scorecardresearch.com Her ölüm, erken ölümdür(*) - Musa ATAÇ - Radikal Blog

Her ölüm, erken ölümdür(*)

08.01.2013 17:36:18
A+ A-

 

"ben bir yük vagonunda / açtım gözlerimi"

Cemal Süreya, son yıllarına kadar Kürt ve sürgün olduğundan bahsetmedi. Hatta bundan özenle kaçındı. Çocukluğunda ve gençliğinde ise bu durumu büyük bir sır gibi saklıyordu.  1938 Dersim olayları sırasında büyük amcası Memo için sürgün kararı çıkar. Geniş aileye bağlılık duyan Süreya'nın babası Hüseyin Seber,  ağabeyi Memo'yu yalnız bırakmak istemez. Böylece Süreya'nın Ailesi, 1938 'Dersim Harekâtı' sırasında Erzincan'dan Bilecik'e sürgün edilir. Sürgün yıllarında Cemalettin 6 yaşındaydı.

1931 Erzincan doğumlu olan Cemal Süreya o sürgün gecesini eşi Zuhal Tekkanat'a yazdığı mektupların birinde şöyle anlatıyordu:

"bizi bir kamyona doldurdular/ tüfekli iki erin nezaretinde/ sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular/ günlerce yolculuktan sonra, bir köye attılar/ tarih öncesi köpekler havlıyordu/ aklımdan hiç çıkmaz/ o yolculuk, o havlamalar, polisler/duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki/  annem sürgün de öldü babam sürgün de öldü."

 

"annem çok küçükken öldü,

beni öp, sonra doğur beni."

Cemal Süreya'nın annesi Gülbeyaz Erzincan'ın Karatuş Köyü'nden, karakaşlı, karagözlü biz Zaza kızıydı. Öylesine beyaz tenliydi ki, nüfusta Güllü olarak kayıtlı olduğu halde yakın çevresinde adı, Beyaz idi. Erzincan ve çevresinde nakliyecilik yapan Cemal Süreya'nın babası Hüseyin Seber Karatuş'tan geçimlerinin birinde Gülbeyaz Hanım'ı görür ve aşık olur. Gülbeyaz Hanım'ın da gönlü Hüseyin Bey'de dir. Bir sabah abisi Memo ile kaçırırlar.

"küçük kalbimdeki/ kuş ölmüştü"

Annesini çok küçük yaşlarda kaybetti. Gülbeyaz henüz 23 yaşında, Bilecek'e sürgün edilişlerinin 6. ayında düşük yapmış ve kanamadan hayatını kaybetmişti.

"kuyuya sarkıtan kadın/ saçından kavrayıp kız kardeşimi"

Annesinin ölümünden altı yıl sonra babası Hüseyin Seber, Esma Hanım'la evlenir. Cemalettin ve kardeşlerinin üvey anne ile yıldızları barışmaz.  Cemal Süreya, Esma Hanım'ın ona ve kardeşlerine eziyetini yukarıdaki sözcüklerle ifade eder. Sürekli problem çıkaran Esma Hanım, mahallede çıkan bir olay sonucu evden kaçar. Sonraları Hüseyin Bey, Refika Hanımla evlenir.

"kürt damarı tuttu"

Süreya, Kürt ve sürgün olmanın acısını hep içinde taşımıştı. " Bir gün okulda arkadaşlarından biriyle kavga eder, küsüşürler. Araya kim girse barıştıramaz Cemalettin'i. Sınıfta tam bir kargaşa. Birden öğretmenin sesini duyar "Kürt damarı tuttu." Olan olmuştur. Başını eğer. Demek herkes biliyor!...

 

 

" mısra kurmasını/ dile yaslanmasını onlardan öğrendim"

Cemal Süreya ilk kitabı çıktığı sırada, kendinde etkilerini en seçebildiği şairlerin Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday olduğunu söylüyordu.

