Edirne Çingeneler Zamanı

13.03.2016 23:51:30
A+ A-

Dom Za Ve?anje

19 Nisan 2015 Pazar 11:00, Tunca Köprüsü Edirne

Değerli Dostlarım,

Bu çalışmamda çok sevdiğim, her fırsat bulduğumda gittiğim 'Balkanların Başkenti Serhad İlimiz' Edirne'de haklarında çok şey duyduğunuz, duyduğumuz, yalan yanlış yakıştırmalar yapıp fikirler yürüttüğümüz, yargılara vardığımız, bu toprakların 'olmazsa olmazları'  Romanlar üzerine sevdiğim ayrıntıları ve izlenimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Gelin 'Demeter Şenlikleri'nden 'Kakava'ya, 'Babafingo'yu Görmek'ten 'Yetmiş İki Buçukuncu Millete' dek Edirne, Trakya ve tüm dünyada hızlı bir gezi yapalım sizlerle. Bu arada söylemlerimde zaman zaman 'Roman' yerine 'Çingene' kelimesini de herhangi bir komplekse kapılmadan keyifle kullandığımı ve yazımın sonunda da bu ayırımı kısaca açıkladığımı hemen belirtmek isterim.

Önsöz

Aslında yazımın odak noktası her Mayıs başı Edirne'de yapılan Kakava Şenlikleri. Yalnız bu şenlikleri hakkını vererek anlatabilmek adına önce insanlığın inanışlarına daha büyük bir çerçeveden bakmalıyız. Çünkü Kakava dediğimizde çok değişik kültürlere yayılmış bahar ve bereket törenlerinin de izini sürmek, değişik toplumlardaki diğer baharlara uzanmak söylediklerimizi daha anlaşılır kılacaktır.

Yunan Mitolojisi ve Demeter Şenlikleri

İlk olarak Yunan Mitolojisinde tarım (hasat), bolluk ve bereketin tanrıçası Demeter'den başlamak istiyorum sözlerime. Açıkçası tarihte daha da geriye gidebiliriz ama, konuyu dağıtmadan acı bir aşk hikâyesine bırakalım sahneyi.

Özellikle Anadolu ve İtalya'da yaptığım gezilerde anlatımlarım sonuçta bir yerde gelir Yunan (ve devamında Roma) Mitolojisi ile mutlaka sayısız kez kesişir. İşte Yunan Mitolojisinin Edirne ile tatlı bir biçimde karıştığını düşündüğüm yerlerden biridir bence Tunca Nehri. Bir kaç cümle ile gelin, adeta bin yıllar öncesindeki bu trajik senaryoyu anımsayalım.

Baş kahramanımız, Zeus'un eşlerinden biri olan Demeter'in güzel kızı Persephone. Kimsenin evlenmek istemediği Yeraltı Tanrısı Hades'in Persephone'a aşık olması ve Zeus ile hain bir plan yaparak kızı yer altına kaçırıp evlenmesi ile başlar hikâyemiz.

Ama anne Demeter, acılar içinde kızını ararken dönen dolapları güneşin efendisi olan Titan Helios'tan öğrenir ve ölümsüz Tanrıların dağı Olympos'dan öfke ile ayrılarak artık insanlar arasında yaşamaya başlar. Bu ayrılışla birlikte tüm dünyada bolluk bereket sona erer, ekinler kurur, kıtlık ve kış başlar. Uzun tutmayayım, daha sonra araya girenler, yılın belirli bir bölümünde Persephone'nun yeryüzüne, annesinin yanına gelmesini sağlarlar. İşte bu güzel kız, Bereket Tanrıçası annesi ile buluştuğunda bahar gelir, ekinler filizlenir, bolluk ve bereket başlar. Uzunca bir süre Yunan kültüründe ve Anadolu'da kutlanmış olan Demeter (Bahar) Şenlikleri'nin aslı budur.

Ruz-ı Hızır Hıdrellez

Demeter'den yola çıkarak, tekrar konumuza dönmek adına yine ayrı bir çalışmamda ayrıntılı olarak yazmak istediğim Türk kültüründe mevsimlik bayram olarak kutladığımız Hıdrellez'i de anmadan geçemeyiz elbette. Hızır günü, 'Ruz-ı Hızır' olarak bilinen ve Hızır ile İlyas'ın yeryüzünde buluştuğu gün sayılan 6 Mayıs'ta, baharın başlangıcının müjdecisi olarak bolluk ve bereket dilekleri ile kutlanır bildiğiniz gibi. Kakava Şenlikleri de zaten bu çerçevede aynı tarihlerde kutlanmaktadır.

Maying

Benzer biçimde Anglofon kültürlere baktığımızda ise bu bahar dirilişini 'Maying' olarak görürüz. Bu kavramı uzun uzun anlatmak yerine sizlere sadece iki küçük ve hoş sanatsal öneri vermek isterim.

