğü oluşumların hepsinde yine Kürt kökenliler maşa olarak kullanıldı, Düşünün o korucular ve itirafçılar olmasa acaba bölgede bu kadar çok faili meçhul olabilir miydi?

Yıllardır tartışılan ancak egemen güçlerin buna rağmen kadrosunu sürekli genişlettikleri korucuların cumhuriyetin en kanlı katliamlarından biri olan Bilge Köyü Katliamı'nda hem kurban hem de katil olması koruculuk sisteminin Kürtlere neler çektirdiğinin resmiydi.

Mardin'deki katliamla inkar edilemez seviyeye gelen korucu terörü aslında hep vardı. İçişleri bakanlığının verilerine göre 1985-2006 yılları arasında 5139 korucu suç işlemiş 853'ü tutuklanmış ancak sadece 264'ü hüküm giymiştir. Bu rakamlar sadece kayıtlı olanlar ve son 7 yılın verileri de dahil değil.

 

Şekilsiz kamuflajları, sırtlarına aldıkları keleşleri ile çarşı pazarda El Kaide militanları gibi dolaşan korucular yıllarca dehşet saçtı. Bilge Köyü Katliamı bile devleti koruculuk sistemini gözden geçirmeye ikna edemedi. Abdulhamid'in Kürtlere enjekte ettiği bu zehri sonrasından gelen devlet aklı da pek yararlı buldu. 

Şimdi geldiğimiz noktada boşaltılan birçok köye korucular yerleşti, topraklar silah zoruyla el değiştirdi. Korucuların devletin verdiği silah ve bürokratik destekle Kürtlere yaptığı haksızlığın boyutu Ankara ve İstanbul'dan görünmeyecek kadar derin sebep oldukları acılarsa teskin edilmesi zor bir öfke yarattı. Halen Kocasının, babasının, abisinin kemiklerine bile razı olabilecek binlerce insan var ve çoğu olanlardan korucuları da sorumlu tutuyor.

Bir gün PKK silahı bırakıp eve dönse bile Kürt coğrafyası şiddetten arınamaz, yıllarca birbirleriyle savaşan iki farklı zihniyet ve nesil helalleşmeden sorun çözülemez.

O yüzden PKK'nın silah bırakmasının her şeyi çözeceğini zannedenler silahlı korucuların ne olacağı konusunu biraz daha ciddiye almalı.

Bazıları Jitem, Hançer Timi gibi oluşumlara katılan bu kişilerin yaptıklarını Kürt halkına unutturacak-affettirecek-helalleşmelerini sağlayacak ve suçlu olanları cezalandıracak bir mekanizma devreye girmeli.

 

Zira daha 9 Mart'ta Başbakan'ın Silopi'de açılışını yaptığı termik santralin protokol bölümünde 52 infazın zanlısı olarak gösterilen adam oturuyordu.

Faili meçhul cinayetler davası kapsamında bir süre tutuklu yargılandıktan sonra serbest bırakılan eski korucubaşı Kamil Atak'ın Başbakan'ın ve bakanların da bulunduğu protokelde halen yer bulabilmesi ne tesadüf ne de göz ardı edilecek kadar basit bir olay. O fotoğrafı gördükten sonra kafam karıştı çünkü Kamil Atak gibi bir isim barışı konuştuğumuz bir zamanda halen 90'lı yıllarda olduğu gibi protokollerde yer bulabiliyorsa bu işte büyük bir yanlışlık var...

twitter.com/normalgasteci



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.