Unutulmuş Askerler

13.01.2014 22:29:11
A+ A-

Kazananlarının asla halk arasından çıkmadığı dengeyi kendi kutbuna doğru değiştirmeyi amaçlayan itişmelerdir savaşlar. Tartışmasız öldürmek ve yok etmek üzerine kurulmuşlardır. Savaşı başlatanlar her zaman savaştıkları topraklarda özgürlüğün ve barışın geleceği ve baskının sona ereceği yalanıyla toplumları peşlerinden sürüklerler. Ellerindeki çiçekleri askerlere dağıtan genç kızları yollarda göreceği günleri bekleyen askerlerin barışın geleceği güne dair hayalleri ve umutları onları başlarının üstüne bombalar yağarken bile ayakta tutar.

II. Dünya Savaşı doğrudan ve dolaylı olarak 50 milyon insanın canına malolmuştur. 20. Yüzyılın 2 en kanlı savaşından birisidir. Özellikle Holocaust, Hiroshima ve Nagazaki ile anılan Dünya tarihinin akıllarda en fazla acı ile hatırlanan dönemlerinden biridir. Savaş pilotları Kıta Avrupası'nda; Almanya, İngiltere, Polonya, Fransa, İtalya, Rusya başta olmak üzere Uzak Doğu’da Japonya’ya kadar dünyanın dört bir yanında şehirlerin ve askeri hedeflerin üzerine bombalar yağdırmıştır. ABD’nin savaşa giriş nedenleri ve şekli komplo olduğu analistler tarafından günümüzde kabul edilmektedir. İki nükleer bomba ile Hiroshima ve Nagazaki’de 180.000’den fazla sivili tek seferde katletmesiyle savaş sonlanır.

Unutulmaması gereken savaşların öncelikle kendi çocukları olan askerleri yiyen birer canavar olduğudur. Savaşın bitiminin ardından evlerine dönseler bile askerler yıllar süren kan ve acının etkisiyle normal hayata asla geri dönemeyeceklerdir. Bu durum sadece askerlerin değil onlarla birlikte ailelerinin de sonunu getiren kaçınılmazlarıdır.

Geçtiğimiz haftalarda Wall Street Journal ve BBC’nin haberleştirdiği 2. Dünya Savaşı’ndan Roman Tritz’in 60 yıla dayanan hayat hikâyesinden yola çıkılarak ortaya çıkarılan bir araştırma savaşın bittikten sonra bile nasıl da karanlığını yaymaya devam ettiğini ispat etmekte. Roman Tritz isimli askerin 60 yıla dayanan anıları zihninden birer birer silinmeye başlamış. Ancak hepimizin unutamadığı anları ve anıları mutlaka var. Bir savaş pilotu olarak Tritz’in de unutamadığı anıları ağır ameliyatlar geçirmiş zihninde yer etmiş.

“Aniden bana lobotomi yapmaya karar verdiler.”

Lobotomi beynin iki lobunu keserek birbirinden ayırmaya çalışan bir cerrahi müdahale çeşidi. Hastanın kötü anılarını ve psikolojik bunalımlarını beynin iki yarısının birbiriyle olan bağlantısını keserek durdurmayı amaçlar. Özellikle 1940’li ve 50’li yıllarda askerler üzerinde kullanılmıştır. Tritz II. Dünya Savaşı’nda bombardıman pilotu olarak görev yapmış bir savaş gazisi. Sözlerine ‘’Cehenneme giderken onları da yanımda alacağım’’ diyerek devam ediyor.

Gaziler Hastanesindeki hastabakıcılar Tritz’i yere mıhlar ve operasyon için götürürler. Ameliyata gitmemek için çaresizce mücadele vermek zorunda kalan Tritz uzun boğuşmaların ardından askerlerin kaba kuvveti karşısında pes eder. 30 yasına girmeden birkaç hafta önce 1 Temmuz 1953 Çarşamba günü hastabakıcılar yeniden gelir ve operasyonun tamamlanması için Tritz’i tekrar alırlar.

Son denemelerinde doktorlar istediklerini yapar ve operasyonu tamamlarlar.

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD hükümeti II. Dünya savaşı sonrasında yaklaşık olarak 2,000 savaş gazisi asker zorla Lobotomi operasyonuna alınır. Gazetenin araştırmacıları sayıyı ortaya çıkarabilmek için operasyonun yapılması muhtemel hastanelerdeki belgelere, devlet tutanaklarına, mektuplara ve memorandum dokümanlarına başvurur. Askerlerin birçoğunun aslında yüksek derecelerde zihinsel sorunu olmamasının yanında uzun süren kanlı savaşlar dolayısıyla yaşamış oldukları depresyonları atlatamadıkları dikkati çeken ortak özellikleridir. Kuzey Afrika’da, Avrupa’da veya Pasifik’te savaşan askerlerin çeşitli psikolojik sorunları olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Birçoğuna depresif, psikozlu, şizofrenik teşhisler konulmuştur. Hatta bazılarını cinsel olarak tercihlerinden dolayı hastalıklı olarak nitelendirmişlerdir. Eşcinsel askerlere gönderme yaparak onları da psikolojik bozukluk seviyesinde gören bir tıbbi yaklaşım ve buna yönelik araştırmalar öne çıkar.

