Yedi tepeli şehirde velespit sevdası

27.06.2014 10:48:15
A+ A-

Yaklaşık olarak 10 yıldır İstanbul'da yaşayan, ancak inatla araba almaya karşı çıkan, bol bol yürümekten ve toplu taşımadan şaşmayan biri olarak, ailemin yaşadığı Bodrum'a gittiğimde kullandığım bir araçtı bisiklet. Keyfiydi, çünkü kısıtlı zaman için gittiğimden, neredeyse her yere arabayla gidip geliyor, denize gideceğimiz zaman bir koydan diğerine çok daha hızlı ulaşabiliyorduk. Ancak büyükşehirde araba kullanmak bana çok gereksiz geliyordu. O sırada bisikletle işe gidip gelen insanlar dikkatimi çekmeye başladı. Sırtlarında ya da bisikletlerinin önündeki sepetlerdeki çantaları, iş kıyafetleri ile oradan oraya süzülerek gidiyorlardı ve ah, ne kadar da güzel görünüyorlardı! İstanbul gibi yokuşu bol, kalabalık bir yerde bisikletle bir yerden bir yere ulaşım sağlama fikri bana hem zor, hem de eğlenceli göründü. Kendi kendine bir şeyler yapma, ucundan bucağından doğayı koruma fikri de bir bisiklet alma istediğimi körükledi. Ve araştırmalarıma başladım.

 

 

Katlanabilir bisiklet istiyordum, çünkü kimi yerlerde katlayıp, hop diye bir yerden başka bir yere daha rahat taşıyabilirim diye düşündüm. Bisikletten anlayan arkadaşlarıma sordum, onların yönlendirmeleriyle bisikletçilere ulaştım, internetten araştırdım ancak sonuç aynıydı: Katlanabilir bisiklete büyük bir talep vardı, ancak yurtdışından  gelen ve burada üretilen bisiklet sayısı bunu karşılamıyor, üstelik yurtdışından beklenen bazı parçalar yüzünden dağıtım da yapılamıyordu. İnternetten aldığım bir bisiklet siparişini bu nedenle, üzülerek iptal ettim. Umudumu kesmek üzereydim ve ev-iş yolumun üzerinde vızır vızır bisiklet kullananlara imrenerek bakıyordum. Ertesi gün şans eseri o gün siteye konmuş bir bisiklet ilanı gördüm ve sahibine mesaj attım. O akşam yeni bisikletimle vızır vızır mahallemde dolanıyordum, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle.

 

 

Ancak yüzümdeki gülümsemenin altında gergin bir ifade de vardı; acilen kask almalıydım, yola çıkan yayalara, hiç acıması olmayan otobüslere ve araçlara karşı her daim tetikte olmalıydım ve işte tam o günlerde 'İstanbul'da bisiklet kullanan bir kadın' olarak aslında pek de güvende olmadığımı anladım. Eminönü'ne giderek kaskımı aldım, Yurt Bisiklet'in güleryüzlü sahibi ile bisiklet yollarının azlığı (hatta yokluğu) ve bisikletçilere gösterilen tahammülün azlığı konusunda lafladıktan sonra kaskımla yollara düştüm.

 

Bisikletle İstanbul yollarını arşınlamaya başladığım bu kısa süre içinde pek çok insandan "Aa, bisikletiniz ne güzelmiş, ben de almak istiyorum çok," şeklinde güzel yorumlar ve tavsiyeler aldım. Öte yandan taksiciler tarafından tamamen 'hobi amaçlı' sıkıştırıldım, araçlardan gelen "Ezileceksin çekil şu yoldan," ,"Vay, bisiklete de binermiş yavrum," ve benzeri pek çok lafa maruz kaldım, İsveçli bir moda blogger'ı tarafından fotoğrafım çekildikten ve kırmızı ojelerim ve rujumla 'feminen bir bisikletçi' olduğum için iltifat aldıktan iki dakika sonra bir araç tarafından sıkıştırılıp, hiç hatam olmamasına rağmen okkalı bir küfür de yedim. Yolların ne kadar bozuk olduğunu, bu konudaki yetersizlikleri, bisiklet yollarının hemen hemen hiç olmayışının bizi aslında ne kadar zora soktuğunu, bisikletin bir yol aracı olarak görmesi gereken saygıyı burada görmesinin zorluğunu fark ettim.

 

Ancak sayının artıyor olması, benim gibi yeni yeni şehirde bisiklet kullanmaya başlayanlarla da birlikte gücümüzün de artacağının habercisi sanki. Her sabah evden çıkıp işe doğru yaklaşık 9 kilometrelik mesafede pedal çevirirken pek çok bisikletçiyle karşılaşıyorum. Çocuklar beni gördüklerinde gülümseyip, ailelerine böyle bisiklete binmek istediklerini söylüyorlar. Arkadaşlarım ufaktan buna özenmeye başladılar bile. Ve en güzeli, ağaçlıklı yollarda ya da Boğaz'ın sularının hemen yanımda olduğunu bilerek pedal çevirmek. Gideceğim yerlere vardıktan sonra her ne kadar her seferinde "Oh, neyse sağ salim vardım yine," diye ezilmediğime şükrediyor olsam da, kendi gücümle böyle keyifli bir şekilde seyahat etmek müthiş bir şey.

 

Ve günün sonunda, şehrin tüm stresini ve kalabalığını bir yana atıp pedal çevirmiş olmaktan duyulan mutluluk çok farklı bir şeymiş, yeni anlıyorum. Velhasılıkelam, eğer sizin de ev ile iş/ okul arası mesafeniz aşılması imkansıza yakın bir uzaklıkta değilse ve bu yazıyı okurken ya da yanınızdan geçip giden bir bisikletli gördüğünüzde "Ay keşke ben de..." diyorsanız, İstanbul'da bisiklet kullanmayı bir deneyin derim. Tabi kaskınızı takıp, gözlerinizi dört açtıktan sonra. 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.