TUTSAK BİR BARIŞ, KÜRDİSTAN VE NEWROZ?

16.03.2013 15:31:22
A+ A-

 

TUTSAK BİR BARIŞ, KÜRDİSTAN VE NEWROZ…

Gündem alabildiğince dolu dolu yağıyor insanların üzerine.

Mektuplar, esirler, görüşmeler  vs…

Ne tellallara aldırış eden var ne de cellatlara.

Bunun üzerine bir Newroz arifesi Barış bekleyen insanlar var…

Sıcak bir barış…

Tutsaklar bırakıldı.

Fakat Atatürk’ün Mondros Ateşkes Antlaşmasında ki gibi olmadı. ‘’Geldikleri gibi gitmediler.’’

İnsanlar tutsak kaldıkça özgürlüğün kıymetini daha iyi anlıyorlar. Ve eminim ki PKK onları Kürt halkının üzerindeki baskı ve zulmü anlamaları için ve izahı mümkün olmayan tutsaklığı anlayabilmeleri için bir süre misafir olarak almışlardır. Ve eminim ki onlarda bunu anlamışlardır.

Gabriel Marquez’in de dediği gibi; ‘’Anlatmak ve Anlamak için Yaşamak gerek…’’

BDP’li vekiller tutsakları almaya gitti ve 8 tutsak aileleriyle buluştu. Traşlı yüzler, temiz elbiseler ve darbesiz, yarasız bırakıldı. Helikopterle ülkelerine geri döndüler.

Her şey güzel de tutsakların aileleri kavuşma ve sarılma faslında şunu söylediler;

‘’Allah devletimizden razı olsun’’

Anlamıyorum. Gerçekten anlamıyorum. Peki ya ölselerdi ne diyeceklerdi.

‘’Vatan millet sağ olsun.’’

Bırakın bunları Allah aşkına. Bırakın bu söylemleri…

Madem devlet o kadar iyi barışı sağlasaydı bakalım.

Cumhurbaşkanı, İsveç’te şu konuşmasında şunları söylüyor;

‘’Terör olmasaydı biz çoktan bu sorunları aşmış olacaktık…’’

 

Sizce öylemi dersiniz? Çözülür müydü? 

Özgür olmak isteyen bir halkın mücadelesi varken ve o mücadelede her iki taraftan insanlar ölüyorken sizce olur muydu?

Dağdaki özgür olmak için kendi dilini kendi ırkını kendi kimliğini savunmak için mücadele ediyorken diğer kardeşi onu tanımamayı bir yana bırakarak öldürme cesaretinde bulunur muydu?

Onu da geçelim. Sayın Cumhurbaşkanı İsveç gibi demokrasinin ve insan haklarının işlediği bir ülkede bunları neden konuşuyor sizce ?

Çünkü yolunda gitmeyen bir şeyler var…

Bu ülke kendini ne kadar da çok düşünüyormuş böyle.

Varlığını ne kadar çok benimsiyormuş. Bayrağını çamaşır tellerine iç çamaşırlarıyla asanlar temiz olduklarını bayraklarla yan yana ne kadar da yakıştırıyorlarmış.

Dilini ne kadar çok savunuyor da insanlar dilsiz hizmet görüyor kurum ve kuruluşlarda.

Bakın çok ilginç bir şey anlatıyım size;

Kürdistan da(Irak Kürdistan Federe) İkamemi yenilemek için asayiş dairesinde oturum almaya gittim. Her milletten insan vardı. Onlardan biri de yakasında ‘’Haymanalılar Derneği’’ rozetli biri vardı. Merak etim sordum.

‘’Haymanalılar derneği öyle mi?  Sizde o derneğin üyesi olmalısınız’’ diye direk Türkçe sordum.

‘’Evet dedi. Oranın dernek başkanıyım’’ 55-60 yaşlarında emekli biriydi.

‘’Bilir misin Haymana’yı?’’ dedi.

O anda birden Yılmaz Güney’in o ilginç hikayesi geldi aklıma. Hikaye şöyleydi;

‘’Türkiye de Siyasilerin de olduğu bir konferans öncesi  Yılmaz Güney’e nereli olduğunu sorarlar.

O da ‘’Siverekliyim’’ cevabını verir. Topluluk şaşırıp Siverek’in nerede olduğunu sorarlar.

