scorecardresearch.com Benim babam, benim oğlum (Soshite chichi ni naru) - özlem hoşer - Radikal Blog

Benim babam, benim oğlum (Soshite chichi ni naru)

07.10.2013 11:53:00
A+ A-

 
Film Ekiminin bu yılki programında yer alan ve adından çokça bahsedilen, "Benim babam, benim oğlum"filmi son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri diyebilirim. Hirokazu Koreeda, bu filmi ile Cannes film festivalinde, 1987 yılından bu yana jüri ödülü kazanan ilk Japon filmi olmuştur. Film, doğumdan 6 yıl sonra bebeklerinin hastanede karıştığını öğrenen iki aileyi konu alıyor. İki aile arasındaki kültürel farklılıklar ve çocukların yetiştirilmesinde sosyoekonomik durumun etkileri,  gözler önüne seriliyor. Zengin ve fakir aile…  Koreeda, eski Türk filmlerinde oldukça fazla yer alan; fakirin sıcaklığı, zenginin seviyeli ilişkileri formatında anlatmış sanki konuyu.  Fakat çok önemli olan bir nokta var; Koreeda bunu anlatırken, kimse salya sümük ağlamıyor ve duygu sömürüsüne uğramış hissini barındırmıyor içinde. Filmde dramın bu seviyede tutulması gerçekten takdire şayan. Bu duyguların hissedilmemesi ile ilgili bir şey değil. Ben filmi izlerken, geçip babanın karşısına neler demek isterdim. Öfkeyle beraber içimde kopan fırtınaların, dramatik sahnelerin gölgesinde acımtırak bir hal almasına izin vermek istememiş olmalı Koreeda ve bence bu yüzden çok iyi filmler yapıyor.
Filmin konusuna dönecek olursak; çocukların karıştığını öğrendikten sonra, zengin ve başarılı bir işadamı olan baba, 6 yıldır yetiştirdiği çocuğun, kendi çocuğu olmadığını anladığını ima ediyor bir karede. Bir anne olarak karısının bu durumu anlamamış olmasına kızıyor içten içe. Kendi çocuğunun kendi kanını taşıdığı için başarılı olacağını düşünüyor ve bir anda 6 yıldır her gece onunla birlikte nefes alan babasına hayran Keita’yı bir kenara atabiliyor. Üstelik bu konuda karısının fikrini alma gereği bile duymuyor, çünkü ataerkil aile yapısının, Japonya’da ön planda olduğu görülüyor. Kadın için çocuğun yetenekleri ve başarısından çok, ona verdiği sevgi önemli olan. Annelik duygusu denilen şey tam olarak böyle bir şey aslında… Başarılı ve zengin bir işadamı olan adam, gerçek çocukları ile ilk buluşmalarında, çocuğun aynı babası gibi davrandığını gözlemliyor. Babası kolayı pipeti ısırarak içiyor, çocukta öyle yapıyor. Tüm bunlara şahit olurken, bu durumdan bir şeyler çıkarmak yerine, öğrenilmişliklerinden ve geçmişindeki kalıplarından kurtulamıyor ve kan bağı olan çocuğu istiyor. Kan bağı mı yoksa paylaşım mı? Çocuğun karakterinin oluşumu 3-6 yaş arası olduğunu düşünürsek, bu evrede rol modeli birlikte yaşadığı babasıdır. İster aynı kanı taşısın, ister taşımasın. Önce sevmeye çalışırsın, sonra alışırsın, bağlanırsın ve seversin…
Çok derinlere inildiğinde, kadınların toplumda varoluşu, duruşu bile anlatılıyor. Çalışan kadın, çalışmayan kadın ve bunun akabinde ortaya çıkan kadın karakterlerin sevgiyi sunuşları, hayata bakışları ve çocuklara yansıyışı… Çalışan kadın, güçlü kadın, sevgisine sunabilen kadın, kendini anlatabilen kadın; hepsi bir noktada birleşirken, naif ve güçsüz kadının olaydan daha çok etkilenmesi ve duygularını daha kısık sesle ifade ederken sonunda yaşadığı patlamalar… Çok güzel sahneler var ve kesinlikle her bölümden çıkarılacak birçok not var, bakış açınızı genişletebildiğinizde…
Korede’ nın  Nobody Knows filmini izlediniz mi bilmiyorum ama dramatik bir olayın yine aynı şekilde bir anlatımla birleşimine tanık oluyoruz. İzlemenizi tavsiye ederim.
Not: Film ekimi bu sene kesinlikle mükemmeldi ve İzmir’de 1 gün uzatıldı. Bu akşam çok iyi 2 film var. İzlemek isteyenler biletixten inceleyebilir ve bilet alabilir.
 
Sevgilerimle Oslemhoo
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.