Reyhanlı katliamı ve Yeni Osmanlıcılık?ın iflası

13.05.2013 16:46:36
A+ A-

 

Hatay Reyhanlı’daki saldırıdan sonra en çok sorulan soru “kim yaptı?” sorusudur. Analizler daha çok bunun üzerinden yapılıyor. “kim yaptı” sorusu elbette önemlidir ancak “neden yapıldı” “saldırıyla hedeflenen nedir” sorularına cevap vermek daha doğru bir analiz olur. Hatta daha da öteye giderek Reyhanlı saldırısının sonuçları nedir? Sorusu üzerinde durmak gerekiyor. Bunun ilk sonucu AKP öncülüğündeki Yeni-Osmanlıcılığın İflasıdır.

Hatay’ın sınır ilçesi Reyhanlı’da 11 Mayıs 2013’te yaşanan patlama hem kapsamı hem de yarattığı tahribat bakımından dünya ölçeğinde küçümsenecek bir patlama değildir. Bu saldırı Türkiye açısından “Türkiye’nin 11 Eylüldür.” Demek yanlış olmayacaktır. Bu saldırıdan sonra Türkiye ister istemez iç ve dış politikasını gözden geçirecek, yeni kararlar alabilecektir. Bu patlamanın Türkiye’nin Ortadoğu’daki politika değişikliği/belirsizliğiyle bağlantısı vardır. İlk bakışta bu saldırıların olağan şüphelisi olarak Suriye rejimi olarak görünse ve Suriye Türkiye’ye zarar vermek için çırpınsa dahi böyle bir dönemde Suriye’nin bunu yapmasının koşulları oldukça zordur. Suriye, sıkışmış durumda olduğu için başka bir bölgesel gücün varlığını da gözden uzak tutmamak gerekiyor.

Yeni-Osmanlıcılık adı altında bölgesel güç denemesine giren Türkiye’nin bölgesel güç olma hayalinin ne kadar zor olacağı bu olayla ortaya çıkıyor. Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin gelenekselleşen Batıya dayalı çatışmasız bir Türkiye politikasını devam ettireceği görülüyor. Böylece Ahmet Davutoğlu’nun stratejik derinlik olarak adlandırdığı hayaline son nokta vurulmuştur. Başlangıçta İran’ı ve Asya’yı arkasına alarak bir nevi Selçuklu/Osmanlı hedefiyle ortaya çıkan Davutoğlu’nun ilk pratiğinde İran’ı karşısına almış olması onun stratejik derinliğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyordu. Ona göre Türkiye, İran’ı da arkasına alarak yayı iyice gerip Avrupa’ya doğru daha uzun yere atacaktı. Şimdi Davutoğlu’nun gerdiği yay parçalandı ok da kendi içine düştü. Okun düştüğü yer de Reyhanlı oldu. Aslında “kendim ettim kendim buldum” durumu desek yanlış olmaz. Galiba kendisinin endişesi olan “lime lime olmak” korkusu gerçekleşecek gibi. Her ne kadar bunu geciktirmek için PKK’yle barışı hazmetmeye hazır durumdayken bunun da onu kurtaramayacağını görmelerinin zamanı gelmiştir. AKP, aslında böyle olacağını Libya’da görmüştü ancak bunun sonuçlarını ustaca kendi halkından gizleme başarısı göstermişti. Libya yenilgisini Irak Kürdistan’ı ile ilişki geliştirerek tamire kalkışan AKP, bunun yarattığı handikabı aşabilmek için kendi Kürtleriyle de barışmayı denedi ancak bunda da net değildi. Reyhanlı’da yaşanan Türk politik iflasını halktan gizlemek için elinden geleni yapıyor, olayla ilgili yayın yasakları konuluyor. Halkın yaşadığı bu katliamın halkın geniş kesimlerince hissedilmesi özellikle engelleniyor. Bu kadar insanın öldüğü bir günde ulusal yas dahi ilan edilmemiş olması, maçların olduğu gibi devam etmesi, eğlence programlarına devam edilmiş olmasının üzerinde özellikle durulması gerekiyor. Bozgunun boyutları gizlenerek bunun gelecek seçimler üzerinde olası olumsuz etkileri zamana yayılarak unutturulmak istenilmektedir.