Yılmaz Güney de ‘’İtalya da bir kent’’ cevabını verir. Ve herkes çok şaşırır…’

‘’Hayır efendim olur mu biz biliriz İtalya’yı… Türkiye’yi Vatan millet uğruna ölecek kadar çok seven bir ırk kendi ülkesinden bu kadar habersiz olabiliyor…’’

Evet dedim. Bilmez miyim Ankara’nın bir ilçesi.

Türkçe devam ettim ve herkes Türkçeyi anlar gibi bana bakıyordu.

‘’Hayırdır. Neden buradasınız?’’

Bana verdiği cevap şu oldu.

‘’Buradaki hayatı ve yaşantıyı merak ettim ha birde piyasalara bakalım dedik belki bir şeyler yaparız diye.’’

‘’Kürtler nasıl?’’ dedim.

‘’Şu ana kadar Kürtlerde ne kuyruk gördüm ne de kart kurt işittim. Nasıl biz sizin bildiğiniz Türk isek, siz de bizim bildiğimiz Kürtsünüz. Ve siz, biz, hepimiz kardeşiz…’’

İşte inanamadığınız Kürtler bir ülke yönetiyor. O ülke de 85 yıllık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları merak etmeye başladı. Bu birlik ve beraberliğe bir adım. Fakat gel gelelim buna inanmayanlarınız hala direnmekte. Ülkeyi bölmek istiyor diye bağıranlarınız Kürtleri bahane edip kendileri bölmek istiyorlar.

Sağ kurtulan askerlerin ölü olarak gelmesini daha hayırlı bulan siyasetçilerimiz var.

Bütün diyaloğu bir yana bırakın da diyalog Türkçe geçti ve ülke bölünmedi.

Kürdistan da Türk üniversiteleri Türkçe eğitim veriyor fakat ülke bölünmüyor aksine gelişim gösteriyor. Bulgaristan, Azerbaycan, Ukrayna ve diğer komşu ülkelerde de eğitim dili olarak Türkçe kullanılıyor fakat ülke bölünmüyor.

Kürdistan da;  Asayişlerde, karakollarda, hastanelerde, havaalanlarında Türkçe dertler dinleniyor fakat ülke bölünme tehlikesi yaşamıyor aksine bu da bir hizmettir deyip olanı değerlendiriyorlar ve gelişiyorlar.

Gelgelelim mektuplara…

Onlar sadece birer sembol…

O kadar çok görüşülmesi gereken şeyler var ki konuşulacak yoksa o kadar insan bu üç mektup yüzünden mi hayatlarından oldular…

35 yıllık savaşı üç mektuba sığdırmak o kadar basit mi?

Ki bu mektupların sızdırılması ise ayrı bir tutum…

Bırakın barışı daha yazılanlar okunup uygulamaya dökülmeden sızdırıldı…

Telgrafın tellerine konan kuşlar avlanabilir… Süreci iyi değerlendirmek gerek…

Ve bugün günlerden Halepçe…

Bugün günlerden İstanbul Beyazıt…

Bugün Halepçe’yi anlamak için ölün demiyorum fakat gelen sadece elma kokusu değildi.

Bu elma Pamuk prensesi uyutan elmadan değildi. Çocuklara ölümdü.

İnsanlığı bir türlü inşa edemeyen medeniyetlerin tarihine utanç vesikası olarak yazıldı tarihe Halepçe…

Ve 16 Mart 1978 İstanbul Beyazıt…!

Olayın failleri zaman aşımına daha uğramadan ülkeyi yönetmek için milletvekili olarak devam ettiler bir süre. Milletin vekili kendi milletini yok edendi…

Ve bu kadar acıdan sonra 21 mart Newroz bayramı.

Direniş ve Baharın habercisi… Ne Arap Baharı ne de Türk yazı… Barış baharının kutlamaları…

Gelin bu sefer Newrozu W harfiyle yaşayalım. Dilin bir ülkeyi bölmeyeceğini gösterelim ülkeyi bölmek isteyenlere.

Dilerim ki Bahar barışa. Barış kardeşliğe ve tüm halkların birlikteliğine sebep olur.

Yaşasın Halkların Kardeşliği…

Her bijî Azadî,Biratîyê û Aşitîyê…

Bir Gün Mutlaka…!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.