Son şans: Sürece katkı mı, demokratik ulusu inşa mı?

29.07.2013 13:01:09
A+ A-

Bu süreç Kürt halkı için de, Türk halkı için de, diğer tüm Türkiye halkları ve toplumsal kesimleri için de son şanstır. Bu şans doğru bir şekilde değerlendirilip, ortak mücadele ve birlik içinde yaşam geliştirilirse başarı gelir.

Bir süredir yoğunca ‘süreç tıkanıyor mu, tıkandı mı, neden ilerlemiyor, kaynağını nereden alıyor’ gibi tartışmalar yürütülmekteydi. Ancak Kürt halk önderi Öcalan her zamanki gibi, sürecin işlevsel olması için, son heyet görüşmesiyle süreç üzerindeki etkisini bir kez daha gösterdi. Tüm tartışmaları sonuçlandırarak sürecin ikinci aşamaya geçtiğini ve bundan sonrasında yapılması gerekenleri vurguladı.

Sürecin ilerlemediği, bir aşamaya geldikten sonra durduğu bir gerçeklik. Bunun sebebi çok aranmadan, AKP hükümetinden kaynaklandığı da gün gibi ortadadır. AKP’nin süreci ağırdan alma, zamana yayma, kendi inisiyatifinde tutma anlayışı nedeniyle ‘kendine göre’ bir yaklaşım sergilediği anlaşılmayacak bir durum değildir.

AKP barışa hazır mı, bu sorunun çözümünde samimi mi gibi tartışmaları sil baştan gündeme koymak yerine, Kürt halk önderinin başlattığı ve yürütücüsü olduğu bu sürecin başarıya ulaşması için gelinen aşamada nelerin yapılması gerektiği noktası üzerinde durulması gerekir.

Dediğimiz üzere AKP hükümetinin süreci ağırdan alma ve kendine göre işletme yaklaşımları gözden kaçmayacak derecede ortadadır. Karakol yapımlarının, doğa katliamlarının, korucu alımlarının, Kürt siyasetçilerinin yıllara varan sebepsiz tutuklamalarının, zindanlardaki baskı ve zorlu koşulların devam etmesinin, Kürt halkının insani haklarının tanınmamasının ve Kürt halk önderi Öcalan’ın en doğal hakkı olan aile ve avukat görüşlerinin engellenmesinin devam etmesi varolan somut gerçekliği bizlere göstermektedir

Barışa inanan, bu sürecin son şans olduğunu söyleyen herkes, istisnasız olarak bu durumları dile getirmektedir.

Bu noktada belirtilmesi gereken ve önemle sorulması gereken soru; bu sürece inanan toplumsal kesimlerin süreç karşısındaki duruşu ne düzeyde yapıcı ve geliştiricidir?

Tarihin birçok döneminde görüldüğü üzere; toplumsal gücün değiştiremeyeceği, yeniden yapılandıramayacağı hiçbir şey yoktur. Peki, barışı ve özgürlüğü kendisine kıblegah edinen toplumsal kesimler ne kadar toplumsal güç birliğini ve ortak mücadele zeminini yaratıyor?

Kürt halk önderi ve özgürlük mücadelesinin attığı adımlara karşılık ne derece AKP ve devlet üzerinde baskı unsuru oluyor?

Demokratik ulus inşasından bahsettiğimiz bu dönemde, demokratik ulus birlikteliği ne derece sağlanmış durumdadır?

Gelinen aşamada görülüyor ki gerçek acı bir şekilde tam karşımızda durmaktadır. Bu nedenledir ki AKP hükümeti çok rahat bir şekilde hareket edip sürece yanlış yaklaşımlar sergilemektedir.

‘Sürece katkı-destek mi, süreci inşa mı?’ sorusu bu noktada ciddiyetle sorulması ve üzerinde durulması gerekir. Çünkü her ikisi çok farklı eylem tarzlarıdır.

Biri kendisini sürecin dışında, bir katılımcı gibi görürken, diğeri tam içindedir. Biri gözlemci iken, diğeri pratiğiyle söylemi birleştirendir. Biri bekleyendir, diğeri beklemeksizin neler yapacağını bilen ve o temelde harekete geçendir…

Peki, içinden geçmekte olduğumuz süreç bizden hangisini istemektedir? Hangi eylem tarzını kendimize esas alırsak doğru olanı yapmış oluruz? Hangi eylem tarzı toplumsal değer yargılarını koruyup toplumsal inşayı gerçekleştirecek? Ve hangisi toplumsal çıkarlara en doğru cevap olandır?

