Savaş ve Barış

04.04.2013 18:48:01
A+ A-

 

Lev TOLSTOY’un yazdığı Savaş ve Barış romanın makale ile sadece isim benzerliği vardır, okuyucu ve romanı okuyanlar şüphesiz ki romanın konusunu bir biçimde ülkemizde yaşadığımız bu sürece bezerlikleri, roman karakterlerinin ise siyasetin aktörleri ve muhataplarına benzetmek mümkün. Ancak dediğim gibi benim vurgulamak istediğim bu değil ve sadece isim benzerliği, o yüzden de Lev Tolstoy’dan özür dilemek boynumun borcu.

Son üç haftadır ortalık toz duman halindeyken neredeyse her an yeni ve farklı bir gündemle ülke seçimler sürecine kadar gerçek ve temel sorunlardan uzak yaşamaya devam etmekte. AKP’nin Hükümete bağlı organlarla geliştirdiği ve politik yatırım haline getirdiği ‘Barış Görüşmeleri/Süreci’ politik zekadan nasibini almamış muhalefet partileri yardımıyla istediği mecrada ilerlemeye devam etmekte. AKP ilk olarak PKK ve Abdullah Öcalan’ı siyasi aktör ve figür olarak, kontrolü altında tuttuğu basın yayın organlarında ismini sürekli zikrettirerek meşrulaştırıp, toplumun büyük kesimi üzerindeki psikolojik etkiyi kırmayı başardı. Önceki ataklarında olduğu gibi duygusal hikayeler ve fotoğraflarla isimleri işleyip ‘güncelleştirip hiçleştirme’ mantığı çerçevesinde kullanmaya devam etti. Siyasi aktör olarak duran BDP ise mal burmuş mağrip gibi bu sürece nazlı gelin edasıyla sarılınca AKP açık açık bıyık altından kahkahalarla gülmeye ve uyguladığı yöntemle uzun vadede elde edeceği başarının hesaplarını yapmaya bu süreci planlamaya başlamadan çok önce hesaplamıştı bile. Önceki yazılarımda değindiğim gibi gelişen süreci kim ne şekilde bozmaya kalkışırsa kalkışsın her durumda kazanan AKP olacaktır, zira PKK ve BDP siyasetini ve siyasetçilerini çok iyi analiz eden AKP ileri gelenleri, geçmişte ve bugün BDP’de siyaset yapanların ‘yumuşak karınları’ konusunda çok deneyimli ve neler karşılığında, neleri satabileceklerini çok net biliyor.

Bunun ilk belirtisi daha görüşmeler kamuoyuna deşifre edilmeden-koster arızası nedeniyle uzun süre A.Öcalan’ın Avukatlarıyla görüşmelerinin olmadığı dönem- bu süreci boşa çıkarmaya çalışan Hasip Kaplan’ın hiç olmadık zaman ve yerde basın mensuplarına verdiği ‘görüşmelerin olduğunu biliyoruz’ açıklaması, sonrasında benzer açıklamaları BDP Milletvekili ve yetkililerinin yapmaları hatırlanır. Tabi sonrasında gelişen ve komediye dönen ‘imralı’ya ben gideyim, sen seçme ben seçeyim’ ile devam eden, görüşmeler sonrasında ise BDP tarafından basına sızdırılan, ama öncesinde kesin dille yalanlanan olaylar silsilesi alt alta sıralanınca sanırım ne demek istediğim net anlaşılır. Bu çerçevede BDP’de siyaset yapanların çapı ve seviyesinin bu süreci kaldıramayacağını göstermekte, ne Sırrı Süreyya Önder’in ‘solcu halk çocuğu’ ağızları ne de ortalık sütliman oluncaya kadar siyasete girmeye cesaret edemeyen Selahattin Demirtaş ile olacak iş değil, hani alt alta sıralandığında ‘kim olacak’ derseniz, yakından bildiğim için hiç biri ile bu sürecin ilerlemeyeceğinden yüzde yüz eminim. Bu süreci Abdullah Öcalan, PKK’nin Dağ ve Avrupa’da yaşayan düşünserl anlamda yetkin, siyaset kültürüne sahip ve en önemlisi gerçek anlamda ‘VİCDAN’ sahibi bazı kadroları tartıştırarak çözebilir. Bu sözlerime değerli okuyucu refleks gösterebilir, ancak mesleki deneyim ve ilişkilerimden dolayı bildiğim ve tanıdığım bu insanların Avrupa ve Dağda zorunlu olarak kaldıklarını, ideolojik doğrular ile gerçek anlamda halkçı düşünceye sahip demokrat olduklarını, siyaset bilimini tarafgirlik esası dışında bilimsel olarak düşünen, yaşamlarına uygulayan, ve çevrelerinde uygulanması için hayatlarını seve seve bedel olarak ödeyecek kişiler olmalarından dolayı biliyorum. Daha önce belirttiğim gibi ‘bu süreci tekrar güçlendirmeye çalışacak ve siyasi argümanları yeniden hayata geçirecek mekanizma hem Abdullah Öcalan hem de PKK’nin Siyasal Kanatlarıdır, bunların içinde ciddi düşün insanı olan yetkilileri ve kamusal alanlarında görev yapan ve birkaç elin parmağını geçmeyecek militanları olacaktır’ diyebilirim. Barış süreci bana göre gerçek aktörlerinden uzak görüşülüyor ve sonuca götürülmeye çalışılıyor, şüphesiz ki BDP’nin pratik geçmişinden dolayı yukarıda belirttiğim aktörlerle görüşülüyor ve süreç içine dahil ediliyor olabilirler, eğer böyle olursa başarı kesinlikle kaçınılmaz olur.