BDP’nin bu konudaki tavrını da eleştirmek gerekiyor. Olayın vahametini Kürtlerin de kendi içinde yaşamaları gerekiyor. Bu olayın basite indirgenip geçiştirmesine Kürtlerin alet olmaları hiçbir zaman Kürtlerin işine de gelmez. Bu konuda Kürt Siyasal hareketinin sessizliği ve bunun AKP ve hükümete verebileceği zararı dikkate alarak hükümete yönelik temkinli ve dikkatli dil kullanışı bir yere kadar anlayışla karşılansa bile bütün olarak bakıldığında bu şekilde darbe yemiş bir hükümetin bundan sonra Kürt siyasal hareketinin taleplerini yerine getirme gücünü de kaybedeceğini de görmeleri gerekiyor. Muhalefetin güçsüzlüğü ve medyanın etkisiyle ayakta kalabilen bu hükümetin giderek Kürt sorununa çözüm getirme yeteneğinden uzaklaştığını görmeleri zorunludur. Türkiye Kürtlerinin Irak Kürdistan Federe Devletinin Irak merkezi hükümeti ile anlaşmasında Amerika’nın ve İran’ın etkisini göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü bu anlaşma Irak’taki Sünnileri endişelendirmiş; kısa bir süre sonra doğrudan siyasi ve askeri Kürt kurumlarına yönelik bombalı saldırılar olmuştur. Irak Federe Kürt devleti, Türkiye’ye güven duymayacağını anlamış durumdadır. Daha önce de Maliki’nin başbakanlığını önlemek, Irak’ta bir Sünni’yi cumhurbaşkanlığına, İyad Allavi’yi başbakan yapma girişimini unutmadılar. Oyunu o zaman bozan yine Iraklı Kürtler oldular. Denklem bu hale geldikten sonra PKK-AKP birleşimi/barışının temelinin olmadığı da ortaya çıkıyor.

 Giderek belirli alanlara sıkışan Esad Türkiye’de eylem yapabilecek durumdaysa oturup düşünmek lazımdır. Suriye konusunda ABD ve Rusya arasındaki görüşmelerin olduğu bir dönemde Türkiye’nin ABD tarafından Suriye’ye yapılacak herhangi bir müdahaleyi destekleyeceklerini ve uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gibi talepler çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’ye umut bağlayan Müslüman toplumu hayal kırıklığına uğratmış olabilir. İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinden sonra İsrail’in aralıklarla da olsa Suriye’ye füze saldırısında bulunuşu arasında bağı anlamak için siyasal bilimci olmaya da gerek yoktur. İsrail’le özür konusunun Öcalan’ın Newroz’daki çağrısından kısa bir süre sonra olması üzerinde de düşünmek gerekiyor. Lübnanlı Hariri’nin Türkiye’deki yatırımları Türkiye’yi Suriye meselesine dahil ediyor çünkü Refik Hariri Suriye tarafından öldürülmüştü. Türkiye şu anda Suudi, Katar’la birlikte Sünni cepheyi temsil ediyor. Şii kökenli bir örgüt de yapmış olabilir. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik açıklamaları ile İsrail’in Suriye saldırılarının eş zamanlı olması Türkiye’yi Ortadoğu’daki İsrail ve ABD karşıtı cephenin hedefi durumuna getirmiş olabilir. Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin Müslüman Kardeşler örgütüyle ilişkileri de eskisi gibi olmayacaktır. Bu aynı zamanda AKP’nin gerilemesi anlamına da gelecektir. Bu saldırıdan en çok zarar görecekler AKP, ondan sonrası ise onunla ilişki geliştiren Kürt siyasal hareketi olacaktır. Karakteri gereği KSH’nin ABD ve Türkiye ile aynı düzlemde bulunması mümkün değildir. Bu devrimci bir tavır da değildir. Bu gün gelinen aşamada Ortadoğu’nun en dinamik ve en devrimci topluluğu Kürtlerdir. Kürtlerin mücadelesi, ABD’nin dahi politika değişikliği yoluna gitmesini sağlamıştır. Şu anda gelinen aşamada, Irak’ta, Suriye’de, İran’da Türkiye’de Kürtler şahsında şekillenen statüko sarsılmış durumda, statükonun sarsılması öncelikle Irak’ı sarsarken, şimdi Türkiye ve Suriye’yi sarsarak bu ülkelerde krizi zirveye ulaştırmıştır. Statüko güçlerinin içinde bulunduğu krizi onlara yaşatan Kürt hareketidir. Adını saydığımız bu statükocu güçler birbirine tutunmak için birçok çaba içine girdilerse bunda başarılı olamadılar. Bu durumda Kürt halkı devrimci tavrına devam ederek bölgesel güçlerin yanında yer almak durumundadır. Reyhanlı Saldırısı Kürtler ve Kürdistan için derslerle doludur öncelikle bundan birkaç gün önce Kerkük’te Kürtlere yönelik eş zamanlı saldırılarda onlarca Kürt’ün öldüğünü unutmamak gerekiyor. Bu saldırıların yarın öbür gün Diyarbakır’da, Urfa’da, Van’da olmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Ortadoğu’nun birçok bölgesinde yaşanan iç savaş sahnelerini Kürdistan’da görmek isteyen güçlerin varlığını unutmamak gerekiyor. Devrimci süreç devam ettiği müddetçe bunun Kürdistan’ın birliği ve özgürlüğünü getireceğini düşünen güçler bunu durdurmak için Kürtlerin tarihi fırsat olarak eline geçirdiği özgürlük ve birlik ruhunu yakalamalarını istememektedirler.