Gazilere bakım yapan devlet hastanelerindeki doktorlar operasyonları yapma konusunda kendilerini muhafazakâr olarak tanımlarlar. Ancak ilgili operasyonları yapmaktan geri kalmadıkları, askerleri birer denek hayvanı gibi kullandıkları açıkça ortadadır. Oregon’dan Masshacusets’e, Alabama’dan Güney Dakota’ya birçok hastane ve klinikte askerleri kafataslarını yararak operasyonlara alırlar.

Gaziler İdaresi’nin yaptığı bu operasyonların ilk defa toplumun geneline açıklıkla anlatıldığı araştırmadır bu yapılan. Özünde doktorların ve hastane görevlilerinin söylediğine göre gazileri içlerinde dolaşan şeytanlardan kurtarma operasyonudur. Fakat operasyonun ardından birçok askerden geriye kalan kendi en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çeken çocuk zekâsına sahip insanlar geriye kalır. Tutukluk, uykusuzluk ve ayakta durmakta bile zorlanan kişiler haline dönüşürler. Kimi askerler de operasyonlar esnasında ameliyat masasında can verir.

90 yasında olan Tritz başından geçenleri anlattığı sırada beyaz saçlarının altındaki şakaklarını elleriyle ovarken "Başımızdan geçenlerin hiçbiri sıradan insanların başa çıkabileceği gibi olaylar değildi" diye özetliyor.

Lobotomi beynin iki yarısını birbirinden ayırma temelinde bir cerrahi müdahale. Duyguları ve düşünceleri daha kolay kontrol edebilme amaçlı yapılan ve 1940’larla 50’lerde kullanılması tıbbi kaynaklarda tavsiye edildiği dikkati çekiyor. Fakat söz konusu operasyonlar halka basın yayın yoluyla duyurulmamış ve gizlice yürütülen operasyonlar olarak kalmış. Operasyonların Hukuka ve Toplumsal ahlaka uygunluğu toplumdan gizlenmesinin nedenlerinde ve satırbaşlarında gizlenmiş. Uzun zaman önce konuyla ilgili olanların bile hafızalarından silindiği aşikâr. Hatta ABD Savaş Gazileri Birliği bile lobotomi operasyonlarının gerçekleştirildiğine dair hiçbir belge veya kayıt olmadığını belirtmekte. Operasyonları yapan tıbbi ekibin ABD’de ve Dünya‘da kabul görmüş tıp uzmanları olduğu belirtiliyor. Bu prosedürün diğer hiçbir tedavi türüne yanıt vermeyen hastalar üzerinde kullanıldığı yazılı açıklamada vurgulanmakta. Operasyonların büyük çoğunluğunun tamamlanmasına yakın yıllar içerisinde ise daha gelişmiş ve ilaca dayalı tedavilerin ortaya çıkması ile lobotomi operasyonunun kullanımdan kalktığı son bölümde yer alıyor.

Ulusal Arşivlerin küflenmiş depolarındaki raflarından indirilen dosyalarda Gaziler İdaresi’nin yapmış olduğu ameliyatlara dair çileden çıkaran sorusuna verdiği yanıt çok alengirli: “Görevlerinden dönen ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalan askerlere en iyi tedavi yöntemi ne olabilir?”

Konuya dair araştırmaların gün yüzüne çıkardığı bazı sayısal değerleri sıralamak istersek eğer: 

-Operasyonlar resmi olarak 1 Nisan 1947’den, 30 Eylül 1950’ye kadar 1464 savaş pilotuna uygulanır.

-Operasyonlar farklı 50 hastanede gerçekleştirilir.

-22 Hastanenin kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla operasyonların resmi olarak bitmesi gereken tarihten sonra da devam etmiştir. İlave 466 lobotomi operasyonu daha yapıldığı ve toplam ameliyata alınan hastanın 1930 gibi bir sayıya ulaştığı anlaşılmakta.

-Zorla operasyona tabi tutulan askerlerin sadece erkekler olmadığı aynı zamanda kadın askerlerin de aynı şekilde operasyonlara tabi tutulduğu ortaya çıkmış.

İlk psikolojik tedavi amaçlı ilaç olma özelliğini taşıyan Thorazine’in 1950’li yıllarda piyasaya çıkışı ve tıbbi olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte Lobotomi operasyonlarının kesildiği dikkati çekiyor. Söz konusu ilaç kendi alanında devrim niteliği taşıyan bir özellikte.