AKP açısından süreç sürekli olarak ‘Kazan/Kazan Politikası’ bakış açısıyla gelişiyor, iradesi dışında bile olsa süreç bu şekilde gelişiyor, bunu iktidar partisi olmanın ve aldığı oy oranına, halk desteğine güvenin yansıması olarak görmek mümkün, ancak ne olursa olsun bu işin tüm muhatapları-Muhalefet ve toplumun tüm kesimleri-ile müzakere etme zorunluluğunu unutmaması gerekir. Ne muhalefet partilerinin savaş çığırtkanlığı, ne kangren haline gelen sorunu görmezden gelme tavırları karşılığında AKP’ye bu yaklaşım ve tavrı meşru gösteremez, eğer hafızalarda yer eden meşhur ‘Balkon Konuşması’ ve hoşgörü tavrı sahibi bir parti olduğunuzu iddia ediyorsanız, mutlaka ama mutlaka olası olumsuz gelişmeleri görüp ona göre siyaset geliştirmeniz gerekir. Tabi bu süreci sabote etmeye çalışan ve her fırsatta PKK’ye ‘Savaşa Devam’ telkinleri veren, kendilerinde olmayan nohut zekalarıyla akıl vermeye çalışanlar, artık deşifre olmuş taşeron ve tetikçi sol örgütler, etnik siyaset yapanlar, ve daha burada sayılamayacak ama ortak temaları ‘savaş ve kandan nemalanan’ güruhların tavırları da dikkatle takip edilmeli ve tedbirler alınmalıdır.

Yeni gelişen ve değişen Ortadoğu mevcut durumuyla yaşayan bir Türkiye’yi haritasında kabul etmeyeceğini uzun yıllardır göstermekte, tabi bu süreci sürdüren ve baş aktörleri olan ülkelerin Türkiye ve uğraştığı temel sorun olan ‘Kürt Sorunu’ konusunda çözüm dayatmasını yaşadığımız şekilde göstermekte, önemli olan bu süreci ülke olarak ortak akıl ile çözüp atlatmak, zira bundan sonra-barış süreci bozulursa- şimdiye kadar görüşmemiş bir savaş ve şiddet kendisini gösterecektir, bunu görmek için öyle ileri görü sahibi olmaya da müneccim olmaya da gerek yok. Emperyalizm ve Küresel Ekonominin tek problemi-önümüzdeki on yıllar için-Asya ve Çin Ekonomisidir, şu anda Ortadoğu içinde yaşananlar, ya da ‘Arap Baharı’ olarak yaşananlar sadece aşama ve basamaktı, ileri plan ve çözmekle mükellef oldukları sorun Asya ve Çin Ekonomisidir.

Bu süreç içinde ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi ‘silahları bırakın, gömün’ sözleri ne de PKK’nin istediği ‘yasal güvence’ tarzı ile gelişmez, ne PKK militanları rugan ayakkabı giyip, kolalı gömleklerle arzı endam etmekten hoşlanır, ne de devlet beklendiği gibi ‘resmi’ yasa çıkarır, bu iş daha önce yapıldığı gibi yapılır, sessiz sedasız ve karşılıklı güven duygusu ile. Bu noktada güven sorgulanacak ise eğri oturup doğru konuşmak lazım, hukuk devleti içinde ve anayasa göz önünde bulundurulunca AKP’nin tartışmaya açıp konuştuğu bu konular gerçek anlamda ‘kelle koltukta siyaset’ gerektiren işlerdir, bu noktada destek bekleyen AKP siyasi kaygı ve tribüne oynama sevdası ile takdir edilme yerine taşlanmaktadır. Bunun temelinde ise ‘Türkiye’nin entelektüel/aydın/sanatçı/yazar ve siyasetçilerinin temel sorunu olan "düşünsel kabızlık" çekmeleridir. Medya aracılığı ile topluma sunulan "düşünsel yaratım" örnekleri ise derinlikli incelendiği zaman "güdümlü" ve "düşünsel ishal" örnekleridir. Bunun temel nedeni "güç/iktidar ve otorite" sözcülüğü misyonunu kendi kendilerine görev edinmeleridir.’

 Çözüm Süreci noktasında yapılan çalışmalar ve AKP’nin birlikte hareket etmek istediği ‘Akil İnsanlar’ grubu şüphesiz ki toplumun geniş kesimi tarafından kabul görmemiştir, tek tek ele alınıp tartışıldığı zaman haklılık payı çok yüksektir, zira "Akil İnsan" Listesi Tam Olarak "nakil/sakil insan" görünümündedir, bunu bir hakaret olarak söylemiyorum, ancak isteyen okuyucu ile isim isim tartışırım.

Çözüm Süreci temel olarak sadece Kürt Sorununu çözmeyecek, asıl problemimiz olan DEMOKRASİ SORUNUMUZU çözecektir, Siyasetimize ve toplumumuza gerçek anlamıyla demokrasi’yi içselleştirip yaşatırsak Türkiye, çağdaş ülke formuna nihayet kavuşacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.