scorecardresearch.com Benim Babam, Benim Oğlum: Kan bağı her şey midir? - Burak Hazine - Radikal Blog

Benim Babam, Benim Oğlum: Kan bağı her şey midir?

30.09.2013 02:09:15
A+ A-

Son dönem Japon sinemasının gözde yönetmenlerinden olan Hirokazu Koreeda'nın Filmekimi'nde gösterilen son filmi Benim Babam Benim Oğlum, başarılı bir iş adamının altı yaşındaki çocuğunun aslında kendisiyle kan bağının olmadığını ve gerçek oğluyla tanıştıktan sonra ikisi arasında yapacağı seçimin hikayesini anlatıyor. Geçtiğimiz aylarda Cannes'da jüri özel ödülüne layık görülen, daha sonra da Japonya'nın gelecek seneki Oscar adayı olarak açıklanan film alışkın olduğumuz Japon sinemasının büyüsünden uzak, Hollywood'a ise hayli yakın duran bir atmosfere sahip.

Özellikle 70?li yıllarda hastanelerde doğan bebeklerin karışmasından yola çıkarak yazdığını senaryosunda Koreeda, dramatik altyapıyı kullanarak anlatıyor öyküsünü. Biri zengin, diğeri ise fakir denebilecek iki ailenin seneler önce doğumhanede karışan çocuklarını değiş tokuş etme gibi sancılı bir süreci etkileyicilikten ve gerçekçilikten uzak aktarıyor. Japonya'da hayli popüler bir şarkıcı olan Masaharu Fukuyama'nın canlandırdığı esas baba karakteri, karşılıklı etkileşim kurduğu Keita'dan vazgeçip kan bağı bulunduğu öz oğlunu tercih ediyor. Başlarda filmin her iki aileyi de yakın plana alacağını düşünsek de zamanla filmin isminin seçimini de anımsatırcasına yalnızca tek baba karaktere odaklanacağını anlıyoruz. Keita ile arasını iyi tutuyor gibi gözükse de yoğun iş programı sebebiyle oğluna yeteri kadar vakit ayırmayan ve bundan gocunmayan, mükemmelliyetçi ve hırslı bir babanın seneler boyu hayatında olan bir varlığı yalnızca DNA'sı uyuşmuyor diye hiç düşünmeden kenara atması özgünlüğü sorgulanmayan fakat çekici bir fikir iken yönetmen Koreeda'nın bunu ele alış biçimi biraz hayal kırıklığı yaratıyor.

Like Father Like Son Cannes Review

Farklı ekonomik ve kültürel sınıflar yaratarak olayı daha da dramatikleştiren ve böylelikle kompleks bir hale getirmeye çalışırken klişelere sürüklenip çuvallayan yönetmenin diğer ailenin baba karakterini kurgularken abartıya kaçtığını görmek de Benim Babam Benim Oğlum'u basit Hollywood öykülerinden farksız kılmaya başlıyor. Konusu itibariyle zor ve seyirciyi ikilemde bırakarak etkileyicilikte sıkıntı çekmeyecek iken film, basit bir anlatım ve özensiz oyunculuklarla yetiniyor. İşin garip tarafı, seçimlerinde radikalliğini konuşturan ve kendinden bir hayli emin çizilen bir karakterin pişmanlığını anlaması ve kabul etmesi için çok basit metotların seçilmiş olması. Bu da duygu yüklenmiş ama duygulandırma konusunda sınıfta kalan Benim Babam Benim Oğlum'un finalini dakikalarca, büyük umutlarla bekleyen seyirci için basit bir numara olmaktan öteye gidemiyor.

Koreeda her ne kadar baba oğul ilişkisi üzerinde durmak istese de filmine pek çok yan karakter koyup bu karakterleri havada bırakmayı tercih ederek yanlış bir karar veriyor. Biri kalabalık iki aileyi uzun süre kadrajına alıyor fakat ne olursa olsun önemini yitirmeyecek anne olgusunu hesaba katmayı uygun görmüyor. Esas karakterin babası ile olan ilişkisini referans göstererek bir yerlere varmaya çalışsa dahi bu çabası da havada kalarak hikayeye yan öykü noktasında bir şey katmıyor. Sonuç olarak Benim Babam Benim Oğlum, yarattığı ön heyecanın karşılığını veremeyen ve Uzakdoğu menşeli Hollywood filmi seyrediyor atmosferini seyircisine üfleyen bir film. Tüm suçlu ise ne yazık ki yönetmenin kendisi. Sektörde profesyonel bir isim olmasına rağmen seçimlerini bu kadar amatörce yapması çarpıcı olması muhtemel bir eseri sıradan kılmaktan başka bir işe yaramamış. Hakkı verilmesi gereken tek şey iki erkek çocuk ile seyirci için gülme sebebi olan bacaksız bir veledin başarılı performansları.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.