Yine demokratik bir seçime daha gidiyoruz(!)

21.01.2014 19:51:51
A+ A-

Demokrasilerde asıl olan seçimlerdir. Seçimlerin "Bomesi / yoğunluğu" ne kadar sulandırılır ise demokrasinin kalitesi de o oranda kötüleşir. Bu durumda o toplum, diğer toplumların maskarası durumuna düşmekten kurtulamaz. Kendi içinde sanal sorunlar yaratır, daha doğrusu tahtadan ilahlar yaratılır ve onlara tapılması sağlanır. Bu sırada iç ve dış düşmanlar oluşturulur ama kim oldukları nerede yaşadıkları belirtilmez.

12 Eylül sonrasında 1983 yılında genel seçimlere gidilecekti. Darbe yönetimi üç partiye izin verdi. Anavatan Partisi, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi.

1960 ihtilalinde albay rütbesindeyken ordudan "mecburi emeklilik" atılan ve aslen Erzurumlu olan bir komşum vardı. Sözü sohbeti mükemmel bir adamdı. Biz orta yaşlılar bile Paşa Baba derdik ona. Bir seferinde evinde misafirlikteydik;
"Paşa Baba, artık seçimlere gidiyoruz fakat bu partilerden hiçbirini tanımıyorum. Siz tecrübeli bir insansınız; hangisine oy vermeliyim?" diye sordum.
Sorumu ciddiye almış olmalı ki toparlandı, sonra dikkatle gözlerime baktı;
"Bak evlat ne yazık ki bu soruna olumlu yanıt veremeyeceğim" dedi. Sonra yeniden söze girdi. "Atatürk dönemini de iyi bilirim. Şimdiye kadar seçtiğimiz vekiller hiçbir zaman 'Bize özel vekil' olmadılar. Ben ölür giderim, sen henüz gençsin göreceksin ki bundan sonra seçilecek olanlar da başkasının vekili olacaklar."

Her yeni seçimde Paşa babanın bu sözleri dolar kulaklarıma.

Sir Winston Churchill der ki; "İdarelerin en az berbat olanı demokrasidir." Demek oluyor ki bu haliyle bile diğer idarelerden çok daha iyidir.

Demokrasinin iyi olması demek; ahalinin kişiyi doğrudan seçmesi ile mümkün olabilir. Ankara'da yaşayan, arada bir bazı yurt gezilerine çıkan bir adam; mesela Çemişkezek'in, Maçka'nın, Kilis'in, Torbalı'nın, Malkara'nın Belediye Başkanını atıyorsa ve ahali onu seçmek zorunda bırakılıyorsa bunun adına ne demokrasi ne de adil bir seçim denemez. Yani yerel ahali cahil, akılsız, kimi seçeceğinden bihaber ve tam bu sırada parti genel başkanı devreye giriyor, gökten bir yıldız yakalıyor ve sunuyor.
Olmaz öyle bir seçim, olsa da nizami olmaz.

Seçilmeye aday olan kişiler; mahalle parti örgütlerinden, ilçe ve il örgütlerinden onay almak zorunda olmalı. Yani elekten geçirilmiş ve geniş bir kitlenin olurunu, güvenini kazanmış olmalı.
Böyle olmasa ne mi olur?
Günümüzde de örneğini gördüğümüz gibi kamu kaynaklarını talan ederler. Evlerindeki bütün boş raflar hatta ayakkabı kutuları da para dolu olur.

Vaktiyle Özal'ın Prensleri (Ahmet'in arkadaşları) vardı. Hepsi öyleydi ama özellikle en ünlülerinden biri Emlak Bankasının Genel Müdürü, Engin Civan'dı. (Rüşvetin belgesi olur mu? Sorusunu soran kişi.) Hem rüşvet topladı hem de Emlak bankasının içini boşalttı, sonra da Amerika'ya kaçtı.

Yukarıda sözünü ettiğim geniş halk guruplarının eleğinden geçen bir insan bu çirkinliği yapmaz. Yapmaz çünkü onu o seviyelere getiren halka karşı bir gönül bağı, sorumluluğu vardır. Oysa Engin Civan sadece ve sadece Ahmet Özal'a karşı sorumluydu. Onun arkadaşıydı ve o yüzden baba Özal ona el vermişti.

Evet, yine bir önseçimsiz seçime daha giderken Rahmetle andığım Paşa Babanın sözleri ıslık çalıyor kulaklarımda. "Bu seçilecek olanlar da..."

https://www.facebook.com/yubulut
 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.