Sevgili Kürt arkadaşıma cevaben

25.07.2013 01:19:59
A+ A-

Serhat Baş’ın 24 Temmuz 2013 tarihli mektubuna cevaben yazılmıştır.

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/sevgili-turk-kardesim-bu-mektubum-sana-28383

 

 

Sevgili Kürt Arkadaşım,

Seni ölesiye kıskanıyorum; sadece gözüne sokulan değil satır aralarında saklanan gündemi de takip ettiğin için, yüzyıldır süregelen Kürt meselesi hakkındaki bilgi dağarcığımla yanında Barış Manço’nun adam olacak çocuğu gibi kaldığım için, sadece batıda değil doğuda olanlara karşı da benden katbekat duyarlı olduğun için. Fakat çok şanslıyım da diyorum; senin kadar bilgili, senin kadar sezgileri açık, senin kadar duyarlı olmak zorunda bırakılmadığım için, Türk doğduğum için.

1990’lı yılların başlarında, benim yaşım daha iki basamaklı sayılara ulaşmamışken tanıdım seni. Kürt’sen yüksek ihtimalle teröristtin sen ve Kürt kelimesinden korkuyordum ben.

Yemek vakti her daim açık olan televizyonda Gülgün Feyman’ın seslendirmesiyle öğrendim terörizmi. PKK Bingöl’de 33 erimizi şehit etmişti 1993’te bir gün, iki ay geçti “Erzincan’da katliam” haberlerini dinledik annemlerle. Gülgün Feyman’ın doğudaki çatışmalarda ölen, yaralanan Mehmetçik haberi vermediği bir gün bile olmadı bazı aylar. Askere yolladığı oğlunun eve dönmesi için gün sayan anneler, “dönse de evlensek” diye bekleyen nişanlılar için gözyaşı döktük hep beraber. Cephelerde “hepinizin anasıyım” diyerek terörle savaşan Tansu Çiller’in askerle beraber aldığı köy boşaltma kararlarını, kimin çıkardığı belli olmayan yangınları yine televizyondan izledik çorbamızı içerken, “biz evimizden çıkarılsak ne yaparız ki” diye durup düşünmeden. Çatışmalarda öldürülen terör örgütü mensupları için “oh olmuş” dedik, içimizden söylemeye gerek bile görmeden, birinin ölümüne sevinmenin ne kadar ayıp olduğuna aldırmadan, terörist kelimesinin bazen ne kadar keyfi tanımlandığını henüz öğrenmeden.

Terörün hakim olduğu bölgelere koruculuk sistemi getirildi ben büyürken, fakat seneler sonra merak edip de araştırana kadar haberim bile olmadı benim bu sistemden. Televizyon açık değildi yemeklerde belki o dönem ya da ben o gün aldığım kötü notu düşünüyordum haberleri dinlemek yerine. Zaten benim görmediğim, hiç gitmeyeceğim bir yerde, hiç tanışmadığım bir ailenin reisi gündüz çobanlık yapmış, akşam silahlanıp belki suçlu bile olduğuna inanmadığı adamlarla çatışmaya girmiş, bana ne!

Evlerinden alınıp faili meçhul cinayetlere kurban giden Kürt işadamları, Kürt düşünürler de aynı zamana denk gelmiş olacak ki onları da yıllar sonra öğrendim ben. Dedim ya, senin kadar bilgili, senin kadar duyarlı olmak durumunda değildim zaten.

Sonraki yıllarda yepyeni bir terim öğrendim ara sıra yakalayabildiğim ülke gündeminden: Canlı bomba. PKK'nın bazen askerleri bazen sivilleri hedef alan canlı bomba eylemleri eşitledi “Kürt”, “PKK” ve “terörist” kelimelerini beynimdeki denklemlerde ve iyice uzaklaştırdı beni senden. Bu işin ucu çarşıdaki anneme, pazara giden babama, sinemadaki ablama, alışverişteki bana da uzanabilirdi nasıl olsa. “Bana ne” diyebilecek rahatlığım yoktu artık.

