Savaştan Barışa Doğru.

15.02.2013 14:13:13
A+ A-

 

Birileri birilerine soruyor, barış mı gelecek, nasıl, kara bulutların gerisinde görünüyor, lakin belli mi olur, gün akşam olmadan bir tutam umut misali yayılır ve gün doğusunda şavkı vurur dağların zirvesine.

Kulağa, yüreğe inanılmayacak kadar hoş gelen bu garip sözcük gözlere de hitap ediyor.

Savaş içinde yıllar yılı hırpalanan, inleyen, kırılmış, kırgın, yaralı bu coğrafyaya kim barışı getirirse "Nobel Barış Ödülü"nü anasının ak sütü kadar hak eder.

Cümlemiz helal ederiz sanırım.

Hem de canı gönülden helal edilir.



Uzun yıllardır süren acımasız savaş çarkı karabatak gibi pençelerini önce insanlara ve giderek tüm canlı, doğa, kültür, bir bütün olarak ne kadar değer varsa sarıp fütursuzca yuttu.

Dişleriyle öğütüyor ve tam bir hoyratlıkla almış başını gidiyor.

Savaş insanlara acı, gözyaşı, ölüm bıraktığını masal kitaplarında ve okuduğumuz diğer nesnelerde, kelamlarda duyardık ve gün geldi yakinen öğrendik.

Tek kelimeyle korkunç, insana göre değil.

Doğaya göre değil.

Gözle görülen, elle tutulan ve yürekte olan tüm güzelliklere göre değil.

Süren bir savaşın getirisi yok, lakin götürüsü hesaplanmayacak kadar büyük.

Barışa giden yol uzadıkça karabasan gibi savaş sarıyor insanları doğayla birlikte, tüketiyor.

Her gün yeni ocakları söndürüyor ve insansızlaşan bir coğrafyayı geride bırakarak canları alıp meçhullere doğru savuruyor.

Şimdi bakıyoruz ki "Barış" sözcüğü dillere pelesenk olmuş gün boyu.

Ne güzel, özlenen ve beklenen barış ortamı gündemde.

Hayal ve rüyalarda dal budak sarıyor, lakin çiçeğe ne zaman duracağı meçhul.

İnsan yaşamı tüm değerlerin üstü olduğunu cümlemiz, yara bere taşıyan, gözlerinde yaş donanlar iyi biliyor.
Savaşlar kendini idame ettirmek için acımasız, insanı yutan, kuralları olmayan bir çark oluşturur ve o çarkın dişleri haklı haksız, iyi kötü ayırımını yapmaz, kim olduğuna bakmadan alıp öğütür, özünden uzaklaştırır.
Savaşan her iki tarafa da acı, talan bırakır.
Galibi yok.
Savaşlar insan, doğa ve tüm canlılara karşı olup uzun sürmeleri de kirliliği, bulanıklığı getirir.

Konuşan, yazan herkes barışın gelmesine umut bağlamış, gelmesini canı gönülden istiyor.

Ben, sayın Leyla Zana gibi umudu canlı tutarak ve eğer isterse Türkiye Başbakanın çözeceğine de inananlardan biriyim.
Zira muazzam bir iktidar gücüne sahip ve partisinde aykırı seslerde Dersimli Kılıçdaroğlu'nun partisi gibi çıkmıyor.
Hiç bir yargıya girmeden barışı toplum olarak iple çekiyoruz.

Ve biraz da Dersim konusuna değinmek istiyorum.
Dersimli Kılıçdaroğlu Genel Başkan olmasaydı biz Dersimliler asla CHP'yi bu dönemde savunmazdık, hatta yanında bile geçmez ve geçeni de rahatlıkla söz birliği etmişçesine kınardık.

Ne yazık ki Kılıçdaroğlu ve Aygün orada oldukları için bir şekilde elimiz mahkum yazamıyoruz.

Yeterince taş atamıyor ve ağzımıza dolanan sözcükleri söylemez, beddua bile edemiyoruz.

Nedeni açık, iki Dersimli içinde var, hal-u meselemiz bu.

