Yılın sonu gelirken çözüm ve operasyon…

17.12.2013 22:57:47
A+ A-

Yılın sonuna geliyoruz. Önemli gelişmeler yaşandığı gibi çözüme kavuşturul(a)mayan  sorunlarla beraber yılı tamamlayacağız. İktidar gücünü elinde tutan AKP; dikta rejimi havasında devleti yönetmeye devam ederken yolsuzluk ve yoksullukta önemli adımlar atılmadı. Ülkeyi toz-pembe görünümüne sokan, adeta demokratik bir süreç algısı veren AKP dengeleri koruyabilme noktasında da yalpalamaya başladı.

Aslında ülkeyi kimin veya kimlerin idare ettiği konusu tartışmalı. Egemenlik hükümetle mi yoksa kimi cemaatlerle mi idare ediliyor belli değil. Sorgulanamayan asıl burası. Her gün cemaat üzerine yorum ve görüş dillendiriliyor. Cemaate yakın isimler gibi ifadelerle bir takım kurum veya kurumlar üzerine basınç uygulanıyor. Hükümete veya kimi alanlara dayatma denilebilecek sözler sarf ediliyor. Cemaat üzerinden mesajlaşmalar yapılıyor. Bu ülke halkın iktidarı mı yoksa bir takım sanal isimlerin mi? Ülkenin düşürüldüğü bu duruma ise dikkat çekmek yerine Hakan Şükür’ün istifası üzerinden polemikler yürütülüyor.

Paralel devlet olgusunun ilk kez bu denli açığa çıktığı AKP iktidarının egemenlik konusunda da algısı tekçi ve baskıcı. Sözüm ona demokratikleşme diye atılan adımlardan halkın payına düşen; baskı, gözaltı, tutuklama, gaz, su ve gözdağı oldu, oluyor.

Kürt kimliği üzerindeki yasakların ve inkâra dayalı çıkartılan yasaların değiştirilmesi ve HAKların iadesi öncelikli gündem olması gerekirken, zamana yayma ve sürüncemede bırakma taktiği uygulanıyor. Seçime dayalı siyasetle süreç yavaşlatılıyor.

Newroz günü atılan adımla sona erdirilen savaş sayesinde olması gereken psikolojik rahatlama yaşandı. Gençlerin ölmemiş olması umut verdi vermesine ancak asıl sorunu da anlayıp çözüme dayalı adımlara da gereksinim vardı. Hala anadilde ayak direniyorsa ve hala Kürt kimliğinde adalet ve eşitlik sorgulanıyorsa AKP’nin biraz daha düşünmesi gerekir. İnsani adımlarda dahi sessiz kalmak ve tekçilikte ısrar etmekle Kürtler aldatılmaz. Bir takım iyileştirmeler olumlu olsa da bunların yasallaşmaması güveni de zedeliyor.

İki yılını dolduracak olan Roboski Katliamı hala çözülmedi ve bulandırılmaya devam ediliyor. 34 Kürt gencinin vebali AKP’nin boynunda asılı duruyor.

Haziran ayındaki Gezi sürecindeki AKP’nin izlediği politika halka karşı şiddet ve baskıdan başka bir şey değildir. Sokak eşkıyalarının gençleri avlayarak dayaktan geçirdiği ve ölümlerine sebep olduğu süreçte AKP’nin ve özellikle Mutlu’nun açıklamaları vahimdir. Halk düşmanlığıdır. Ardından ülkeye döner dönmez mitingler düzenleyen başbakanın tutumu da ülkede karşıt kutuplar yaratmaktan başka bir şey değildir. Halkı kin ve düşmanlığa açık ve alenen teşviktir. Gezi sürecinde yaşanılanların detaylı incelenmesi için http://www.ihd.org.tr  ve http://www.mazlumder.org sitelerinin ziyaret edilmesi yaralı olur. O zaman şiddetin ve terörün nereden ve nasıl geldiği daha iyi zikredilmiş olur.

Dün başlatılan ve gene cemaat- hükümet ikilemine kurban edilen bir başka süreç yaşandı. Yolsuzluk operasyonu! Bakalım altında neler çıkacak. Madem 5 yıl önce başladıydı. Peki neden 5 yıl bekledin operasyon yapmak için. Şantaj için mi yoksa?

İyi de kamuoyuna yansımayan ve ihalelerde adam kayırmacılık hiç mi yoktu ki? Son on yılda ihalelerde kayırmacılık ve cemaate yakınlık öncelik kriter  değil miydi. Tabi bunu belgelemek oldukça zor, ancak devlete ait neredeyse tüm kurumlara atamalar nasıl yapılıyor? Allah aşkına AKP hükümeti devletin neresinde eşit ve adaletçe bir tutum izledi, izliyor. Savcıların bunları bilmemesinin imkanı yok. Cemaate yakınlık veya başörtülü olma ya da camiye gitme durumu hatta ve hatta sadaka ve zekat verme gibi kriterler aramak meşru mu? Adaletli mi? Yoksa işi ehil insanlara mı vermektir aslolan?

Didişmelere kurban edilen ülke gündemlerinin acilen çözümü gerekmektedir.

Yılın sonu yaklaşırken bir panorama sunmak istemiyorum. Tek tek sıralamak yerine demokratik bir anayasa talebinde bulunmak ve aciliyetini belirtmek daha elzemdir.

Çünkü savaşın en yakıcı yerinden toplu mezarların açığa çıkması kadar vahim bir durum yoktur. Yüksekova’da sıradan bir cenaze törenine yapılan müdahalenin ve silahla insanların ölümüne sebep olmanın insani açıklaması yoktur. Soğuktan donan varolduğu ülkede iyimserlik tablosu sunmak adalet değildir. Sokaklarda kadınların öldürülmelerini duymak acı insana dokunuyor. Çocukların coplanması veya cezaevlerine tıkılması ya da taciz-tecavüzle anılmasının hiçbir açıklaması olamaz. Kapı işaretlemeleriyle topluma korku salmanın, birilerinin inancından, cinsiyetinde veya milliyetinden ötürü şiddet görmesinin 21. Yüzyıl Türkiye’sine yakışır bir yanı yoktur. Hele hele düşüncenin SUÇ ile değerlendirilmesinin, sırf düşünmekten ve yazmaktan dolayı sanatçıların veya yazarların cezaevlerine mahkum edilmesinin demokrasi ile bağdaşır yanı yoktur. Adı her ne olursa olsun Ergenekon veya KCK, adil yargılama inancının kalmadığı bir toplumsal algının bulunduğu bu ülkeyi 11 yıldır AKP zihniyeti yönetiyor. Ve maalesef 12 eylül yasalarına yaslanarak ve maasef İslami referanslardan faydalnarak.

Demokratik bir anayasa arzusu ile 2014 yılına giriyoruz. Umarım ülkenin sorunlarına acilen çözüm olunur. Eşit yurttaşlık ve özgürlükçü barışçıl bir siyaset zemini oluşturulur. Bunun için sadece beklenti değil her STK ve cemaatin, her STÖ’nün ve siyasi partilerin bunda katkısı olmalı. Başka türlüsü karanlık ve kaos ortamı demek olur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.