Ekümenapolis: Ucu olmayan şehir

08.03.2016 23:32:02
A+ A-

İnsan fizyolojisi uyum odaklıdır. İlkin kamaşsa da gözleri, zaman içinde alışır her ortama. Bu iyi bir şey mi tartışılır bence. Çünkü olumlu yanları olduğu gibi, yan etkileri de çoktur.

Mesela koşmaya başlarsınız. İlkin hafif tempo ağır gelir, sonra hızlı tempo hafif. Ama sürekli hızlı tempo, ölüme bile götürebilir sizi.

İşte böyle yaşıyoruz biz. Böyle büyüyor bu şehir ve o büyüdükçe biz kocamanlaşmaya çalışıyoruz. Çünkü yetişmemiz gereken ucu bucağı olmayan noktalar koyuyoruz hedefimize. Ve başlıyoruz koşmaya, durmadan, nefes almadan, her gün daha hızlı bir tempoda.

Tabi bu büyüme öyle çok da masumane olmuyor. Kirletiyoruz çoğu zaman doğayı, kimyasını bozuyoruz ve değişiyor yer gök arasındaki mesafeler. Büyük sahalarda oynuyoruz ve biz oynadıkça sahalar küçülüyor, biraz daha büyütüyoruz.

Hangi şehirden bahsettiğim başlıktan belli oluyor zaten. Biraz uzun ve kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel. Ekolojik, ekonomik ve nüfus olarak bütün eşikleri aşan bir kent, İstanbul. Peki nereye gidecek bu böyle? Ne kadar şişeceğiz daha? Ne zaman kusacak bu taşı toprağı altın dediğimiz şehir?

Trafik karmaşası içinde geçiyor günler ve koşturmaca bir hayat. 

Hepimiz bundan sorumluyuz tabi, tek tek özeleştiri yapmamız lazım. Ama, bu iktidarlar ne istiyor bu şehirden? Bu kadar rant ve talan niye yetmiyor? Neden doyumsuzluk yanlarını buraya kullanıyorlar ki? 

Yakında nefes alamayacağımızdan korkuyorum ve maske ile dolaştığımı hayal bile etmek istemiyorum caddelerde, kirlilikten. Toplu bir zehirlenme yaşıyoruz ama yavaş yavaş uyutulduğumuz için ya farkına varmıyoruz ya da farkına varanların sesi kısılıyor. Biz bir yana da koca bir kent zehirleniyor ve biz 3D gözlüklerimiz ile santim santim hissederek seyre dalmışız.

Hepimiz özel arabamız olsun ama trafikte kalmayalım diyoruz. Hepimiz bir başkasına atıyoruz bütün olumsuz ve negatif hayat şartlarını. Kendimiz her şeyin farkındayız ya, başkaları hep sorun ve fazlalık. Onun için, dolu geçen belediye arabasına hem dolu olup durmadığı için hem de durup bizi almadığı için veryansın etmemiz.

Ben kendim inşaat mühendisi olduğum halde, bu kadar sorumsuz yapılaşma ve kentleşme mide bulandırıcı geliyor bana. Ne güzel iş ortamı demek bile utandırıcı geliyor. Utanıyorum. Mesleğimden değil, bizi bu hale getirenlerden. Bu kenti talan ve yoz bir hale itenlerden. Ranttan ve nemalananlardan. Bizi ağaçsız bırakanlardan. İnsan emek ve onurunu hiçleştirenlerden. 

Ve ne yazık ki bu mesele bir kent meselesini aşıp ülke sorunu halini almıştır. Her yerde haksız ve hukuksuz rantlaşma ve doğayı tahrip. Hiç bir yapay zenginlik öz zenginliğin gölgesi olamaz. Katledilen doğa ve insan, tahrip ve talan edilen bir çevre, gün gelecek ışığı mumla arayacağız. Kendi kararttığımız yarınlara uyanamayacağız.

Önce nefes, her zaman nefes. 

Ve biraz ışık, karanlık yarınlar için...

Yazının başlığını aşağıda linkini verdiğim belgeselden aldım.

Belgeselin linki: https://www.youtube.com/watch?v=maEcPKBXV0M

Saygılarımla, Mahmut Doğru...

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.