Yukarıda Neler oluyor? 'Kürt Sorunu' nasıl bitecek?

06.01.2013 23:36:24
A+ A-

 

Yeni Şafak yazarı Sn. Selvi'nin haber verdiği MİT Müsteşarının İmralı'da Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeyi aktaran yazısının sonunda yazdığı cümle şuydu; 'Yeni yılda hediyeleriyle Noel Baba değil, Tayyip Baba geldi'. Noel baba yerine Tayyip Baba gerçekten hediye getirdi mi? Getirdi ise bu hediye beklenilen hediye mi ? üstelik bu hediye kimden kime geldi onu da bilmiyoruz. (Yazının hemen başında belirtmeliyim ki bu yazı sadece iç dinamikleri dikkate almaktadır, dış etkenler bu yazıda etkisiz kabul edilmektedir)

Orta okul yıllarında coğrafya edebiyat veya  tarih hangi ders kitabının arkasında bir dünya atlası var ise onun üzerinde kendi haritalarımı çizerdim. Politize olmuş genç bir kuşağı görerek ve dinleyerek büyürken ister istemez kendi çözüm yollarımız da zihnimizde belirmeye başlıyordu, işte bunlardan benim için en açık ve net olanı Osmanlı'nın kaybettiği bazı toprakların geri alınması idi. Üstelik bunun için haklı bir sebebim de vardı ; Türk ve Kürt olan Anne ve Babam! Kafamda Türklerin ve Kürtlerin birlikte özgürce yaşayabileceği bir ortak devleti canlandırıyordum ama o yaşta bir çocuk olarak bile Federal bir yapı öngürüyordum. Bununla da yetinmeyip iki ayrı halkla daha Federal bir bağ kurulması gereken çizimlere devam ediyordum; Rumlar ve Ermenilerle. Yani benim çözümümün adı belli idi Birleşik Halklar Federasyonu.  

Bu küçük naif anıdan yola çıkarak gelişmelere bakınca ister istemez soruyorum kendime; Nasıl bir çözüm olacağına dair en ufak bir bilgimiz var mı? BDP haricinde hangi siyasi parti politikasını ilan etti? AK Parti hükumeti neyi hedefliyor? Çözümden anladığı tek şey Silahların Susması bile olsa bunu nasıl sağlayacağını halka neden anlatmıyor? Muhafazakar cenahta yapılan yorumlar daha çok nasıl olup ta Hükumetin niyetini anlamadığımız üzerine, yani anlayacağınız yine suçlu biziz, bizim kalın kafalarımız bu konularda bir halt anlamadığından hükumet bizden destek bulamayacağı için ne yapmak istediğini bizimle paylaşmayacak. Daha öncesinde yaşanan Açılım süreci ile ilgili bir yorumumda şunları yazmıştım ; 'Kürt açılımı lafları ortaya çıktığında ve açılım sürecinde samimi olmadıklarını iddia ediyordum. Argümanlarım ise;1- Kamuoyunu ikna edecek ve Türk kesimindeki 'hassasiyetleri' onların vicdanlarına seslenerek minimize edecek çalışmaları yapmamaları 2- Bu sorunun çözüm sürecinde çözümün kendisi kadar önemli olan şeffaf bir yöntemin uygulanmaması ve 3- Çözüme ilişkin olarak AK Partinin hedeflerinin ne olduğu, Kürtlerin hangi haklarının gasp edilmeye devam edilip hangilerinin bırakılacağı ve Silahların teslimin nasıl sağlanacağına dair hiç bir irade beyanının olmamasıydı'

Bugün bunlardan Şeffaflık ilkesini daha fazla dikkate aldıklarını görüyoruz ve bunu çok olumlu buluyor ve çok önemsiyorum. Belki de sürecin başarıya ulaşması Başbakanın görüşmelerin yapılıyor ve yapılacak olmasını ilan etmesi ile sağlancak. Diğer yandan tüm yükün MİT Müsteşarı üzerine atıldığı izlenimi daha şimdiden oluşmuyor mu ? Hükumet adına Hükumet Sözcüsü ya da bir Genel Başkan Yardımcısı mülakatlar verebilecek iken Danışman sıfatı olan birisi açıklamalar yapınca Başbakanın yaptığı açıklama ile ortaya koyduğu kararlılığa gölge düşmüyor mu?

Bunları bir yere not ederek devam edelim. Hadi diyelim Kamuoyundan çekinildi ve Oslo süreci denen 20 küsür görüşme trafiğinde bu ülkenin halkına ya da Meclisteki vekillerine bir şey aktarılmadı, peki aynı Kamuoyu 12 Eylül Referandumunda %58 ile hükumete görüşmeye devam izni vermiş iken şimdiki durum nedir? Kanaatimce durum zaten kamuoyundan çekinme değildi, öyle olsa idi neler olabileceğini gene daha önce yazdığım yorumdan aktarıyorum; ' ilk olarak, herkesin verdiği vergilerle finanse edilen ama AK Partinin Polit Büro Bülteni olarak faaliyet gösteren TRT, akrabaların başa getirildiği diğer özel TV ve Gazeteler aracılığı ile çok rahat bir biçimde toplumsal hassasiyet oluşturulabilir ve Kürtlerin acılarına yönelik empati yapılması sağlanabilirdi.Çok eskilere de gitmeye gerek olmadan sadece 90'lı yıllarda yaşananların anlatıldığı belgeseller, yazı dizileri, kitaplar, kısa filmler ve hatta bir kaç film bu toplumundaki tüm algıları alt üst edebilirdi Türklerin sahip oldukları (haklı haksız mühim değil) 'hassasiyetler' bir nebze giderilebilirdir. Bunu yapmadılar bundan imtina ile uzak durup BDP ve CHP tarafından verilen Faili Meçhul cinayetlerin araştırılması önerilerini bile mecliste reddettiler(sanırım 4 defa)'. Evet Yine aynı süreci mi yaşayacağız endişesine sahibim. O zaman da sorunsuz bir seçim dönemi gerekiyordu şuan için de.

