Türkiye?de Barış Siyasetinin Dili De Müzekkerdir-3

20.04.2013 00:04:15
A+ A-

 

Kani Yado 
 
Türkiye’de siyasetin eril dili aldatılı bir tarz ve taktikle toplumu barış tartışmaları atmosferine çekerek, demokratik görüntü ve numaralarla toplumun ilgisini yönlendirerek, en fazla ölüm, en fazla operasyon bu süreçte oldu. Aslında şaşırmamalı.
 
Sol görünüp sağ vurmak Türkiye siyaset biçimlerinde kendine özgü kalleş bir tarz olarak oldukça gelişkindir. Sadece devletler değil, Osmanlı karanlığında biçimlenen tüm aktörler bu kalleşlik tarzlarında oldukça maharetlidirler! Her şey toplumun önünde açık konuşulsa o nefretlik canınız mı çıkar! Yetmiyor mu bu danışıklıklar?
 
Gizliliklerde ihtiraslarını bileyenler, insanlar hakkında hep negatif düşünenler bu hamurla yoğrulmuşlar. Önümüzdeki süreçte her kesi şaşırtan birçok konu ile karşılaşacağımız muhakkaktır. Her şey TC’nin planları dahilinde yürmeyecektir.
 
Siyasetin yönlendirilmiş fırtınalarına kapılmayan insanlar siyasetin dilini çözmede daha şanslıdırlar. Örneğin, İsmail Beşikçi hoca aydın olup, örnek bir sosyolog olarak siyasal yönlendirme düşüncelerle tanışmamıştır. Sarı Hoca sadece sorumlu olduğu kendi vicdanı ve düşüncenin bilimselliğini kıstas alır.
 
Hocanın milliyeti ne olursa olsun o sarfettiği sözcükleriyle mutludur. O yüzden onun için zindanlar pek anlam taşımaz. Nereye gitse onu mutlu eden daktilosu yanındadır.
 
İsmail hocanın Kürd ulusunun kendi kaderini belirleme hakkını kullanmasının uluslararası camianın benimsediği haklardan yararlanmasını ortaya koyduğu zaman TC’nin derinliğine güdümlenmiş siyasetin Kürd ulusal haklarına toslayan istihza İsmail Hoca’nın umurunda bile olmaz. O doğruları söylemekle mükelleftir.
 
Sosyolojinin kendi dili vardır. Bu dil siyasilerin zehirli diline hiç benzemiyor. O yüzden sosyologların kabileden aşirete, aşiretten millete geçiş süreçlerini ve bu oluşumun devletleşmelerini siyasilerin saçma sapan tercihlerine göre ifade etmezler. Siyasiler kapalı kapıların arkasında yaptıkları planlarla hareket ederler. Sosyologlar sosyolojinin diliyle konuşurlar.
 
Sosyoloji biliminin diğer bilim disiplinleri gibi ispatlanmış kanunları vardır. Siyasetler danışıklıklarla toplumdaki gelişmeleri geriletebilir ancak toplumsal gelişmeyi engelleyemezler. Eğer engelleyebilseydiler Türkiye’de Kürt kelimesi bile unutulurdu. Sosyoloji bilimi ‘Türkiyelilik üst kimliği’ yalanına sığmayacak derecede sağlam dayanaklara sahiptir.
 
Yapay plastik siyasal aktörler yaratılarak da bu sosyal olay engellenemez ve Kürtler devletleşeceklerdir. Galileo Vatikan’da gerici Papa mahkemesinde ölüm cezasına çarpılmaktan kurtulmak için duruşmada bilimsel savını geri çektiğini beyan edip dünyanın öküzün boynuzunun üstünde olduğunu söyledikten sonra kapıya çıkar çıkmaz “benim elimde değil, ben istesem de istemesem de dünya dönüyor” demekten kendini alamadı.
 
İsmail Beşikçi bilimdışı siyasal yalanlara şaşırmıyor. Siyasal tahlilciler birçok uyduruk politik savlara şaşırmıyorlar. Siyaset pratikte yalan söyleme becerisi şeklindeki halk tarifleri çok yaygındır. Siyasal çevrelerin din siyaseti ve çağımızın hala geri siyasal biçimlerini terk etmeyenler yalanlarla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Yalanların da canlılar gibi bir ömrü vardır, onlar şimdi yaşam mücadelesi veriyor. Kutsal liderlikler, komik Şabanlar son perdelerini oynuyorlar. Paris’te ana yüreklerinin vurulması bu gerçeği geciktiremez.
 