İlki Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde okuduğum yıllarda beni etkileyen en güzel şiirlerden birisi olan Robert Herrick'in 'Corinna's Going A Maying'. Türkçeye çevrilmesi çok zor ama İngilizce bilenler, hızla akıp giden zamanda kavuşmayı, vuslatı, bahar ve yeniden doğuş teması ile birleştiren bu başyapıtı çok seveceklerdir. İkinci olarak yaklaşık dört yüz sene önce bu konular üzerine yazılmış olan tiyatral dans parçası 'Now Is The Month Of Maying'i özellikle 1968'de kurulmuş İngiliz a cappella vokal gurubu The King's Singers'dan dinlemeniz ve sözlerine dikkat etmeniz de 'Maying' kavramını daha anlaşılır hale getirecektir.

Edirne Kakava Şenlikleri

Gelin biz şimdi Yunan Mitolojisini, Anglofon Maying felsefesini ve Hıdrellezi bir kenara koyup Edirne'deki 'Çingeneler Zamanı'mıza yoğunlaşalım.

İşte tarihin her anında, hemen her toplumda karşımıza çıkan bu yeniden diriliş, bolluk ve bereketin geri dönmesi, yani kısaca bahar şenlikleri Edirne'nin Roman nüfusu tarafından son derece ilginç ve keyifli törenlerle kutlanır. Önce Kırkpınar Güreşleri'nin yapıldığı alanda dev bir ateş yakılır, üstünden atlanır, dilekler dilenir, şarkının dansa, tozun caza, makamlardan Hicaz'a karıştığı bir bayrama dönüşür. Sadece Edirne değildir bu cümbüşün olduğu yer. Örneğin Trakyalı komşu şehir Kırklareli'ndeki Şeytan Deresi'nde de aynı tarihlerde binlerce renk iç içedir.

Biz yine Edirne'ye dönelim: Beş Mayıs'ta başlar bu tatlı heyecan aslında. Günümüzde bu kutlamalar yurt içi ve dışından gelen katılımcılarla artık neredeyse Tarihi Kırkpınar Güreşleri'ni bile sollamış ve Edirne için de önemli bir turizm hareketi ve gelir kaynağı olmaya başlamıştır.

Gogo Hacıçeşme Mezarlığı

Benim bu tatlı karmaşayı izlemeyi en sevdiğim yerlerden biri Romanların kendilerince 'Gogo' adını taktıkları Hacıçeşme Mezarlığı'dır. Her şey bir yana, tüm bunların günümüze dek gelmesinde bence Menzilahir Mahallesi sakinlerinin payı büyüktür. Diğer yönden bu kültüre sahip çıkan, toz toprak içindeki Kakava'yı daha keyiflice kutlanan Sarayiçi'ne taşıyan Edirne Eski Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'nin de hakkını vermek gerekir.

Kutlamalara bir bakalım. Beş Mayıs bu renkli görüntülerle biter. Bir gün sonra sabah erken saatlerde neredeyse tüm Romanlar yüklükteki gelinlik ve damatlıklarını giyer, takıp takıştırırlar. Önce Gogo Mezarlığı'nda, sonra Meriç'e boşalan Tunca Nehri kıyısında sabaha karşı toplanırlar. Amaç hem arınmak, hem de 'Babafingo'yu görmektir.

Babafingo

Durun! Aklınıza hemen İtalyanca deniz terimlerinden, eski büyük yelkenli gemilerde ortada yer alan en uzun direk ve tepesindeki topuzun adı olan 'Pappafico'dan esin bularak dilimize geçen erkek cinsellik organının argodaki adı Babafingo gelmesin.

Peki, nedir, kimdir Babafingo? Kendisi inanışa göre Romanlara bir zamanlar yol göstermiş bir önder, bir ilâh, bir figürdür. Neye benzediği bilinmez, konuşulmaz. Bir Mayıs başı, bir Hıdrellez günü, sabaha karşı yine sulardan çıkıp geleceğine inanılır.

Bazı söylencelere göre Babafingo, Musa Peygamber'i Mısır'dan çıkarken Kızıldeniz'de kovalayanların başında gelmektedir. Peygamber, âsâsı ile suyu kendi geçişleri sonrası yeniden kapatınca, adamları ile suyun dibinde kalmıştır. İşte bu Babafingo her yıl bu gün suyun üzerine çıkmaya, dünyaya dönmeye çalışmakta ama bunu binlerce yıldır başaramamaktadır. Ama ah, bir gün bu gerçekleşebilirse işte o zaman tüm dünya Çingeneleri kurtulacak ve belki Büyük Roman Devleti bile kurulabilecektir.

Babafingo'yu Gördün Mü?

Ne yazık ki günümüzde artık sokak dilinin rahatsız edici tanımları arasında yer alan 'Babafingo'yu Görmek' aslında böylesine eski ve köklü bir inanışın tarihi mirasıdır.

İşte Kakava Şenlikleri'nde arınmak, bu olayı anmak, yaşamak ve belki de 'o sene artık sulardan çıkmayı başarabilecek' Babafingo'yu görmek üzere Tunca Nehri'nde suya girmek bu inanışın bir parçasıdır.

Romanlar suyun kıyısında sabahın ilk ışıkları ile toplanır ve nehirde yıkanır, arınırlar, demiştim. Bu ritüel bana Hindistan'ın Ganj Nehri kıyılarında sabaha karşı gün doğumunda yaptığım sandal gezilerini ya da Nepal Pashupatinah kıyılarındaki yürüyüşlerimde karşılaştığım törenleri anımsatır hep.

