Türk Milliyetçilerine Cevap: Evet anladık, anlamayanlar utansın!

11.10.2013 06:36:36
A+ A-

Ne zaman birileri tarafından milliyetçiliğin sahip olunan en yüce(!) değerlerden biri olduğu dillendirilse, aklıma faşizmin farklı ülkelerdeki, türlü türlü uygulamaları gelir. Bundan dolayı aklı başında insanların milliyetçiliği 'neden bir çocukluk hastalığı' olarak gördüğü de, daha bir anlaşılır olur. 

Elbette milliyetçilik sadece güzel ülkemizin güzel insanları arasında değil, güzel dünyamızın güzel insanları arasında da sürekli sorunlar üretiyor ve insanlar arasında kan akıtıyor. İnsanlar ölüyor/öldürülüyor. İşin siyasi, ekonomik, sınıfsal yanını şimdilik bir yana koyalım ve milliyetçilik meselesinin vicdanla, 'insani olan'la arasındaki ahlaki bağı anlamaya çalışalım. Çünkü milliyetçilik tavrını, insan haklarının yaşama geçmesinden ziyade kendi milletinin haklarının ayrıcalıklarının devamından yana koyar.

Bu nedenle milliyetçilerin aşamadığı durumlar, geçmişten bugüne hiç değişmemiştir. Milliyetçi fikirler beton gibidir, uzun süre değişmeden kalabilirler. Bunun nedeni ise milliyetçiliğin temel bileşenleridir. Örneğin kendi soyunu, dilini, kültürünü yüceleştirmek, karşısındakinin konumunu kendisiyle eşit görmemek, öteki olanın, azınlık olanın kendisi ile aynı haklara sahip olması durumunu kabul etmemek vb.

Kısacası demokrasinin evrensel hak ve özgürlüklerinden kendi payına düşeni almak, fakat kendinden aşağı gördüğü, küçümsediği, dışladığı kesimleri haklarından mahrum bırakmak şeklinde özetlenebilir. 

Milliyetçiler bunu yaparken bütün ülkelerde hep aynı şarkıyı söylerler; 'vatan-millet sevgisi', 'birlik-beraberlik', 'devletin bekasını korumak', 'taşına-toprağına kurban olmak', 'devlet için kurşun sıkmak/yemek' vb.

Şimdi yaşadığımız ülke Türkiye olunca ister istemez Türk milliyetçilerinin düşünceleri ve yapıp ettikleri üzerinden ilerlemek gerekiyor. Bu ülkede Türk milliyetçiliği kendini öncelikle yeminli bir Ermeni/Rum düşmanlığı, ardından da anti-komünizm zemini üzerinde inşaa etti. Bir dönem Aleviler de, Türk milliyetçilerinden kendi payına düşen katliamları aldılar. Fakat daha sonra siyaset sahnesine çıkan 'Kürt'ler, 'Kürt olarak' ve Kürt olduklarından kaynaklı gaspedilmiş ulusal haklarını elde etme mücadelesine giriştiklerinde, Türk milliyetçiliği 'teröre karşı, teröristle savaşma' konseptine geçti. Tabii ki bu şu anlama geliyordu; bu ülkede herkes 'Türk-İslam' kimliği ile yaşar ve yasalar önünde eşit olabilir. Farklı olmaktan kaynaklı bir dilin, tarihin, kültürün, kimliğin hakları olamaz. Bunları dillendirmek bölücülüktür. 

Ama hayat söylenenler gibi değildir, söylenenlerden ibarette değildir. Hayat bütün renkleri ile güzeldir. Yaşamın gerçekliği her daim kendini dayatır. Örneğin beton çatlar, çatlakların arasından yeşil filizlenir, yaşam çeşit çeşit tonları ile renklenir ama milliyetçilik bildiğimiz gibi devam eder. Gridir.

Bütün bunlara dün medyada yer alan iki haberden dolayı değinme gereği duydum.

