Sen, Ne Badireler Atlattın be Türkiye'm!

01.05.2013 13:14:21
A+ A-

 

Öncelikle çok günahkar, çok zalimsin.

Üstelik, acımasız olduğun gibi, bir o kadar da dar kafalısın be Türkiye'm!

Zulmettin, hakaret ettin, var olanı yok saymaya çalıştın.

Yetmedi, ezdin, ezdirdin, hayatın en dışına itmeye çalıştın.

Rencide ettin, kimliksizleştirmeye ve kişiliksizleştirmeye çalıştın.

Hem de hiç sıkılmadan, bir an bile oturup anlamaya çalışmadan.

 

Bir yoldu tutturmuş gidiyordun.

Üstelik doğru ya da yanlışlığına dahi hiç bakmadan,

Kendi yaptığının insani mi; yoksa gayri insani olduğunu, bir an bile tefekkür dahi etmeden.

Ama öyle, ama böyle, ne yazık ki akla ziyan uygulama ve haksızlıklarını devam ettirdin be Türkiye'm!

 

Sen kafayı bozmuştun bir kere,

Koca bir Türkiye, senin o dar kafanda, sadece;

Türk, senin öngördüğün kadar Müslüman, İslam düşmanlığı yapacak kıvamda laik ve yine senin istediğin kadar Sünni'ydi.

Sen hayatı, bu dört köşeyle bozmuştun.

Bunun için de,  dönüp bakmıyordun bile,

Var olan Kürt'e, Laz'a, Çerkez'e,

Sesini duymuyordun,

Senin değil; kendisi ve inancının istediği kadar yaşamak isteyen inanç sahiplerini,

Burun kıvırıp es geçiyordun,

Hıristiyan'ı, Yahudi'yi, Zerdüşt ya da başka bir inanç sahibini,

Ve oturup sofrasına dahi oturmadın,

Alevi, Caferi ve daha birçok farklı mezhebe mensup olan, seçim dönemi ve vergi döneminde öz be öz olan vatandaşlarının.

 

Sen görmedin; ama onlar vardı.

Sen duymadın; ama onlar çığlık çığlık haykırıyorlardı.

Sen ezdin; ama onlar her dem ayakta durmaya çalıştılar,

Hem de son derece onurlu ve vakur bir şekilde.

 

Üstelik onlar, hiç kimseye hiçbir zaman düşman olmayıp,

Kin ve nefret beslemedikleri gibi,

Kendi temel ve insani doğrularından da hiçbir zaman vazgeçmediler, bundan hiçbir şekilde feragat etmediler.     

(Ayrıca başta Gayrimüslim, Alevilik olmak üzere, sosyal alandaki diğer birçok haksızlığı da es geçmiş de değilim.)

.

Sana göre, senden olmayıp senden farklı olan,

Hep potansiyel bir düşman, bölücü, gerici ve şeriatçıydı, sevgili Türkiye'm!

 

Çünkü eğer farklılıklar ortaya çıkarsa, bu vatan bölünür, bu vatan parçalanırdı senin lügatince.

Eğer, Kürtçe konuşulsa, başörtüsü takılsa, gayrimüslim inancını yaşasa,

Bu vatan bölünmüş ve cumhuriyet elden gitmiş olacaktı!

Ayrıca senin lügatinde, ne yazık ki,

Bölücülük, vatan hainliği, terörist gibi bolca faraziyelerin olduğu gibi,

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat'lar gibi, milletin ensesinde düzenli olarak indirmediğin değneklerin de, hiç mi hiç eksilmedi be Türkiye'm!

Gelen esti, giden gürledi.

Ama ne yazık ki olan hep, vatandaşına oldu,

Olan hep sana benzemeyip sadece kendisi olana/kendisi olmaya çalışana oldu!

 

Yani sen korktun; ama hayat devam etti.

Sen vehimlerine haps oldun; ama vatan bölünmedi, cumhuriyet elden gitmedi.

 

Gerçi, bu korkularınla ilgili olarak, bir konuda, az da olsa sana hak verebilirim.

Biraz da olsa Cumhuriyet'ten gitti aslında.

Çünkü, cumhuriyet, yanlış bir paradigma üzerine kurulmuştu/kurulmaya çalışılmıştı.

Bugünse, bu yanlış paradigmayı değiştirip, biraz da olsa, kendi gerçek ve olması gereken yere oturtulmaya çalışılması bakımından, cumhuriyet(ten), biraz gitti tabi!

Tek kaleme indirilmiş koca bir toplum, kendi doğrularını, kendi güzelliklerini yaşamaya başladı yavaş yavaş. Tabi yine biraz gecikmeli...

 

Evet, demek ki seninle bu konuda hem fikirmişiz!

Ama sakın, bundan da korkup gocunma!

Çünkü ben, bu paydaşlığımızdan gocunmadığım gibi, bilakis son derece de mutluyum.                                                                                                                                                                                  .

.

İşte bugün, geldiğimiz bu baharda,

Zor ve geç de olsa, ülkemin birçok yerine olduğu gibi,

Nicedir çoraklaşmaya yüz tutmuş gönüllere de, ne mutlu ki, tekrar bahar geldi, umutlar yeşerdi/yeşermeye başladı.

Ülkemin dağlarında barut ve kan kokusu değil; lale ve sümbül kokuları gelmeye başladı.

Ölüm ve katliam haberleri değil; yeşeren hayat haberleri peydahlanmaya başladı.

Karamsar ve somurtkan yüz ifadeleri değil; umut dolu bakışlar, tebessüm dağıtan çehreler vücuda geldi.

Yıllarca katliam yağan dağlardan, yaylalardan bu sefer, yakılan köylerin tüten dumanı değil; artık mangal ve kavurma dumanları tütmeye başladı.

Yıllarca örgüt kamp yerleri olarak kullanılan bu dağlarda, bayırlarda bu sefer; çocuklar ve gençler top oynayıp, oyunlar oynayarak topraklarının hakkını vermeye başladı.

Yani artık analar ağlamıyor; yürekler bir nebze de olsa, rahatlamış durumda.

Şu kısacık zamanda bile, artık doğu demek; terör ve katliam değil; bilakis buram buram barış ve umudun koktuğu topraklar demek oldu hamd olsun.

Ve daha bir sürü güzellik ve mutluluk.

 

Yani,

Sen yıllarca katledip yok saydın; ama artık bırakalım da şu bahar mevsiminde taptaze umutlar yeşerip, yepyeni hayatlar vücuda gelsin. Renk, dil, din, mezhep farkı olmaksızın, herkes el ele, kol kola, barışçıl bir şekilde yarına doğru emin adımlarla yol alsın.Bundan kim kaybeder ki!

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.