Yoksa CHP'nin taşlanacak o kadar çok cam-çerçeve ve kapısı var ki, elimizin avucunda sakladığımız taşların kırık uçları canımızı acıtıyor.

Geçmişten bugüne kadar CHP; devletçi, ırkçı çizgiye sahip oldu ve farklı inançtaki halkları inkar etti, sakladı, elinde geldiğinde ve gücü yetince tüm özgürlüklere set çekti, seslerini boğdu.

Zira devletin, egemen gücün tarafı ve kendisi olduğunu varsayıyordu.

Hal buyken yine de aleviler ve Dersimliler, başka azınlıktaki halk-inanç sahipleri CHP'ye oy verdiler.

Bu onların CHP'den yana, adilanece olduğu için tabi ki değildi, tek seçenek kalmıştı, kötünün iyisiydi seçenlere göre.
Ne yapacaktılar başka; gidip sağ, açıktan ırkçılık yapan partilere, MHP'ye yanaşamazdılar, az buçuk ortaya yakın duran CHP vardı.
Bir başka noktaya daha değinmek istiyorum; Hüseyin Aygün eline yüreğini alıp alana inen sağlam, Dersimli duruşa sahip.
CHP içinde olmasına tepki duyan, yadırgayan biriyim aynı zamanda, ancak duruşu Dersim insanın baş eğmeyen, ödün vermeyen ve gerektiğinde sesini bir iyicesine çıkarıp taa öteki taraftaki sağır duyana kadar bağırandır.
Bunu duruşuyla gösterdi.
Onun için her Dersimli ferdin koruması, yanında olması gerekir düşüncesindeyim.

Geçen gün siyaset dışında kalan bir Dersimli aydın bana aynen şunu demişti;
_" Eskiden senin Dersimli fanatik yanına tepki duyar, kızardım, ancak şimdi bu ırkçıların Aygün'e yönelmelerini görünce senin gibi fanatik olmak içimde geliyor" evet mesele bu.

Geçmişten günümüze kadar ki Alevilere saldırı-kıyımlar da hep CHP iktidarı döneminde olması tesadüfü değildir.
Ayrıca CHP'li Onur Öymen ve Birgül Ayman Güler'in sözleri neden şaşırtıyor ki, bu devletinci partinin ilkeleridir ırkçılık.
Yine de Onur Öymen karanlıkta kalan Dersim tarihinin gün ışığına çıkarmasının vesilesi oldu, bunun tek nedeni; Kılıçdaroğlu'nun Dersimli oluşu ve taşlanması.

Yani, Dersim'e getirisi bu oldu ve makbule de geçti bence.

Ve şimdi de ırkçı Birgül Ayman Güler'in sözleri de CHP'nin maskesini düşürüp geride duran çehresini bir güzel gün ışığına çıkardı..
Ve yine de Xızır'ın hikmetine bakın ki Kılıçdaroğlu Genel Başkan olmasaydı Dersim soykırımı bu kadar gündeme taşınmazdı.
Yapılan soykırımın üstündeki örtü kalkmaz, bilmem ne zamana kadar karanlıkta kalırdı.

Onun için Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan olmanın getirisi var, yapılan soykırım, talan, inkârcılık politikaları deşifre oldu.
Ve burada Dersimlilerin, Alevilerin yekvücut olup sahiplenmesi gereken Sayın Aygün olmalı.

Özelikle tepki duyup ayrılan Sayın Adıyaman Milletvekili Salih Fırat'ı bu onurlu davranışından dolayı kutluyorum.
Dilerim giderken ayağını yere sürerek gitmiştir ve peşi sıra gidenler olur da ırkçı vekiller sap gibi orta yerde maskesiz kalırlar.
Ve dilerim artık Dersimli Kılıçdaroğlu "yeni CHP" gibi kendini kandıran, çocukça argümanların gerisinde oyalanmaz ve gerçekten yeni, hak-hukuktan yana, demokrat bir parti inşa edip başta Dersimli Qal u Pirlerin duasını alır.