Unutulmuş dosyalara dayanılarak ortaya çıkan fotoğrafın tamamını, gazilerin yaşadıklarını, ailelerin karşı karşıya kaldıklarını durumları da eklediğimiz zaman her şeyin ne kadar kötü gittiği daha da bir açığa çıkmakta. Joe Bzorza İtalya/Anzio’daki plajlardaki makineli tüfek ateşlerinden sağ kalan bir asker. O dönemdeki günlerini İdare’ye bağlı hastanede peşpeşe sigara yakarak geçirir. Eugene Kainulainen, Kuzey Afrika operasyonlarına katıldığı sırada çöküntüsü başlayan askerin durumunu ABD Ordusu ve Gaziler İdaresi çocukluğundan gelen öfke nöbetlerine ve yemek konusundaki çok seçici olmasına bağlamış. Savaşta başından geçenlerle ilişkilendirmemiş. Bir başka asker olan Melbert Peters örneğinde ise hastaya iki defa lobotomi yapılmış ve üstüne üstlük askerin ön alın kısminda kaslarının ortasından beynine kürdana benzer bir alet sokularak Mengele benzeri operasyon tamamlanmıştır.

Kendi askerlerine bile Nazi Almanya’sının yaptıklarını aratmayacak şekilde davranan bir sistemin yaratıcıları olan Savaş lordlarının kimseye acımasının olmadığını kestirmek çok zor değil.

Tritz aslen Wisconsinli bir süt üretimi yapan bir ailenin çocuğudur. Ancak şartların gelişimiyle kendisini B-17 savaş uçağını kullanırken bulur. Nazilerin işgali altındaki Almanya’ya 34 değişik dalışta saldırı operasyonlarında bulunur.

Tritz hastanede başına gelenleri “Kafama girip içeride olan her şeyi yok etmek istediler” diye özetliyor. “Bunu yapmak için uğraştılar.”

 
 
 

Hasta sayıları: Hastane tutanaklarından birisi operasyona maruz kalan hastaların çetelesini tutar ve tıbbi olarak ortaya çıkacak karışıklıklar konusunda uyarılarda bulunur.

Belgeler hakkında bazı önemli notlar:

Sarı renklerle vurgulanmış olan bölümler belgelerin bazı noktalarında dikkat çekecektir. Bu makalede isimleri anılmamış diğer hastaların kim olduklarına belgelerdeki diğer özelliklerden ulaşılabilir. Bütün belgeler orjinaldir.

Söz konusu belgeler savaşın bitişiyle ilgili Amerikalılar arasında yayılagelmiş olan mitleri de yıkacak türden içeriklere sahip. Savaş sonrasında dönen askerlerin silahlarını bıraktıkları, üniformalarını çıkarıp attıkları, barış içinde mutlulukla dolu şekilde 50’lere doğru hareket ettiklerini anlatan hikâyelerin aslında kocaman birer yalandan ibaret olduğunu ortaya koymakta. Tritz ve onun gibi binlerce asker ailelerinden başka kimsenin bilmediği bir kaderi yaşamak zorunda kaldılar. Yaşanan onca açıdan geriye kalan en önemli belge askerlerin kafataslarında taşıdıkları ameliyat izleri.

Kendi hayatının çok güvenilir olmayan bir anlatıcısı olan Tritz kendisini zihinsel hasta olarak tanımlamıyor. Kısacası zihnine hasar verilmiş birisi olarak ifade etmeyi daha uygun buluyor. Uzun yıllar boyunca paranoyayla karışık devletle ilgili komplo teorileri ürettiği sanılan Tritz’in doğruyu söylediği günümüzde ortaya çıkan çok acı ve korkutucu bir gerçek.

Savaş zamanında başından geçenler ve kendisine yapılanlarla ilgili olarak açıklıkla konuşmakta. Resmi kayıtlar ve ailesiyle yapılan görüşmelerden, tarihçilerden ve kendisiyle birlikte havacılık yapmış kişilerin anılarının toplamından ortaya çıkan hikaye Tritz’in ve bütün askerlerin başından geçen hikayeyi günyüzüne çıkarmakta.

Tritz’in askerlik hizmeti ile zihinsel sorunlarını kesin bir çizgi çizerek ayırmak çok mümkün değil. Ancak ortaya çıkan bilgilerin ışığında söylenmesi mümkün olan gerçeği şöyle özetleyebiliriz: savaşa giderken olabilecek en sağlıklı seviyede evinden ayrılan bir asker savaş sırasında yüksek irtifalarda uçarak, durmaksızın bombalar atan bir görevi yerine getiriyor. Ardından evine döndüğünde ise durmaksızın kafasının içerisinde hayali çınlamalarla başa çıkmak zorunda kalıyor. Askeri dilde Messerschmitts olarak anılan dalışa geçen uçakların motor sesleri ve bombaların düşerken vızıldamaları aklından hiç çıkmamaktadır.

