SUSTUĞUM KADAR YAZDIM, YAZDIĞIM KADAR DA KONUŞMAK İSTİYORUM...

14.02.2013 11:55:30
A+ A-

Milyonlarca yıldan beri süren bir yaşam ve liderliklerle idare edilen hürriyetler, haklar… Kazanılan her zaferde bağrışmalar kaybedenlerin çığlıklarını bastırıyor ve tüm Dünya o acıya sessiz kalıyor. Liderlik uğruna kaybolan milyonlarca can…

Ama ben tüm bunları yazarken yaşamamızdan değil hala yaşatılıyor olmasından yazıyorum. Hala katliamların üstü, katliamlarla ört pas edilmek isteniyor. Hak ararken haksızlıklar yapılıyor ve tüm bunların arkasından da yalan yere yemin ediliyor. İktidar hırsı insan ruhunu zehirledi ve nefret duvarlarını ördü dört biryana. İnsanlığı mutsuzluğa ve insan kıyımına zorladı ve zoru da başarıyor. Konuştuklarımız ağızda yaşadıklarımız yazılarda kalıyor. Tarihin tozlu sayfaları silinmeye yüz tutuyor, unutulup gidiyor. Tarihten bu yana yaşanılanlar tarihi ölümlerle ölümsüzleştiriyor. Yaşanması zor bir Dünya çünkü ölümlerle zaferler kutlanıyor. Yaşasın zafer çığlıkları ölümlerin, yıkımların, soykırımların ardından yükseliyor. Cellatları kahraman, düşünürleri hapse tıkan, düşünceleri bıçaklarla sıvazlayan bir ülkenin ve hatta bir dünyanın hikayesi bu.

Duruyorsunuz…

Susuyorsunuz…

Hakta lal, haksızlıkta şahlanıyorsunuz. Kararlar katle, infazlar iplere diziliyor tek düze bir yok oluş oluyor. Bir müzik gibi anlatıyorsunuz zaferleri… Hayatta tek kendi soyunu kurutan canlı türüdür insan. Kendi varoluşunu yok eden ve tekçil anlayışlara sahip olan tek tür. Sonu olmayan anlamsızlıklar zinciriyle insanlığı köleleştiren bir iktidar hırsı bu.  İnsanlar cinayetlerini büyütüp savaşlara çeviriyor, baltalarını tüfeklerle, sapanlarını uçaklarla değiştirerek birbirlerini öldürüyorlar. Makineleşen bir dünyada savaşlar daha acı vermeye başladı. İlerlememiz ölümü çoğaltaraktan oluyor, kırımlar çoğalıyor ve birileri ilerliyor.

Sustuğum kadar yazdım ve yazdığım kadar da konuşmak istiyorum artık. Bizi mutsuzluğa iten bu liderlik hırsı, sonu çok kötü olan şeylere gebe durumda. Makineleşmeden çok insanlığa ihtiyacımız var. Kazanılan zaferlerden çok kaybedilen mağlubiyetlerden ders çıkarmaya ihtiyacımız var. Yapılan yanlışları, haksızlıkları, katliamları örtmek yerine, bunları kabul edip iyileşmeye ihtiyacımız var. Aksi takdirde şiddet alıp başını gidecek ve hayat yok olacak. Tüm bunları yazarken düşünüyorum okuyacak olan kesimleri, okurken hissedeceklerini, tarihin tozlu sayfalarına bakarken tozdan görünmeyen o acıları.

Bu yazımı okuyacak olanlara sesleniyorum; tüm çocuklara, kadınlara erkeklere sesleniyorum. Her ne kadar işkencelere, hapse, baskıya maruz kalsanız bile umutsuzluğa kapılmayın. Mutsuzluğumuzun sebebi hırslı kişilerin, insanlığın ve barışın gelmesinden korkmasıdır. Nefret geçer, diktatörler ölür ama mücadele ruhu ve hürriyet ölmez. Yapmasını bilmiyorsanız yıkmayı bırakın lütfen. Bu dünya sadece sizin değil ve bencilliğinizi dayatmayı bırakın çünkü benliğinizi ve ruhunuzu ‘’ciller’’ zapt etmiş durumda… Siyah beyaz bir dönemden, renkli bir döneme geçildi ve tarihten bu yana yaşananların hepsi değişti. Sınırlar, liderler, bayraklar, bağımsızlıklar ve birçok şey değişti ama değişmeyen tek şey ölüm oldu.

Şimdi ise farklı baskılar ve hep aynı anlamlar sansür dolu cümlelerde ve bu eziyeti bizim için yapıyorlar. Dergilerimizi, kitaplarımızı toplatıyorlar fena fikirlere kapılmamamız için. Telefonlarımızı dinliyorlar yanlış bir şey söylemeyelim diye. Bizi tatsız şeylerden korumak için televizyonlarımızı kapatıyor ve tehlikeli masallara inanmayalım diye yazarlarımızı susturuyorlar. Baskıların ardı arkası sayısız baskılarla yayınlanıyor. Pankartlarıyla zehirlenmeyelim diye gençleri copluyorlar üniversite kapılarında. Çeteleri ve örgütleri kurup boğazımızı sıkıyorlar vatan ve millet aşkının ölümcül şehvetiyle. Bizi bizden korumaya çalışıyorlar, bu yasaklar bu tuzaklar hep bizim için ve bizde yaşadığımız tüm bu acı ve bunca sıkıntıdan sonra dirençsizce hayatımıza devam etmek zorunda kalıyoruz. Ediyoruz çünkü biliyoruz ki diktatörler kendi hırsları için halkı köleleştirir. Ve biliyoruz ki bu adaleti sağlayanlar kendi adaletlerinde yargılanırlar ve öylede olduğunu yaşıyoruz…

Ama yinede umutla sarılan bir toplum geleceğin aydınlığını sağlar. Güç bizim, halkın elindedir. Demokrasinin verdiği bu gücü kullanalım. Birlik olup harika bir dünya yaratalım, istikbali göklere, jetlerle değil uçurtmalarla uçuralım… Aklın idare ettiği bir dünya için mücadele edelim…

Evet…!

Sustuğum kadar yazdım ve yazdığım kadar konuşmak istiyorum artık. Cümlelerimin sonunu sabrın sınırlarıyla ölçüyorum, aktarırken de kalemimi sabit fikirlerle değil daha demokratik fikirlerle hareket ettiriyorum. İtaat ettiğim tek şey kalemim çünkü o da bana ve benim fikirlerime itaat ediyor. Kalemimde insanlara ve bütün dünyaya, siyaha beyaz, beyaza da siyah yazaraktan barış ve özgürlükleri yazmaya devam edecem. Sustuğum kadar yazdım ve yazdığım kadarda konuşmak istiyorum. Sustukça yazmaya ve yazdıklarım da konuşuncaya dek devam edecek…

Bir gün mutlaka…

Siyabend Fırat Çetin

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Birgün mutlaka... -

Bütün bunları yazıyoruz ama kimler duyuyor bilmiyoruz.. Bazen kendi anadilimizde susuyoruz. ama yinede birgün diyoruz, birgün... İşte o gün sen sustuğun kadar yazıp, yazdığın kadar da konuşacaksın...!

0 4
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.