Suriye plakalı olmaları şüpheleri Suriye’ye yönelik olması amaçlanıyor. El Kaide olsa mutlaka üstlenirdi ya da intihar bombacısı kullanırdı. Burada tetikçiden çok tetiği kim çektirdi sorusu sorulmalı, Eylül 2012’deki Gaziantep saldırısına benzeyen yönleri var, araç bomba yüklüydü, merkezi bir yerde patlatıldı, devlet hedef alınmıştı. Bu da merkezi yerde belediye ve postaneye yönelik hedef olarak devlet gösterilmekte, Şubat ayında Reyhanlı’daki saldırı ile benzerliği yok o saldırıda daha çok Suriyeliler öldü. Yine o zamanki saldırının o sırada oradan geçebilecek bir gruba yönelik suikast de olabilir. Kürt sorununda bir adım attığını sandığı bir anda Hatay sorunu gündeme gelmiş oldu. Birileri bunu ön plana alarak Türkiye’ye mesaj göndermek mi istiyor?  

Reyhanlı, bilindiği kadarıyla mezhep olarak Sünniliğin yoğun olduğu bir ilçedir. Hatay’ın merkezi ve diğer ilçelerinde Alevi/Nusayriler de yaşamaktadır. Hatay bu anlamda küçük bir Suriye veya Lübnan’a benzetilebilir. Alevi/Sünni çatışması bu il üzerinden yapılmak istenebilir. Bu ilde başlayacak Alevi/Sünni karşıtlığı tüm Türkiye’ye yayılabilir. Kürt Siyasal hareketinin AKP’nin önderliğindeki Sünni kesimle ilişkiye geçişi Aleviler üzerine korku ve kaygı da yaratmış durumdadır. PKK ve Kürt hareketi bu korku ve kaygıya kulak vermek zorundadır. Onlar her ne kadar şimdiye kadar Kürt hareketine uzak kalsalar dahi onu karalayacak, kötüleyecek bir tavır içine de girmediler. Onlar Kürt halkının devrimci dinamiğine umut bağlamış durumdalar. Bu onların Kürtlerden savaşı devam ettirmeleri talep ettikleri şeklinde yorumlanmamalıdır. Tersine, Alevilerin esas aldıkları demokratik, barışçı siyaseti örnek almalılar.

Feyzi Çelik

13 Mayıs 2013 İstanbul

feyzice@gmail.com

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.