En nihayetinde bilmediğimiz en temel nokta Ak Parti'nin, Hükumetin nasıl bir çözüm istediği nasıl bir persfektife sahip olduğudur. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Seçim barajının makul bir düzeye indirlmesi / kaldırılması, Mecliste bulunan tüm partilerin Hazine yardımından yararlanabilmesi, Partiler Kanunun değiştirilmesi ile partilerin daha demokratik yapılara dönüşebilmesi, sadece Milletvekili Dokunulmazlığı değil tüm kamu yönetiminde dokunulmazlıkların sınırlandırılması / kaldırılması, ana dilde eğitim, devlet hizmetlerinin iki veya daha çok dilde verilebilmesi, ana dilde savunma hakkı, PKK silahları bırakınca ne olarak devam edeceği gibi bir çok noktada önerdikleri nelerdir? İrade sahibi olunabilmesi için ne yapılmak istendiğine de karar verilmiş olunması gerekiyor, ancak o zaman yapmak istediklerinizin arkasına iradenizi koyabilirsiniz. Bu noktada sürecin hassaslığı ileri sürülüyor , evet hassas bir süreç işleyecek ama süreç adımları atılırken hedefin ne olduğu ortaya konulmalıdır ki bu sürecin performansı ölçülebilsin ve süreç savrulmasın. Bu noktada yine daha önceki yorumdan bir alıntı yapıyorum; 'Politika yapısal çözümler üretmektir, hukiki alt yapısının tamamlanması, yasal alanın nasıl açılacağı ve anayasal hakların nasıl temin edileceğinin belirtilmesidir politikadan kasıt. yani; sorunun ne olduğunun adının konması, bu ad konduktan sonra çözümden ne anladıklarının adlandırılması, sonrasında bu çözümü nasıl sağlayacaklarının maddelendirilmesi, her bir maddenin nasıl uygulanacağının yönteminin belirtilmesi, bu yöntemleri uygulamada işletilecek süreç adımlarının tespiti, bu adımların performans değerlendirmesinin nasıl olacağının tespiti vs...' Ortada yeni kurulmuş iktidar, deneyimi olmayan bir hükumet yok! 1o yıl bu ülkeyi yönetmiş ve anketlerde hala ülkenin en güçlü partisi görünen, en son olarak ODTÜ'yü yerden yere vurma sırasına girmiş Rektörler rezaleti örneğinde olduğu gibi ülke yönetimindeki her kurumun teslim olmuş olduğu güçlü bir iktidar var karşımızda. Pekala politikasını açıklayabilir ve savunabilir bir konumda olduğu için ne yapmak istediğini, nasıl yapmak istediğini ve hangi sonuçları hedeflediğini açıklayabilir.

Yukarıda belirttiğim hususların ne denli önemli olduğu şimdiden köşe yazılarındaki bazı yorumlarla kendini gösteriyor. Türklerin Haysiyetini dile dolayan yorumlar ortalığı kapladı ve bundan etkilenecek bir kitle pekala mevcut. Böyle bir haysiyeti tüm Türkler elbetteki sahiplenmiyor ama süreci sekteye uğratmak için bazı odaklara argüman sağlıyor. Ne yapılmak istendiğine dair bilgi olmayınca ümitler boş yere artabilir ve bunun nasıl bir hüsran olduğunu da Habur tecrübesi bize aktardı bence. Devlette aklı selimin galip geldiğine ve bu ülkenin daha ilk kurulduğu günkü haline geri döndürüleceğine mi inanalım yoksa temkinli bir iyimserlikle birlikte şüpheciliğimizi muhafaza mı edelim? Lozan sürecinde Misak-ı Milli den vazgeçen Türk'çü devlet zihniyeti yaptığı yanlıştan geri mi dönecek yoksa siyasi iktidarın ard arda 3 seçim kazanma hırsının yönettiği bir oyunu mu izleyeceğiz? Bu noktada sanırım herkes kendi seçimi ile başbaşa kalacak benim umudum bu ülkenin insanlarına dair olacak; onlar Barış'ı çoktan seçtiler ve hükumet niyeti bu olmasa da buna doğru yol almak zorunda kalacak. Dış etkenleri dahil ettiğimizde oluşacak resim ise çok daha farklı. Bu bölümü ikinci bir yazıda sizlerle tartışmak istemekteyim.    



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.