1999 senesinde Abdullah Öcalan yakalandığında 12 yaşındaydım ve bebek katilinin on yıllardır göz yaşı döken annelerin, eşlerin, çocukların, milletin intikamının alınması için idam edilmesi gerektiğine yürekten inandım. Satır aralarını okumuyordum ben, kulağımın içine içine bağırılanları duyuyordum sadece. Ölen erleri biliyordum, canlı bombaların öldürdüğü sivilleri umursuyordum, beyni yıkanan zavallı cahil teröristleri izliyordum, devamlı, durmadan teröristlerin öldürdüğü o minik bebeği görüyordum, ve beynim denklemler kuruyordu, ve sen eşitleniyordun dünyada olup biten diğer kötü herşeyle. Sadece korkmuyordum artık senden, nefret de ediyordum, açık söyleyeyim bazen. Sadece 12 yaşındaydım, dünyanın siyahla beyaz, nefretle sevgi kadar kolay ayrılmadığını öğrenmemiştim henüz. Oysa ki griler de vardı hayatta ve aşık olduğun adamdan nefret edebiliyordun birden. 12 yaşında küçük, bilinçsiz bir Türk kızıydım ben; fakat yıllar sonra öğrendim ki aynı yaşta terörist gruba üye olabilecek kadar reşit sayılabiliyormuşsun sen.

Beş yıl sonra ben İstanbul’daki evimde o zamanın modası MSN’e girmiş Amerika’daki arkadaşımla muhabbet ederken, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz Kızıltepe’deki evinin önünde babasıyla duruyordu. Ayağında sandaletleri, Mardin’in kuru soğuğunda, duruyordu. Ben gülüp eğlenmeye devam ederken internet üzerinden, Uğur’a 13 mermi saplandı durup dururken. Bilinçsizdi, küçüktü, ama teröristti ya da onu vuranlar benim 12 yaşımda kurduğum cahilce denklemleri kazımışlardı beyinlerine. Gecenin karanlığında ya da olumsuz hava koşullarından sebep tam görememişlerdi boyunu posunu ama “Kürt” eşittir “terörist” olsa gerekti zaten.

Uğur ölürken biz arkadaşımla internette nelerden bahsediyorduk biliyor musun? İstanbul’da büyük bir binanın önünde çektirdiği fotoğrafı gösterip “Ben İstanbul’un prensiyim, burası da benim sarayım” diyen arkadaşıma inanan cahil Amerikalılara gülüyorduk. Dış dünyaya karşı ne kadar da ilgisiz olduklarından, bir tek kendi ülkelerini bildiklerinden bahsediyorduk. Oysa ne acı ki ben Uğur’un ölümünü de kaçırdım be arkadaşım. Onu da seneler sonra utanarak öğrendim, hem kendimden hem ülkemden. Başkalarıyla dalga geçerken ben, meğer ne kadar cahilmişim.

 Ama merak etme Kürt arkadaşım. Önce manşetleri okumakla başladım, satır aralarına indim sonra, vaktim oldukça da geriye dönüyorum, belgesel izliyorum, bilenlerden dinliyorum, kitap okuyorum. Beynimin tatsız eşitsizliklerine çizgi çekiyorum birer birer. Cehaletimden arındıkça ne korkum kaldı sana karşı, ne de nefretim.

Biz iki aydır yanyanaydık seninle. Senin de dediğin gibi omuz omuza direndik, gazlandık, ıslandık, göz altına alındık beraber. Ben bir elime Türk bayrağı aldım, diğer elime de senin elini. Sen bir eline flamanı aldın, diğer eline de benim elimi. Hep yanında kalabilmek için, her daim elini tutabilmek için okuyorum, öğreniyorum; yanlız beni değil seni de, yanlız benden değil senden de. Çözüm süreci olsa da olmasa da, bu hükümet kalsa da kalmasa da, baştakiler yalanlar söylese de söylemese de yanında kalacağım inan bana, bana güven. Yanlız benim çocuğum değil senin çocuğun da doğduğu için şanslı hissedecek kendini, ama ikisi de bilgili olacak, ikisi de bilinçli ve duyarlı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.