Sekiz yıllık hastanede kaldığı süreçte Tritz’in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş dense pek de yalan olmayacak gibi. 28 defa tedavi amaçlı (!) elektroşoka tabi tutulmuş. Hatta bu şoklamalardan bazılarından kasılmalar o kadar fazla olmuş ki kendini kasması esnasında kemiklerinden bazıları kırılmış. Sadece bununla da kalmayan tedavi (!) yöntemlerine bir de insülinle geçici komaya sokarak tedavi etmeye çalışmalarını eklediğimizde bunları yapan tıp insanlarının ne denli üç noktalarda gezinen bilimadamları (Frankenstein-Mengele) öldüğünü tahmin etmek pek de zor değil.

 
 
 

Endişeli Başlangıç: Tuskegee’deki Gaziler Hastanesi lobotomi yapabilmek için gerekli izinleri çıkarırken

Hastaların sinirlerini uyarmak isteyen hastane ekibi hastaların üzerlerine kısa döngüler içerisinde değişken sıcak ve soğuk suyu basınçlı bir şekilde spreylemişlerdir. Bu da hastane kayıtlarında ortaya çıkar. Tritz’in üzerinde de 66 defa bu yöntem denenmiş. Jet motorlarının hızına yakın bir hızda suyun vücuduna çarpan bir insanın bu şekilde tedavi olup psikolojik hastalığından kurtulacağını beklemek nasıl bir bilim anlayışıdır? Üstelik bu türden bir olaya İskoç Duşu (Scotch Shower) ve İğne Yağmuru (Needle Shower) gibi isimler vermek de bilim ile açıklanabilir mi düşündürücüdür.

“Bütün yollar tükenip de yukarıda adı geçen tedavi yöntemlerinin (!) hiçbirinde başarılı olamayınca geriye zamanın tıbbi otoriteleri için ellerinde tek seçenek olarak lobotomi kalır” 89 yaşındaki Elliot Valenstein durumu bu şekilde özetlemiş. Kendisi Topeka Kan hastanesinde 1950’li yılların başlarında söz konusu tedavileri savaş gazilerini deneyenlerden birisi. Kâbuslar ve geri dönüşleri dolu dolu yaşayan askerlerin olduğu koğuşlarda tıbbi ekip olarak askerlerin üzerinde her şeyi denemekten kaçınmamak üzerine kurulu olduklarını ekliyor.

Bütün bunları öğrendiğinde insan Proudhon'un yönetilmek üzerine fikirlerini hatırlamadan edemiyor:

“Yönetilmek; ne hakkı ne kerameti ne de iffeti olan yaratıklar tarafından, izlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek, yönlendirilmek, yasalara uydurulmak, düzene sokulmak, kapatılmak, telkinlere ve vaazlara maruz kalmak, denetlenmek, yorumlanmak, değerlendirilmek, sansüre uğratılmak ve komuta edilmektir. Yönetilmek, kişinin her hareketinde, her eyleminde ve yaptığı her işlemde, mimlenmesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına tabi tutulması, vergilendirilmesi, damgalanması, fiyatlandırılması, değerlendirilmesi, patentinin alınması, yetkilendirilmesi, müsaadeye tabi kılınması, tavsiye edilmesi, ihtar edilmesi, men edilmesi, doğru yola sokulması ve düzeltilmesi anlamına gelir. Hükümet haraca bağlamak, terbiye etmek, fidye ödemeye mecbur bırakılmak, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, baskı altına alınmak, gizemlileştirilmek, soyulmak anlamını taşır. Bütün bunlar kamu yararı ve halkın çıkarları için yapılır. Daha sonra, ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde, kişi baskı altına alınır, para cezasına çarptırılır, hor görülür, tedirgin edilir, takip edilir, apar topar alınıp götürülür, dövülür, boğularak idam edilir, hapse atılır, vurulur, makineli tüfekle taranır, yargılanır, hüküm giyer, sürgüne gönderilir, kurban edilir, satılır, ihanete uğratılır ve üstüne üstlük bir de küçük düşürülür, alay edilir, kızdırılır ve onuru kırılır. Hükümet işte budur; onun adaleti de ahlaki da budur!

Pierre-Joseph Proudhon.”

Kimsenin kimseyi savaşa ve ölüme göndermediği bir dünyayı yaratmamız imkansız değildir. Yeter ki bunu isteyelim ve harekete geçelim. Yoksa sonumuz Tritz ve diğerlerinden beter olacaktır.

 

https://soundcloud.com/bbc-world-service/an-almost-god-like-decision

http://projects.wsj.com/lobotomyfiles/

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.