Muhakkak ki katkı-destek sunmak da küçümsenmeyecek bir eylemselliktir. Bir halkın ya da toplumsal kesimin mücadele gerçekliğine destek sunduğunu ve yanında olduğunu belirtmek de anlamlıdır. Bir basın açıklamasıyla, imza kampanyasıyla, yürüyüşle, seminerle desteğini sunmak halkların özgürlük mücadelesi açısından büyük öneme sahiptir. Ancak gelinen aşamada Kürdistan ve Türkiye halklarının ve birçok toplumsal grupların yaşamı üzerinde direkt etkide bulunacak olan bu süreci doğru tahlil edip, o temelde katılım sağlamak daha büyük bir öneme sahiptir. Bu süreç, sadece Kürt halkı için barışı ve özgür yaşamı getirecek bir süreç değildir. Çünkü sistem sadece Kürt toplumunu sömürmemiştir, Kürdistan-i değer yargıları ayaklar altına alıp, kendi çıkarları için kullanmamıştır. Sadece Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yasaklamamış, insanlarını sebepsiz yere zindanlara atıp, köşe başlarında infaz edip katliamlardan geçirmemiştir. Dilini, kültürünü, ahlak ve politikasını özünden boşaltıp, kendi çıkarları temelinde kullanmamıştır…

Türkiye ve Kürdistan’daki tüm toplumsal kesimler bir şekilde sistemin ve devletin saldırılarından payını aldığı, bugün yaşanan hak ihlallerinden, yasaklardan, eşitsizliklerden, haksızlıklardan ve katliamlardan anlaşılıyor. Özellikle cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süre gelen baskı ve şiddet politikaları, devletlerarası hegemon güçlerin çıkar hesapları doğrultusunda, sürekli olarak kendisini toplumlara dayattı, dayatıyor.

Türkü, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Rum’u, Ermeni’si, Süryani’si, Romen’i bu saldırı ve sömürü politikalarından nasibini aldı. Müslüman’ı, Hıristiyan’ı, Yahudi’si, Ezidi’si getirilen yasaklamalarla gerçek anlamda ve özgürce inanışlarını yaşayamadı. Farklı seslere, farklı renklere, farklı inanışlara tahammül edilmedi, katliamlar yaşatıldı, sürgünlükler çoğaltıldı, yasaklamalar getirildi. Kadının kendisini ifade edebileceği bir rengi ve sesi bile bırakılmadı. Gençler toplumsal gerçekliklerinden koparıldı, insanlar günü birlik yaşamaya, hazır olana alıştırıldı, üretimden koparıldı.

Evet, bu yaşanılanların hepsi belki en çok Kürt toplumuna ve insanına dayatıldı. Ancak bugün de görüldüğü üzere yakılan ateşte yanan, sömürü denizinde kaybolan sadece Kürt halkı değildir. Bunun yanında Türkiye ve Kürdistan’da bulunan diğer tüm toplumsal kesimler de bu politikalardan payını almıştır.

Bundan dolayı işte; var olan bu süreç sadece Kürtlerin özgürlük ve kurtuluş süreci değildir. Kürt halk önderinin evrensel kişiliği ve bu kişiliğin İmralı zindanında insanlığa armağan ettiği eserleri sayesinde bugün bir bütünen evrensel sorunları tartışıyor, çözümler üretme temelinde mücadele yol ve yöntemleri geliştiriyoruz. Bu süreç Kürt halkının olduğu kadar diğer Türkiye halklarının ve toplumsal kesimlerinin sürecidir de. Çünkü bu sorun Kürt sorunu olmaktan çoktan çıkmış bir sorundur. Bundan dolayı da geliştirilecekse bir çözüm tüm toplumsal kesimlerin ortak mücadelesiyle geliştirilecektir. Bir aradalık, eşit ve özgür yaşam bekleyerek, gözleyerek, katılıyorum, destekliyorum diyerek geliştirilmez. Birebir bu sürecin içine girerek, üzerine düşen görev ve misyonlarını belirleyerek ve bu temelde harekete geçerek ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ sağlanabilir.

Bu süreç Kürt halkı için de, Türk halkı için de, diğer tüm Türkiye halkları ve toplumsal kesimleri için de son şanstır. Bu şans doğru bir şekilde değerlendirilip, ortak mücadele ve birlik içinde yaşam geliştirilirse başarı gelir. Kürdü, Türk’ü, Laz’ı, Arap’ı, Alevi’si, Ezidi’si, demokratı, sosyalisti, ekolojisti, feministi, kadını, erkeği, genci, yaşlısı, herkesin kendisini bu sürecin içinde görmesi, bu sürece bu temelde, toplumsal yaşamı inşa etme temelinde, yaklaşım sergilemesi gerekir. Demokratik ulus inşası bu şekilde sağlanabilir.

Kürt halk önderi ve Özgürlük mücadelesi birçok yönüyle üzerine düşeni yerine getirdi. İkinci aşamaya girdiğimiz bu süreçte hükümetin ve devletin de gerekenleri yapması konusunda gerekli özveri ve kararlılığı gösterip, toplumsal yaşamı sağlama zamanıdır.

Bu temelde; Türkiye ve Kürdistan’daki tüm toplumsal kesimlerin demokratik ulus temelinde, hızla ortak mücadele zeminini ve araçlarını geliştirmesi gerekir. Sağlanacak güç birliğiyle daha büyük ve etkili eylem planlamaları çıkarılması ve süreç üzerinde bir baskı unsuru olunması gerekir. Kendisini halkın eylem gücünden koparmadan, üsten yaklaşımlar sergilemeden, halklaşarak, toplumsallaşarak kararlıca yürünmelidir. Her an özgür ve birlikte yaşamaya hazır olan halkların özlemlerini dillendirmenin yetmediği, destek olmanın, katkı sunmanın eksik kaldığı bu süreçte, halkın içinde, halkla beraber eylem alanlarında yer alınmalıdır.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.