Yoksa ona destek verildi diye taşlanan, kem sözlere reva görülen Dersimliler hakkını helal etmezler.

Dilerim; Dersimli Kılıçdaroğlu bu aşamadan sonra toplumda oluşan barışa da duyarsız kalmaz ve barışa giden yola iyi taşların döşemesine katkı sunar.

Çekinmeden, ikirciksiz, yalpalanmadan en az Adıyaman Milletvekili Salih Fırat ve Hüseyin Aygün kadar net olduğunu pratiğiyle gösterir.

Ve bir de halktan bir örnek vermek istiyorum.

Dersimli bir arkadaşımın annesinin evine polis gidip çocuklarını soruyor. 
Sonra da ifade tutanaklarını tutarken doğum tarihini soruyor kendisine.

Ana diyor ki; "Dersim kırımı sırasında doğmuşum, anlatıyordular, Türk devleti Dersim'i vuruyor, dağ taş bombalarla inliyormuş." Polis şaşkınlıkla bakakalıyor yaşlı kadına.

Yani sağlam duruş bu, yaşlı korumasız kadın devletin polisine korkmadan, ezilip büzülmeden cevap veriyor gerçekliğiyle.

Son günlerde yapılan bir istatistik başında yer alıyor.

PKK'ye en çok katılım Mardin, Hakkâri ve Dersim.

Yine son otuz yıl içince kayıpların en fazlası Mardin, Hakkâri ve Dersim?

Bunun için de diğer örgütlerin Dersim kayıp ve katılımları yok.

Dersim'de ne kadar nüfus var ki, bir de olanın bilmem ne kadarı almış başını dağların yoluna düşmüş, zindan ve yaprak gibi savrulmalar.

Sonuç olarak; barışı ıskalama lüksümüz hiç yok.

Tüm değerlerin üstü insan yaşamı, böyle biliniyordu, lakin bu yıllar yılı tersine çevrildi.

İnsanların ölümünde yaşam yok, olmadığını hep birlikte gördük, yaşadık, şahidi olduk?

Ölümü kutsamak teselli ve ötesi yeni ölümlere davetiye, aldatmaca ve geleceğimizi çalan tuzak olur yalnızca.

Evet ya, Evren soğuk mu soğuk, buz gibi?

Ve fırtınalar içinde ufacık, taa uzakta görünen bir cılız ışık barış? Bir varmış bir yokmuş?

Yüreğe nasıl da hitap ediyor, umudun şavki yayılmış çocuksu gülüşlerin yamacına.

Barış ?
Her şeye rağmen insanlar, yitirenler, gözlerinde yaş donanlar tek yürek olmuşçasına "Barış" diyorlar.

Evet her şeye rağmen barış olmalı.

Elif ORHAN



ETİKETLER: Kılıçdaroğlu,PKK,Türkiye,Aydın,Nobel,Adıyaman,Leyla Zana,Hüseyin Aygün,Birgül Ayman Güler,Salih Fırat

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

"BARIS"MI dediniz,o da metalasan tüm seyler gibi PAZARLARA sürülmüs ! -

Diyelim ki, Gönülsüz bir KIZ, Ya da bir KADIN kaçırdin gözüm ! Gönlü... Sevdası başka,başka yerler de,gönüller de, Başka dağlarda,havalarda... Bir güvercin düşün, Eski zamanlar da,kanadı takılı teller de... Bir düşün ki,henüz kan`ı kurumadı HIRANT gibi yerler de... Daha "yar" ben sana ne diyeyim ki, Düşündüğün "Barış" şimdi "kirli" eller de, Düşman koynunda... "Halu-mesele" buyken "gözüm",siz bile kalkmis "inanmadiginiz" o kutsal "BARIS" umudu icerisindesiniz.Elbette umutsuz yasanmaz derler..öyledir gercektende.Ama ben BARIS savasilmadan,EKMEK calisilmadan KAZANILMAZ diyenlerdenim sevgili Dersimli Arkadasim...yasar Ekin

1 2
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.