Bakmayın, su her sene Mayıs başı çok ılık değildir, bazen adeta buz keser. Zaten gözlemlediğim üzere Romanlar da eskiden tümüyle girerlerdi suya, şimdi ise çoğu ellerini yüzlerini yıkamakla yetinmekteler. Bu öylesine görülmeye değer bir manzaradır ki, aklı yetmeyen küçük çocuklardan yaşlı başlı dedelere kadar herkesin gözü o sabah Babafingo'yu arar. Ama heyhat! Şimdiye dek gören olmamıştır.

Zaten 'göremeyenler' buruk bir heyecan ile 'Bu sene de Babafingo'yu göremedik, Önümüzdeki Kakava'lara bakacağız artık' diyerek üzüntülerini dile getirirler. Bu bayram günlerinde geç kalkan, kutlamalara geç kalan çocuklar da kandırılır ve 'Ohooo, sen uyurken Babafingo çıktı, geldi, erkez gördü ve sonra da gitti be ya!' diye dalga geçilir. Kim bilir? Belki bir sonraki Kakava'da Babafingo gelir.

Çingen ve Çingeneden Dünya Romanlarına

Son olarak yazımın başında belirttiğim Çingene ve Roman terimlerini, bu renkli, neşeli dünya vatandaşlarının kökenlerini kısaca anlatmak istiyorum size.

Önce gelin 'Etimolojik sıkıntılarımızı' giderelim: Bildiğimiz, zaman zaman kullandığımız 'Çingen, Çingene' kelimesinin aslında Eski Türkçe'de 'fakir, yoksul' anlamına gelen 'Çıgan'dan türediği kabul edilir. Türkçe'deki Çıgan veya Çigan, Almanca Zigeuner, Macarca Czigány, Rumence Cigánu, Fransızca Tsigane ve İtalyanca Zingaro olarak evrilmiştir.

Kelimenin diğer Etimolojik ayırımına baktığımızda karşımıza Yine Almanca Ägypter kökünden İspanyolca'da Gitanos, İngilizce'de Gypsie, Yunanca'da Gifti, Arnavutç'ada Evgit çıkar. Oysa Çingene erkekleri kendilerine 'insan, adam' anlamında Rom, kadınlara da Romni, dillerine ise Romani derler.

Kökenlerine gelince. Nereden geldiklerine dair herkesin bir teorisi vardır ama çoklukla kabul gören düşünce, dillerinden yola çıkarak, Orta Hindistan'dan tüm dünyaya dağılan düşük bir Kast grubuna ait olduklarıdır. Milattan sonra dört yüzlerde, onuncu ve on beşinci yüzyıldaki büyük nüfus hareketlerinde, Avrupa'ya ve dünyanın değişik yerlerine dağılmışlardır.

Başta Edirne olmak üzere Türkiye'ye yoğun göçleri ise Birinci Dünya Savaşı sırasındadır. Ülkemizdeki sayılarının beş yüz bin ile bir milyon arası oldukları düşünülmektedir ki, bildiğim kadarı ile en az yüz bini kayıtsız ve kimliksizdir.

Türkiye'de Çingene ve Roman

Peki, artık neredeyse hakaret sayılan 'Çingene' yerine Ege, Trakya ve Edirne'de 'Roman' dedik, Türkiye'nin değişik illerinde nasıl anıldıklarını merak ediyor musunuz?

Vanlılar 'Mutrip', özellikle Ankara, Konya ve Kayserililer 'Elekçi', Erzurumlular 'Poşa', Adanalılar ise 'Cano' derler. Günlük kullanımda ise değişik bölgelerde 'esmer vatandaş, köçer' ya da arabacı' olarak da adlandırılırlar.

Sonsöz

İşte uzunca bir süre 'Yetmiş İki Buçukuncu Millet' adı verilen, günümüzde böyle bir ayıbı kabul etmesek de eski ansiklopedilerde kimi zaman kötü tanımlarla eşleştirilen, her zaman şüpheli şahıslar sınıfında olan, dinlerinin ve inançlarının olmadığı sanılan, öyle bilinen, dilimizde 'Çingeneleşme' deyiminin hedefinde olan bu güzel insanlar kimliklerinde 'Türk' yazılmasına karşın hep dışlanmış ve ötekileştirilmişlerdir. Çoğunun mesleğinin olmaması, yerel müzisyenlik, at bakıcılığı, kimi zaman hurdacılık ve çevresel atık toplayıcılığı gibi alanlarda çalışıyor olsalar da bu iş kollarının günümüzde yok olmaya yüz tutması Roman'ların en büyük sorunları arasındadır. Haklarındaki farkındalıkları  artırmak amacı ile yakın zamanda bir kaç dernek de kurulmuştur.

Umarım bu yazımı okuyan tüm 'kızanlar ve kızancıklar' artık ister Roman, ister Çingene desinler, bu 'dünya vatandaşlarımıza' daha hoş gözlerle bakarlar be ya!



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.