SOSYOLOJİK PERSPEKTİFTEN BARIŞ SÜRECİ

19.02.2013 00:04:23
A+ A-

 

Türkiye’de yeni bir çağ başlıyor olması Türk halkını bir nebze de olsa umutlandırdı.

PKK terör örgütünün 1974’te kurulmasıyla birlikte Türkiye içe kapalı bir siyaset izlemek zorunda kalmıştı. Birçok kişinin ölümüne neden olan terör sorunu gün geçtikçe toplumsal çatışmaların da ateşini körüklemekteydi.

Irkçı ve ayrılıkçı söylemlerin artması Türkiye Cumhuriyeti’ni büyük çıkmazlarsa soktu.

Türkiye’nin dış politikada önüne terör ile taş konulmak isteniyordu ve bunda da başarılı olunuyordu.

AKP hükümetinin taşın altına elini koymasıyla barış süreci başladı.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir umut yeni bir birliktelik ağı mı örülmeye başlamıştı?

Herkes artık barış sürecinden yanaydı bunda hemfikiriz.

Ama unuttuğumuz bir nokta var sanki...

Tarihimizi göz ardı ediyoruz…

1993’de Özal’da barış güvercinini uçurmayı denemişti ama bunda başarılı olamamıştı.

Bu süreç onun hayatına mal oldu.

Birçok kez denediğimiz ama her zaman önümüze bir engel çıkan barış güvercinlerini artık gökyüzüne salmak gerekir.

Halk olarak daha duyarlı olmalıyız bu konuda…

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, İmralı'daki görüşmelerle ilgili, ''Genel anlamda görüşmelerin pozitif bir gelişme olduğunu düşünüyoruz. İç terör meselesini, Kürtler ve diğer marjinalleşmiş toplumlarla da temas kurarak çoklu açılardan, geniş bir yaklaşımla ele alması noktasında Türkiye'yi teşvik ediyoruz ve destekliyoruz'' dedi.

Nasıl oluyor da barış sürecini ABD destekliyor?

Hiç düşündünüz mü? Düşünme fırsatınız oldu mu?

Her boyutunu düşünmek gerekir…

Siyaset öyle bir şey ki; siyasetin dünü bugünü olmaz, çıkarlar neyi gerektiriyorsa onu desteklersin. İşte ABD’nin de yaptığı politika bundan ibaret.

ABD’nin Orta Doğu’ya açılmasının en büyük anahtarı Türkiye’dir.

Bunu elde etmek için Türkiye’yi müttefik görmektedir. Türkiye’nin, Orta Doğu’da güçlü olması gerekiyor, bunun içinde önümüze atılan taşları temizlemek istiyor.

Bugünlerde Türkiye’de yaşanan siyasette bunu gösteriyor.

Başbakanın AB’ye gözdağı vermesi “50 yıl geçti, biz hala kapıdayız beklediğimiz yeter alacaksanız alın” demesi…

Başbakanın, Putin'e 'Zaman zaman bize takılıyorsun. AB'de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şangay Beşlisi'ne dahil edin, biz de AB'yi gözden çıkaralım' demesi sürecin boyutunu bize göstermektedir.

Türkiye’de yaşanan bu sıcak gelişmeler artık dış siyasette aktör olmadığımızın da bir kanıtıdır.

Türkiye’nin dış siyasette güçlü olmasını isteyenler önce içteki sorunların biran önce çözülmesin gerektiğini vurgulamaktadır. Başbakan Erdoğan: 'Çözüm sürecine gölge düşürecek vaktimiz yok' Abdullah Öcalan'ın "Barış için kaybedecek tek bir günümüz bile yok" diye açıklama yapması sürecin ne kadar hızlı olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Süreci baltalamak isteyenler geçmişte olduğu gibi bugünde provokasyon yürütmektedir. Nasıl bir Provokasyondan yürütülmektedir? Barış süreci hızlı adımlarla ilerlerken Fransa’da yaşanan esrarengiz ölümlerde neyin nesiydi? Devletimiz biz yapmadık diyordu örgüt içi infaz olduğuna dikkat çekiyordu… Örgütten de aynı yönde açıklama geliyordu…

Peki kim yapmıştı? Ahmet Türk şöyle söylüyordu: "Bu kez ben devlet olduğunu düşünmüyorum. Türkiye 'nin bölgede tek başına uluslararası güç olmasını istemeyen uluslararası güçler söz konusu olabilir. Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi Türkiye'nin bölgede tek güç olmasını sağlar. Bu nedenle İran yapmış olabilir. Daha önce de oldu."

BDP'li Tuğluk, suikastlere ilişkin yaptığı açıklama ise şöyle: "Özellikle İmralı görüşmelerinin başladığı bu süreçte bu cinayetin yapılmış olması Kürt ve Türk kardeşliğini istemeyenlerin, bunlar hangi güçlerse bu açıktır. Zaten ne zaman Kürtlerle Türkler konuşmaya başladığında bu tür provokasyonlar devreye giriyor ve sürecin ilerlemesini engellemeye çalışıyorlar" dedi

Türkiye’nin dışarıdaki politikalarından memnun olmayan devletler, çözümün barışla sonuçlanmasını istemiyorlar bunun için önümüze engel sürüyorlar…

Tek bir partinin çabalarıyla bu süreç çözüme kavuşur mu? Hayır tabi ki de… Bir parti değil bütün partiler bu sürece destek olmak zorundadır ama halen kan üzerinden, kardeşlik üzerinden siyaset yapmak isteyenler var. Bugüne kadar on binlerce insanımızı kaybetmemize rağmen çözüm başarısını ve onuru bir partiye yazılmasın diye, kan diyenler var bu ülkede… Çok yazık…

İç siyasette de barış süreci baltalamak isteyenler yok mu? Çözüm sürecinden yana olmayan bürokratlar, halkın kafasını karıştırma politikası izlemektedirler. Sinop vakası bunlardan bir tanesidir…

Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) İmralı sürecine destek aramak amacıyla çıktığı Karadeniz turu kapsamında Sinop'a gelen BDP milletvekilleri, tepki nedeniyle 8 saat öğretmenevinde beklemek zorunda kaldı. Polis, öğretmenevi çevresinde bekleyen kalabalığı, tazyikli su ve biber gazı kullanarak dağıtmaya çalıştı. Bunlar bizim ülkemize yakışmayan tutumlar… Hassas bir dönemdeyiz, herkes daha dikkatli olmak zorundadır. Güçlü bir Türkiye’nin oluşabilmesi için ayrılıkçı söylemlerden, ötekileştirme politikasından uzaklaşmakla ve yeni bir birliktelik ağı örmekle mümkün olacaktır. Dış politikada aktör değil, senarist olmak gerekir.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.