Tanrı kadınları seviyor mu?

08.03.2016 13:24:05
A+ A-

Gün gelip de böyle bir başlık altında bir yazı yazacağımı söyleselerdi eğer, güler geçerdim herhalde çünkü her 'doğuştan müslüman' gibi, benim de, iki lafımın biri Allah'tı eskiden. Öyle ulu, öyle yürekten, öyle platonik, öyle sorgusuz sualsiz, öyle karşılıksız bir aşktı ki bu, anlatılır gibi değil. Dünya bir yana, Tanrım bir yanaydı.  

Zamanla anladım ki, Tanrıyı bana verdiği o duygu için seviyormuşum ben esasında, karşılıklı olduğu için değil. Etrafımda ve dünyada yapılan haksızlıklara müdahale etmediği, beni sevdiğini bir kere olsun göstermediği halde onu sürekli affeden benmişim, o değil. Ona yakaran, ihtiyacı olan bendim oysa.

Onun sadece Tanrı olması yetiyordu onu sevmem için.

Başka birşey yapmasına gerek yoktu çünkü herhangi bir değerim yoktu zaten. Sevmese de olurdu beni. Hem, dünyada sevilecek o kadar çok insan beni neden sevsindi ki? Sevilecek neyim vardı?

Karşı, ya da aynı cinse, duyulan bir sevgiyle kıyaslanabilecek bir aşktı bu esasen.

Göklere çıkardıkça daha da yükselen, kavuşamadıkça ululaşan, kim olduğunu unutturan kara bir sevdaydı.

Hal böyle devam edip giderken, sevdiğim bir insan 'hadi erkekler neyse, onları anlarım da, kadınların inançlı olmalarını bir türlü anlayamıyorum', demişti birgün.Tanrıya karşı duyduğum ilk karşıt düşünce buydu. Hiç unutmuyorum bu yüzden.

Kem, küm etmiş, 'sahi ya haklısın, hiç böyle bakmamıştım' falan diyememiş, tersi örnekler verememiştim o zaman ama kafama bir soru işareti takılmış, içime nifak tohumları serpiştirilmişti bir kere.

Özel olarak üzerinde durmamıştım bu konuşmanın, islamda ya da diğer dinlerde kadının yeri nedir diye araştırmaya da soyunmamıştım çünkü somut şeylerle açıklanacak bir sevgi değildi benimkisi. Elimde ne bir kanıt vardı, ne de etrafımda 'işte bu yüzden' diyebileceğim bir örnek.

Açlık, fakirlik, adaletsizlik ve çaresizlik vardı evet, ve kadınlar erkeğe eşit değillerdi.

Doğuştan başlıyordu haksızlıklar.

Daha 1990 yılına kadar, kendimden biliyorum, erkeğin 'eşimin çalışmasını istemiyorum'demesi tazminatlı çıkış nedeniydi iş yasasında. Kadın ile köle arasında o kadar çok benzerlik var dı ki.  

Sevginin hasının ne olduğunu bilmeyecek kadar genç, kırılgan ve naiftim tabi ozamanlar. Verildikçe çoğalacak, istemedikçe alınacak sevgilere inanıyordum ama işler göründüğü gibi değilmiş.  

Meğerse; umut ettikçe, yakardıkça, yalvardıkça, kendi gücünü unutuyormuş insan. Gittikçe küçülüyor, sonra da yitip gidiyormuş ve kimsenin de umurunda olmuyormuş bu gidişler.

Kadın ona verilenle idare ediyor, anlatılan hikayeleri sorgusuz kabul ediyor, elinden alınanlara göz yumuyor, hayal ettiği bir dünya için yine ellerini kaldırıp Tanrı'ya dualar ediyormuş.

Birçok insanın hayalleri yıkılacak belki birazdan sarfedeceğim sözlerle. Kızanlar olacak ama kimse kusura bakmasın:

Tanrı kadınları sevmiyor.

Neden peygamberlerin hepsi erkek, neden gün bugün hala bir tane kadın rahip, imam yok hiç düşündünüz mü? Neden tüm din kitapları erkeklerin bu dünyadaki saltanatı üzerine yazılmış?  Uzun uzun kafa yormaya gerek yok bu sorulara cevap bulmak için.

Ta başından anlatılan, hala inanılan Adem ile Havva hikayesine bir göz atmak yeterli.

(Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir. Çünkü Allahü teâlâ, bazı kullarını bazısından üstün yaratmıştır.) [Nisa 34]

Keşke de hep öyle kalaydı Havva.

Hep yasak meyveler peşinde koşaydı. Kural tanımaz ve meraklı olaydı ama o hikaye de diğerleri gibi, kadınların fettan ve güvenilmez olduklarını yaymak için anlatılmış. Evden çıkarmayın kadınları demiş dinimiz.

Çıkarsa eğer, sizin ona nimet diye sunduğunuz rezil yaşamın, köleliğinin farkına varır ve belki de birdaha dönmez. Aman ha. Boyunduruğu sakın çıkarmayın boynundan.

Surelerle falan da pekiştirerek işi sağlama da almışlar tabi uyanıklar.

Tanrı bu kadınları ıslah etme görevini erkeklere vermiş sanki. 'Ben bu kadın denen şeyi yarattım ama olmadı', demiş. Eti sizin, kemiği benim. Nasıl kolayınıza gelirse artık. Yazın, çizin, dövün, esir alın, öldürün. Keyfinize göre. Cezası da yok ayrıca.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız ve onlara yaklaşmanız Allah'ın emri ile helal kılındı. Sizin onların üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Yatağınızı kimseye çiğnetmemeleri ve maruf olan hususlarda size baş kaldırmamaları, onlar üzerindeki haklarınızdandır. Onlar, bu haklarınıza riayet ederlerse, maruf üzere rızıklandırılıp giydirilmeleri onların hakkıdır.) [İbni Cerir]

Bir insana kırk gün 'işe yaramazsın, eksiksin, şeytansın, sus, otur, yat, kalk, doğur, kapan, itaat et'de bak bakalım kaç kuşak sürecek bıraktığı etkiler. Sonuçlar ortada.

Erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptir.) [Bekara 228]

Erkek kadına, kölelikte olduğu gibi, iyi davranmak zorunda değil esasen. Yapılması beklenen iyilikler de, 'zaten Allah vurmuş, bir de sen vurma'türünden.

'İyi davran, hatalarını yüzüne vurma, zayıf ve eksik bir yaratık olduğunu unutma. İyi bir efendi ol', bazında.

Kötü olsan da Allah katında bir sorun yok ama evdeki dirlik ve düzen açısından hani. Yine de sen bilirsin. Allahtan sonra erkek sonuçta. Onun yeryüzündeki temsilcileri.

(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]

Senaryoyu yazan da onlar, başrolü oynayan da onlar. Hoy, hoy da hoyhoy.

Dua ederek olmuyor. Tanrı vermeyecek bu gücü kadına. Vermiyor. Kadının o gücü kendinde bulması, adaleti bu dünyada araması, sorgulaması lazım.

Yazıyı bitireceğim, çünkü sinirlenmeye başlıyorum.

Of, lan oof..

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=563

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.