TÜRK SOSYALİSTİ VE BEKARA KARI BOŞAMAK....

04.03.2013 16:24:59
A+ A-

Her şey 'Roboski katliamı orta yerde dururken..' söylemiyle başladı. Hemen arkasından 'başkanlık sistemine yatılıyor, görüyor musun, demokrasi satılıyor' dendi.

İmralı ve BDP görüşme tutanakları yayınlandıktan sonra artık el arttırılıyor.

'Yüzde on barajı ortadan kalkmadan barış gibi laflar etmek insan zekasına hakarettir' diyenler çıktı.

Yetmedi.

'Ciddiye(!) alınması gereken kaynaklara dayanılarak anadilde eğitim talebinden vazgeçildiği görülüyor; bu talepten vazgeçildikten sonra da devlet açısından hiçbir talep kabul edilmez değildir' diye yazıldı.

Bu kadar mı zannediyorsunuz. Yanılıyorsunuz.

'Hem tek yol barış, hem tek yol devrim olmaz. Devrimcinin tek bir yolu vardır, o da devrim yolu' da denildi.

Bu görüşlerin önünde, arkasında ya da kapsamında sıralanan fikirlerin ve argümanların hepsine katılırsınız ya da katılmazsınız bu ayrı. Geri plandaki iyi niyetten hiçbir kuşku da duymayabilirsiniz, bu da tamamen ayrı bir konu.

Ancak, bu görüşlerin arkasında yatan; 40 yıldır savaşan, on binlerce cana ve müthiş sosyal yıkıma yol açmış savaşın bir tarafına, acıyı ve yıkımı bizzat yaşamış Kürt tarafına akıl verme kibirliliğini görmezlikten gelemezsiniz.

Bu tutumun arkasında yatan 'doğrusunu biz biliriz', 'sen bizi dinle' kibirli ağabey tutumunu görmezlikten gelemezsiniz.

Bir halkın acılarına, yaşadığı yıkıma, artık biraz nefes almaya duyduğu dayanılmaz özleme, yaralarını sağaltmak için huzur ihtiyacına duyarsızlığı görmezden gelemezsiniz.

Bin bir badireden geçmiş, kurtlar sofrasında kendisine ciddi bir alan açmış, binlerce kişilikli siyasetçi yetiştirmiş Kürt siyasi hareketine yönelik güvensizliği görmezlikten gelemezsiniz.

Zihinlerimizin derinliklerinde bir yerlerde hadi davayı satma potansiyeli demeyelim, ama kandırılma potansiyeli barındırdıklarına dair bir algının olduğunu görmezlikten gelebilir miyiz?

Savaşın bilfiil tarafı değiliz. Biz ölmedik biz öldürmedik. Bizim köylerimiz yakılmadı, yüzbinleri bulan kitleler olarak baba ocağından sürülmedik. Gelinlik kızlarımız, genç delikanlılarımız yıllardır mağara kovuklarında yaşamıyor, ölmüyor. Bizim evimiz başımıza yıkılmadı. Öyleyse bu telaş niye. Süreçte bir dahlimiz yok, öyleyse neden sivri ve acıtıcı bir uyarı(!) dilini benimsiyoruz ki?

Tarih, kimi zaman birilerine ya da kimi siyasi sosyal kurumlara 'gölge etme, başka ihsan istemez' rolü verebilir. Bizim tabağımıza gelen de, bugün budur. Beğenelim beğenmeyelim.

Bize düşen BARIŞ sürecine kayıtsız şartsız destek ve Kürt tarafının siyasi olgunluğuna ve becerisine güvenmek.

Bugün demokrasinin yolu BARIŞ'tan geçiyor. Barış talebi hem politik olarak ve daha da çok insani olarak en yakıcı ihtiyaç..



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.