Dün Muğla'nın MHP'li Fethiye Belediyesi, Kurban Bayramı dolayısıyla şehrin çeşitli yerlerindeki reklam panolarına bayram mesajı asmış. Mesajın bir bölümü Türkçe-Kürtçe karışık yazılmış. Ülke bütünlüğünden, huzurdan bahsedilip, Kurban Bayramı kutlanmış. Hemen altında yer alan aşağıdaki cümle ile 'asıl' dert dile getirilmiş:

"Anladınız değil mi? Bu yüzden; TEK MİLLET, TEK VATAN,TEK DİL, TEK BAYRAK, TEK DEVLET!"    

(Millet Mars'ta koloni kuruyor, biz ne ile uğraşıyoruz!)

Bu reklam panosu üzerine tartışmalar yürütülebilir. Gerçi kaç yıldır 'Kürt Sorunu' bağlamında kimler neleri tartıştı. Söylenmedik laf kalmadı. Neler oldu neler? Tabii mesele milliyetçiler açısından bu sorunu hakkaniyetle, eşit koşullarda ve demokratik yöntemlerle çözmek olmayınca, bu sorun üzerinden eski ezberlerle siyaset yürütülmesi, bahane üretilmesi daha da kolay oluyor.

İnsan düşünmeden edemiyor.

Yaşanan bu kadar acılardan sonra çözüme dair hala dersler çıkarmamak, nasıl bir zihniyet dünyasının ürünü olabilir?

İnsanlık ailesinin tüm fertlerini eşit görmemek, aynı haklara sahip olmasından mutluluk duymamak nasıl bir vicdan ile mümkün olabilir?

Bu ülke hepimizin ise, birileri bu ülkenin tek sahibi gibi davranma terbiyesizliğinden neden hala vazgeçmiyor?

Tam bunları düşünürken yani bu çirkin ve Kürtleri rencide eden pratiklerden artık toplumun arındırılması gerekiyor falan derken bir de ne olsun?

Bu reklam panosu olayı MHP'de acayip bir tartışma yaratmış. Birileri bu durumdan rahatsız olmuş. Haberi okumaya başlayınca "acaba" dedim, "içlerinden biri bu tarz hareketleri bırakalım, Kürtleri ve dillerini ti'ye alıcı şekilde davranmayalım" gibilerinden bir şeyler mi söyledi. Haberi okuduktan sonra anladım ki, bir anlık iyi niyetimin oyununa gelmişim.

Mevzu şu, parti içinden Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatçi'ye diyorlar ki; "Kurban Bayramı dolayısıyla ilçe reklam panolarına verdiğin kutlama mesajında nasıl olurda Kürtçe kelimeler kullanırsın? Bu hem Siyasi Partiler Kanunu'na hem de partimizin ilke ve prensiplerine aykırıdır, bu yüzden seni disiplin kuruluna sevk ediyoruz."

Yani belediye başkanımız, kaş yapayım derken göz çıkardı. 

Kendince "Kürtçe anadilde eğitim olmaz" demeye getirirken, şimdi başı belaya girdi.

Ne garip, reklam panosundaki 'anladın mı?' sorusu 'Türklere' sorulmuş ve cevabı da 'hayır' olarak düşünüldüğü içindir ki, sorunun altına kocaman kocaman 'tek'li ezberler yerleştirilmiş. Bundan herhangi bir rahatsızlık duyulmamış. Peki aynı soru 'Kürtlere' sorulsaydı?

Soru bu yönüyle düşünülürse, bu sorunun yanıtı üç aşağı beş yukarı tahmin edilebilir.

İyi de güzel yurdumun güzel insanları, bu ülke hepimize ait(!) ise, hepimiz eşit(!) isek, hepimiz kardeş(!) isek, neden bir 'Türk', en azından bu bahsettiğimiz reklam panosunda yazıldığı kadarıyla 'Kürtçe' bilmemekten dolayı bir rahatsızlık duymuyor? 

Hmm. 

Yok yok!

Bunun egemen ulus milliyetçiliği ile ne alakası olabilir ki?



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.