Unutmadık Ahparig!

06.05.2013 12:37:27
A+ A-

 

Bazı günler, kişiler, kareler olaylar vardır ki hafızalara kazınır, asla unutulamaz. 20 Ocak, Hrant, Hrant'ın katledilişi ve Hrant'ın o meşhur tabanı yırtık ayakkabısı ile hafızalara kazınan üzeri gazete ile örtülü ceseti. Bu saydıklarım da tıpkı bir travma gibi, bizlerin yani "İnsan"lığına sahip çıkanların, vicdanını din, dil, ırk ile köreltmemişlerin, "ölüm"ün her yerde ve her kişide aynı olduğu bizlerin yüreğinde ve beyninde kazınmış halde. Hrant, ölümü- daha doğrusu ölümsüzlüğü-ile bu ülkede "öteki"lere , "muhalif"lere, her şeyden önemlisi 'insan gibi insan' olan nasıl bir son reva görüldüğünü bir kez daha ortaya koydu.

Hrant; "öteki"lerden oluşu; insanlığın yanında, faşizmle savaşması ve ? belki de en büyük neden-Ermeni olup, Ermenilere hatta sadece Ermenilere değil zulüm gören diğer unsurlara yapılan katliamlar ve maddi-manevi şiddetlere sessiz kalmadığı için göz göre göre katledildi.

Göz göre göre diyorum çünkü Hrant'ın katlediliceği devlet tarafından biliniyordu. Katlinden önce valinin odasında mit tarafından tehdit edilmesi, defalarca katıldığı mahkemelerin çıkışlarında, birçok kez linç girişimine uğraması katliamın habercisiydi aslında.

Onun katliamının bir diğer boyutu da O'na sahiplenme boyutu. Bir kısım medya ve siyasetçiler O'nun ölümünden sonra ? çoğu sahte duygularla-Hrant'a sahip çıktı. Ama göz ardı edilen iki nokta vardı. Birincisi Hrant'ın ölümünden önce defalarca - sadece ölümünden önceki 5 yıl içinde 8-10 davası vardı- mahkemelerde suçsuzca yargılanırken, hatta birçok kez mahkeme çıkışlarında linç girişimine maruz kalırken, tehdit edilirken, bu kişilerin çoğunun deyim yerindeyse gıkı çıkmazken ölümünden sonra bu denli ilgilenmeleri iki yüzlülüğünün aşikar göstergesidir.

İkinci boyutu ise en ufak basın açıklamalarına, gazetecilerin mesleğini yapmalarına veya avukatların müvekkilleriyle yaptığı görüşmelere bile "örgüt" diyen "Yüce" (!) "Türk" adaleti işin içinde birçok sivil (!) ? aslında devletin kendi adamları -, birçok il ve ilçenin Emniyet müdürü, amiri ve en önemlisi Mit gibi devletin resmi istihbarat birimleri varken, bu denli bir organizasyon kurulmuşken bu katliama "örgüt var" diyemedi . Neden mi?

Aslında cevabı bu yazının ? özellikle bir önceki paragrafın- içinde saklı. Bu sorunun tek cevabı bu işi yapan kişiler ve bu kişilerin yukarıda belirttiğim vasıfları. Bu kişiler, derin devletin kendi eliyle yönlendirdiği ve MİT'in de bu işin içinde olması nedeniyle yargısal olarak ? her durumdan korundukları gibi ? korunuyorlar.

Hrant'ın katledildiği dönemde İstanbul valisi olan ve olumsuz anlamda bu katliamlarda ve katliam sonrası durumlarda büyük rolü olan Muammer Güler, İçişleri Bakanlığına terfi ettirildi. Halen katliamın bir numaralı ve kesin suçlusu olan O gün Samast ile Türk Bayrağı önünde fotoğraf çektiren polisler hakkında tam 6 yıl sonra soruşturma açılabildi.

Ve yine katliamda çok büyük rolü olduğu bilinen Ramazan Akyürek Emn. Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığına terfi ettirildi. Bunlar ve nice örnekler, katliamın kimler tarafından korunduğunu bizlere göstermektedir, aslında.

Üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen halen katillerin vicdanı kamuoyunun rahatlatacak cezayı almaması hatta daha beter korunması da Hrant'ın yakınlarını ve vicdanı ile yaşayan herkesi derinden yaralamaya ama en çok da "ileri"liği ile övünülen demokrasimizi (!) ve "adalet"e olan inancımızı yaralamaktadır.

Tıpkı Uğur Mumcu, Ape Musa ve diğer katledilen aydınlarımız gibi Hrant da ülkemizin insanlık ayıpları defterine yeni bir sayfa eklemiş durumda.

Unutmadık Ahparip, Unutmadık Hrant, Unutmadık Ape Musa, unutmadık daha nicelerini.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.