Şivan ile Barış

20.11.2013 13:00:19
A+ A-

Şivan Perwer, hep bende, gayriyasal bir ağıt olmakla birlikte, hüzün, gurbet ve sevda kokan, derin bir tınının da adı olmuştur.

Çünkü yasaktı bizim topraklarda onu dinlemek.

Bölücülüktü onu terennüm etmek.

Teröristlikti, bir nebze de olsa onda kendinden bir şey bulmak.

Ama ben, kendi köyüm ve şehrimde bunu dinleyemediysem de, Kâhta (Adıyaman'ın ilçesi) yollarında hep onu dinledim çocukluğumda, iskeleti çıkmış o yarı cızırtılı minibüs teyplerinden.

Genelde, gün batımına yakın, akşamüzeri Kâhta'ya giderdik ve genelde de o hüzün kokan saatlere uygun olarak, hep Şivan Perwer çalınırdı.

Xanima Mın, Xezal Xezal, Ey Ferat, Ey Felek, Megri,  Dotmam ve aşk, sevda ve hüzün makamında daha nice parçalar.

Ancak bunlar içinde öyle bir parça vardı ki, tüm şarkılarındaki o hüzün ve derinliğin tek bir sese büründürülmüş hali olmuştu adeta: Halepçe.

Halepçe, 16 Mart 1988'de dönemin Irak Devlet Başkanı olan Saddam Hüseyin'in, Halepçe'de, çoğunluğu Kürt olan yaklaşık 6 bin kişiyi, kimyasal gaz kullanarak topluca katletmesi üzerine yazılmış bir ağıttır.

Hüzünlü, derin, yürek dağlayıcı ve acı bir ağıttır bu.

Alır götürür sizi, fersah fersah uzak diyarlara, tarifi namümkün düşünce iklimlerine.

Ve her tınısında bir hüzün, her melodisinde mevcut egemenlere bir isyan havası vardır, siz anlamasanız bile sözlerini.

.

Şivan, baş kaldırmıştır.

Beğenmediklerine, itiraz ettiklerine, mevcut egemenlere.

Beğenelim veya beğenmeyelim, sırf dili yüzünden, yıllarca kendi ana topraklarından uzak coğrafyalarda sürgün hayatı yaşamış,

Kendisini, kendi şarkı ve ağıtlarıyla ifade etmeye gayret etmiştir.

Acılar yaşamış, hasretlere gark olmuş, yıllara ömürler biçmiştir.

Koca koca kitleler, onun peşinden koşmuş,

Ama öyle ama böyle, kendilerini, onun parçalarında bulmuş ve kendilerini onun parçalarıyla anlatmaya koyulmuşlardır.

Hataları olmuş,

Yanlışlıklar yapmış,

Yapılmaması gerekenleri yapmış,

Provokatif söylemlerde bulunmuş olabilirler zamanında.

Evet, ne yazık ki, tüm bunlar ve daha fazlası olmuştur, yaşanmıştır.

Ancak unutmayalım ki, hiç kimse, öyle pür-i pak değildir bu coğrafyada.

Çünkü bunlarla birlikte, o zaman ve o dönemlerdeki ceberut devlet zihniyetini,

Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu halkını, özellikle de belli bir dönem, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı devlet kafasını,

Kendi yönetimi altındaki koca bir bölgeyi, bir tarafta terör, bir tarafta da kendi devlet zorbalığının o acımasız dişlerine terk eden akıl tutulmasını;

Paranoyak yaklaşımlarla yok yere köyler boşalttıran,

Hunharca köyler yakan,

Tazecik fidanları, henüz hayatlarının baharında toprağa düşüren maaşlı canileri,

Eğitim ve devleti, tek tipleştirme aygıtı olarak algılayıp kullanan yarım aklı ve daha bir sürü gayriinsani durum ve yaşanmışlığı da göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Bunun için de, bugün barıştan, halleşmekten, günah çıkartmaktan bahsedeceksek eğer, sonuç ve aksiyona dayalı bu günah çıkarma ve öz eleştiriyi; maruz kalan da, maruz bırakılan da yapmalıdır; zalim de, mazlum da yapmalıdır.

Yoksa bu sevinçlerimiz hep kekremsi olacak, hep yarım ağız olmuş olacak.

Çünkü bu sevinçlerimizin, hemen bir adım sonra tam tersi bir akıbete evirilmeyeceği ne malum.

Eğer bunu yapmazsak, kimse, o akıl tutulmasının yaşandığı o koca yılların geri gelmeyeceğinin garantisini veremez.

İşte tam da bunun için, eğer sevinç gözyaşlarının aktığı bu güzel sürecin, ilelebet, kıyamete kadar devam etmesini istiyorsak, hemen şimdi, herkes çuvaldızı kendisine batırmakla işe başlamalıdır; tam ve doğru bir zeminde empati kurmaya çalışsın; kimse fazlaca romantik rüyalar görmesin, kimsenin ayakları yerden kesilmesin; kimse bu sorunun bugünden yarına, hemen bir anda bitmesini beklemesin; herkes üzerine düşeni yapsın.

Evet, güzel günler gelecek Allah'ın izniyle; ancak bizim, attığımız somut adımlarla, sonuca dayalı yetkin çalışmalarımız vesilesiyle.  



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.