Reyhanlı Notları: 3

14.06.2013 04:16:46
A+ A-

Hava savunması Irak gibi zayıf olsa, ABD Suriye'yi üç günde halı gibi silkeler, sonra karadan girip işi bitirirdi. Suriye'de konuşlu Rus S-300 hava savunması beygirleri ürkütüyor. Dünyanın bir ucuna koskoca bir ordu yığmak da akıllıca değil. O zaman ne yapmak lazım? Gözünü hırs bürümüş bir taşeron lazım. Öyle ki, bu uğurda kendi halkını bile kandırmaktan çekinmeyecek biri olmalı. Tıpkı, bir vakitler İngilizler'in peşine takılıp Çanakkale'ye koşturan dominyonlar gibi, normalde düşmanlık illiyeti olmayan bir halka karşı askerlerine işgalci gömleğini giydirmekten çekinmeyecek biri lazım. İyi de, vatan savunması öyle bir şey ki, senin taşeronluk hesaplarını altüst edebilir. 700 bin değil, 1 milyon 700 bin kişilik bir ordun da olsa, birinin evine girmeye kalktığın zaman, hesap kitap çok değişir. Bu yüzden Çanakkale'de yedi düvele kök söktürmedik mi? Bu yüzden bir avuç Kuvay-i Milliye ile Yunan Ordusu'nu perişan etmedik mi? Haksızlık ve vatan savunması ile tarihsel ilişkisi böyle olan bir millete, taşeronluk yaptıramacaksınız.

...

Reyhanlı Katliamı sonrasında, Erdoğan'ın sarf ettiği "misliyle ödetiriz" sözü ne anlama geliyor gerçekten anlayamıyorum? Sanırsın bizim köyün koyunlarını yitirmişiz de, öbür köyden misliyle koyun isteniyor tazminat olarak! Suriye'yi vurunca, ölenimin yerine can mı koyacaksınız, yitirdiğim geri mi gelecek, "ödenecek olan" nedir? Hem sormazlar mı adama, "madem öyle yıllarca sivil, çocuk, bebek demeden her türlü zulmü yapan PKK'ya, Mavi Marmara katliamı için İsrail'e, Süleymaniye'de askerinin başına çuval geçiren, Muavenet zırhlını vuran ABD'ye neden ödetmiyorsun misliyle" diye? Fukaraysan, arkan yoksa, hele bir de topraklarında petrol varsa, asıl işte o zaman misliyle ödüyorsun demek ki! Öldürmenin değil, barışın ve yaşatmanın politikasını üretin artık bu topraklarda.

...

Muz Cumhuriyeti! Reyhanlı katliamı oldu, medya katliamı bıraktı FB-GS maçını gündeme getirdi. Maç sonrası 20 yaşındaki bir genç, 19 yaşındaki başka bir genci bıçaklayıp öldürdü. Medya bu sefer de, toprağa verildiği dakikadan itibaren Burak'ı unutturup, kendini bilmez yalancı ve ahlaksız birinin salladığı muzu gündemine aldı. Yarın muz ithalatçıları birliği çıkıp "höyt ulan!" dese, anında muzdan da çark edecek kadar bit yavrusu bir medyamız var! Can Baba neden kendini tutamayıp bazen argoya çeviriyordu ibreyi artık anlıyorsunuz değil mi? 

...

Fi tarihinde aldığımız Siyaset Bilimi Dersi'nde medya ile ilgili ilk ve bence en önemli tespit şuydu: 
Özgür bir medya ancak güçlü bir demokrasi geleneği olan ülkelerde söz konusu olabilir! Diğer türlü her durumda iktidar için bir payanda olacaktır. Mezun olurken basın andı okunur bizim fakültede malum, onu yapacağıma, bunu yapmayacağıma, namusum ve şerefim üzerine, falan filan... Tutamayacağımız sözleri verdirmeyin bize demek lazımmış oysa! Bunu fakültemi eleştirmek için söylemiyorum, en azından kep atarken bu mesleğin ahlaki bir zemini olduğunu son kez gençlere hatırlatmaktan ibarettir konu. Fakat, Reyhanlı sonrasında bir kez daha anladık ki, öküzün hası harmanda, basının hası ise dar günde belli oluyor! Yoksa ekmek musaf çarpsın diyerek başlasan da o işe, mesleğin mayası bozuksa eninde sonunda seni de kendine benzetiyor ne yazık ki!

...

İnsan hakları anıtı yıkılırken, aslında yıktıkları insanlıktı. O gün toplum olarak ayağa kalkmadık ve çok önemli bir raundu kaybettik. Çünkü bazı parçalar, bütünü temsil eder. Bu anlamsal bağa saldıranlar, aslında bütünü hedefler. O gün insanlık yıkılırken sustuk; böylece ODTÜ'de olan bitene de, Taksim'de olan bitene de, Roboski'de olan bitene de, Reyhanlı'da olan bitene de susmuş olduk! Saldırılan şey, kafanda ve kalbinde seni sen yapan anlam haritandır. Atatürk'e, bayrağa, ulusal bayramlara yönelik bu kin ve düşmanlık neden sanıyorsun? İnsan hakları, bilimsel doğruluk, çağdaşlık, ulusal ve tarihsel koordinatların, bunlar değiştirildiği zaman "sen" diye bir şey kalmayacağını iyi biliyorlar. Birey dediğin tarihsel ve toplumsal bir soyutlamadır çünkü. Sen sandığın şeyin içini bir kez boşalttılar mı, o kabın içini istedikleri gibi doldurabilirler artık. Bir tarafta ülke yanarken; sen elinde tesbihle, takım forması için satırla, ayfon beşle, okey masasında maymunla öylece kalakalırsın. Evrim yok diye televizyonları ve kampüsleri sirke çevirenlere ses edemez, ülkene kefen biçilirken kendin bir maymun gibi bakakalırsın. İnsan hakları anıtı yıkılırken, aslında yıktıkları insanlıktı. O gün çok önemli bir raundu kaybettik.

...

Reyhanlı Katliamı'nın üzerinden çok geçmeden Gezi Parkı olayları patladı ve geniş bir satha yayıldı. Sen Reyhanlı'ya gitmezsen, işte böyle Reyhanlı sana gelir! Korkup bilinçaltına bastırdığın, kabusun oluverir. Bence ABD'ye gitme zamanı kesinlikle hatalıydı. Belki asıl şimdi geldi gitme zamanı! Bu kitlenin kararlılığı ve öfkesinin altında biraz da kahpe bombalarla parçalanmış o bedenlerin, Fatma bebeğin acısı yatıyor. Bunu sezdikleri için, ölçüsüzce sıkıyorlar gazı. Nefret değil, düpedüz korku. İstanbul'a havadan helikopterlerle gaz atıyorlar. Düşmanlarımız değil, kendi insanımız atıyor. İlkokulda beraber okuduğun, müsamerelerde belki polis üniforması giyen kırmızı yanaklı, sevimli çocuklar yapıyor bunu. Nasıl olduysa, bir ara hayatın içinde kaybettiğimiz ve başkaları tarafından bulunan çocuklar. Tekrar yazıyorum, İstanbul'a havadan helikopterlerle gaz atıyorlar. Milenyum'a girdik ama hala bilim-kurgu tadını alamadık diyenler, kara bir bilim-kurgunun içinde bu gece İstanbul. Sonu hayra varır inşallah. Türk insanı, Türk kahvesi gibidir, ısınır ısınır birden taşar demişti bir dost. Aha da buyrun, sabır taşı çatladı, afiyet olsun. İç şimdi içebilirsen.