Onlar da dünyadaki gelişmelere paralel olarak kendi yalanlarına yeni kılıflar bulurlar. İkiyüzlü politika yalan cehenneminde iki yüzlülükten çok yüzlülüğe tırmanırlar. Bu çabalarla siyasal fanatikler yaratılır. Gizlenen amaca ulaşmak için belirledikleri stratejiye uygun acılar üreterek hareket ederler.
 
Biz Kürdistan’ın yönlendirilmemiş özgürlükçüleri olarak Fransa’da Kürd onurunu teşkil eden üç kadınının infazını TC’nin tetikçilerinden başka kimse olamayacağını iddia ederken hepimiz TC’nin yarattığı muğlak kafalardan ayrı olarak görüş belirttik. Çünkü biz egemen olan siyasetin erkek dili dediğimiz müzekker dilini kullanmayacak derecede vicdanımıza karşı sorumluyuz.
 
Eğer siyasetle uğraşmadığımız için bu berrak düşünceye sahip isek Kürd siyasal talebi  de Berrak olduğu halde yönlendirilmiş aktörlerin kancalarına takılı kaldığı için siyaseten tutsaktır. Biz “Tetikçiler kim olursa olsunlar Kürtlere sıkılan her kurşunun arkasında ve geçmişteki tüm infazların arkasında TC vardır. Fransa’daki üç Kürd kadının infaz edilmesini bilinmezlere havale etme yorumları da TC yönlendirmesidir.” demiştik.
 
Bu iddiamızın doğruluğuna inandığımız için fazla araştırmaya gerek yok. Görünen köy klavuz istemez derler, gerçek budur. İsmail Hocanın Kürt Ulusal taleplerinin meşruiyetine vurgu yaptığında bunu onaylamayan anlayışın arka bahçesinde korkunç kan kokuları olur.
 
Doğrulara gülenlerin güvencesi Ankara’dır, bizim için bağlayıcı olan insanlık erdemleridir. Hangi tutsak ulus her yönüyle gelişebilir? Zaten şimdiye kadar gördüklerimizin ne tür katakulli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu yüzden son sözün sahibi olan ulusal sağduyu daha ortaya çıkmadı.
 
TC, Kürdleri mağdur etmeye odaklanmışken kendi toplumunu da mağdur etmek zorunda kalıyor. TC bizi Arap ve Selanik hayranlığıyla zihnen vurgun hale getirmeyi hedeflerken Türk toplumunun ne hale geldiğini gördük. Ulusal taleplerimizi yansıtan düşünceye gülenlere bu açıdan anlam vermek mümkündür.
 
Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da siyasetin dilinin müzekker olduğu iddiamız sadece Türkiye ezberleri gibi yalama olmuş ve saçma sapan uyduruk dilin ürünü değildir. Biz bunu bilimsel temelleriyle vurguluyoruz. Silah erkeğin silahıdır, din erkek dinidir, vurulan kadının barışçı yüreği, vuran kalleş kurşundur.
 
Bunu böyle bilmeliyiz ki zihnen Araplaştırılan Kürtlerden, siyaseten Türkleştirilen Kürdlerden ne Kürtlere ne de insanlığa bir umut olur. Böyle çirkin koşullar yaratıldığında sorunlar çözülmeyeceği gibi sonunda Libya gibi, Irak gibi dünyanın müdahalesine uğrayıp perişan olur.
 
Dünya, siyasal muhterislerin istediği gibi at koşuşturabileceği imkanlara sahip değildir artık. İnsanlık kendi tarihinde bu çağda ilk olarak bilgi ve teknik gelişmelerin zirvesine ulaştı. Din ve siyaset istismarcıları dediğimiz yalancılar artık bu bilimsel gelişmelerin önüne geçip tekrar dünyayı karanlığa çekemezler.
 
Din istismarcıları asalakları ve çağın despot siyasetleri artık aldatma aracı olarak yeni maskelerle ortaya çıkarak son şanslarını türettiler. İnsan beyinden vurgun, erdemler özünden vurgundur coğrafyamızda. Kadın ana barışçı yüreğinden vurgun. Kadın ana Kürdistan’da erkek dili, erkek dini ve törelerine kurban edilirken, Fransa’da Ankara güdümlü kurşunlara hedef oldu. Bu durum siyasetin müzekker dilinin eseridir. Bu acılara dayanamaz artık kimse. Bu yüzden istesek de istemesek de dünya dönüyor.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.