Türkiye, sabaha ne olacağı meçhuller ülkesi….

19.09.2013 23:01:54
A+ A-

Eylül'ün doğayı boyadığı yeni renkleri, Trakya'nın doyumsuz pastoral manzaraları, hep bayıldığım günebakan tarlaları, Çanakkale Boğazının yüzüversen karşıda olacağın sakin huzur kıyıları...

Hiç unutamayacağım bir yolculuğun hazzını yaşarken, Gökçeada'ya feribot yanaştığında içimin karartıları yeniden peyda olmaya başladı.

Betonarme binalar, çok sık önümüze gelen askeri tesisler, lojmanlar, okulların binaları, dağlara işlenen o bildik yazılar soğuk savaştan geriye kalmış yalnızlığın ve ıssızlığın tüm görüntüleri.

Benzer ürperti, hüznü ve utancı daha evvel Kıbrıs'ın Maraş bölgesine gittiğimde de yaşamıştım.

Bu kez ise ürpertim  1923'de Lozan Anlaşması ile Türkiye'ye verilen en eski adıyla İmbroz'un öyküsüne dairdi.

O zamandan beri bir daha gidemediğim Kıbrıs'ın adı geçtiğinde dahi içim daralır.

Bu kez de İmbroz ile benzer yalnızlık ve hüzün beynimde tazelenecek ve hatta boyut kazanacak.

Türk Yunan Dostluk Derneği Defne'nin Genel Sekreteri sevgili Nilüfer Tarikahya  mailinde, Türkiye ile Yunanistan'ın yanı sıra Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesi için kurulmuş olan, Atina'da bulunan Nea-Dafni derneği ile Defne'nin, 11. yıldır çok kültürlü barış yolculuğunu gerçekleştirmek üzere birlikte yaptıkları festivalin, bu yıl "Çevre ve Turizm" ana teması ile Samotraki (Semadirek) ve Gökçeada (İmroz) adalarında yapılacağını ve benim de katılmamı istediklerini bildirmekteydi.

Belli ki, Rumların yaşanmış ve yıllar yılı da hiç hafifletilmemiş acıları öylece dururken bir araya gelmeye ikna etmek kolay gözüken bir iş değildi.

Ama organizasyonun içinde yer alan İmroz'da yaşayan Katina Karanikola, İmrozlular Derneği Başkanı Dimitri Bey ve eşi, Stelios Berberis ve tercüman Nerina Köseoğlu'nun çabası ile süreç arzulandığı gibi olumlu gelişmişti. 

 Üstelik her iki ada da müthiş bir heyecan vardı.

Atina ve Selanik'ten gelenlerle ile harika bir panel, canlı Yunan müziği ile dans gösterileri hem  Gökçeada hem Samotraki'de  "iki ada-iki asma" isimli iki enstelasyon, her iki adada kalıcı birer plastik sanatlar.

 Louvre Müzesinde sergilenen barış tanrıçası Nike heykelinin bulunduğu antik kent Samotraki'nin birçok tavernasında barış sofraları, tazecik hamsiler, muhteşem lezzetli kalamar kızartmaları, ilk kez tattığım domates mücveri, tadına doyulmaz  keçi peyniri, klasik ada salataları, tatlılar, barış sofraları, lezzet şöleni ve hep hasretini çektiğimiz güler yüzler.

İmroz'un bir Gümrük Kapısı var. Adı Uğurlu. Memurları da var üstelik ama Samotraki ile İmroz arasında doğrudan ulaşım hiç olmamış ve bu gümrük kapısı da hiç açılmamış. Festival ile yine bir ilk yaşanıp kapı geçici olarak açılıyor.

Neden geçici onu da anlamak mümkün değil. Hala neyi, kimden koruyorlar?

Sabah Dereköy'e gidiyoruz.

Türkiye'nin 1960 yılına kadar 1959 hane ile en büyük köyü kabul edilen Dereköy bize utanç ile hüznün en ağırını da yaşatıyor.

Terk edilmiş ve talan yıkıma uğramış güzelim Rum köy evleri.

Köydeki her taşa, yola, her eve yoğun bir hüzün, ıssızlık sinmiş.

Hava çok ağır.

Halen ayakta kalmış olan çamaşırhanede hep birlikte "barış ve temizlik" için, geçmişten arınmak için, utancı hafifletmek için, beyaz mendillerimizi iplere asıyoruz.

Ardından da geçmişin kirli ve karanlık umacı yüzüne  inat   İmroz'un benzersiz  Kefalos kıyılarında barışa bir sofra kuruyoruz hep birlikte.

Akşam ise  Dernek'te de yine bir ilk oluyor ve iki halk ilk kez bir arada dernekte buluşuyoruz.

Ada'da yaşayan yaşlı karı koca bir çift ile tanışıyorum. Kolay olmuyor, ürkek duruyorlar, masalarına davet etseler de konuşurken dahi bir fısıltı ile konuşmayı tercih ediyorlar..

Bana elli yıl öncesini görmeliydin diyor beyefendi; "hayat vardı, bu ada böyle soluk böyle ıssız değildi. Doğumlar vardı şimdilerde ise ölümler var hep, hiç doğum yok be kızım" diyor.

Anlatıyor; köylerinden zorla çıkarılmışlar, evlerinde yaşamalarına izin verilmemiş, mallarına el konulmuş, okulları kapatılmış, dillerini konuşmaları istenmemiş. Zorunlu göçler başlamış. "Kalan nüfus artık 200 civarında doğum olmaması da bundan, ölümler sıra sıra bizi bekliyor, hazinenin verdiği evlerde oturuyoruz ama mülkiyeti bize vermiyorlar, sabaha ne olacağı meçhul".

İçim doluyor, kaskatı kesiliyor.

Türkiye, sabaha ne olacağı meçhuller ülkesi..

Figen Çalıkuşu



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.