İlhan Berk'i, Turgut Uyar'ı, Sezai Karakoç'u "bir ara" kaydıyla Atilla İlhan'ı sayıyor ve " en önemli şair saydığım hâlde Fazıl Hüsnü'nün mısralarıyla benimkilerin hiç ilişiği olmadı galiba" diyordu.

iki şey: aşk ve şiir,/ mutsuzlukla beslenir biri,/biri ona dönüşür" "

Cemal Süreya'ya göre, aşk da şiir gibi yasadışıdır. Yasallaşınca biter. Evlenince toplumdaki ortalama erkeğin; tavrı erkeğe, ortalama kadının tavrı kadına geçer.

 "ikinci yeni bir güvercin cuntasıdır/ben en alçaktan uçuyorum/avcılardan değil/ arkadaşlarımdan korktuğum için."

İkinci Yeni'ye ilişkin soruları yanıtlarken işi şakaya vuruyor, ve öncüleri artçıları, yandaşları, karşıtları şiir serüvenimiz içindeki uzak-yakın bağlantılarıyla en geniş tarifini yapıyordu:

İkinci Yeni benim. Tabii, Ece'yi, Turgut'u, Sezai'yi, Edip'i, Can'ı, Tevfik'i, Özdemir'i, Nihat'ı, Gülten'i Hilmi'yi, Ergin'i, Metin'i, Dağlarca'yı, Ahmet'i, Ahmed Arif'i, Arif Damar'ı, Oktay Rifat'ı, Melih Cevdet'i, Behçet Necatigil'i, Mehmet Kemal'i, Şeyh Galip'i, Nâzım'ı saymazsak. Yılmaz da var, Atilla da, İsmet Özel de, Behramlar da, Berfe!..

"ölümü doğrusu hiç düşünmedim/ ama düşündüm uzak kardeşlerimi"

Ölürken bile şaka yapabilirim diyen Cemal Süreya'nın şiirinde ölüm düşüncesi son dönemlere kadar öne çıkmaz. Arada bir görünüp kaybolur.

"ölüm geliyor aklıma birden ölüm/ bir ağacın gövdesine sarılıyorum"

Ellisine yaklaşırken, hüzünlerden sıyrılmış, çıplak, sarsıcı bir gerçeğe dönüşür ölüm.

"hiçbir tanıdığın, hiçbir tanımadığın/olmadığı dünyayı yaşanası olarak düşünmüyorum/ başkalarının dünyası"

Arkadaşlarının, tanıdıklarının peş peşe gelen ölüm haberleriyle, hele Edip Cansever'in, Turgut Uyar'ın ölümüyle büyük bir sarsıntı geçirir.

Ölüm burnunun dibine gelmiştir artık. Evinde bütün düzeni alt üst olmuştur. Ece Ayhan'la "Kıyı Bucak" konuşmalarında söylediğini gerçekleştirir. Ünlü şiiri "Üstü Kalsın'ı " yazıp Yeni Yaprak'a gönderir.

"ölüyorum Tanrım/ bu da oldu işte/her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım/ ama ayrıca aldığın şu hayat/ fena değildir/ üstü kalsın"

 Bugün aşk ve hüznün şairi Cemal Süreya'nın aramızdan ayrılışının yirmi üçüncü yılı.

(*) Cemal Süreya

                                            

Musa ATAÇ                        

 



YORUMLAR

mutluluk... -

şair hakkında bilmediğim çok şey varmış. kürt olması, sürgün edilmesi... rafımda duran üstü kalsın kitabı daha bir anlam kazandı benim için. her ölüm erken ölümdür sözü beni her zaman duygulandırmıştır sanırım. musa arkadaşım bilinmeyen bir yönünü ele almış blki de. çok da iyi yapmış. üslübu taze ama beğendim doğrusu. mutlu oldum! yazan arkadaşlarım olduğunu bilmek beni her zaman heyecanlanmıştır. geç de olsa arkadaşımın bu yönünü görmüş bulunmaktayım. bu yüzden mutlu oldum. ellerine sağlık. devamının gelmesi dileğiyle vesselam...

0 1
günün yazısı.... -

Gerçekten emeğine sağlık üstadım. Çok güzel bir yazı ve çok anlamlı ayrıca... Bu arada HARAYDIN; Allah aşkına hele bir dur! Bildiğin yanıldığına yetmiyor..(s.süreya önder) :) Bütün bu yazıdan anladığın sadece bu mu? :)Üstelik yaptığın anlamsız eleştirinin adı mı o "BOŞ LAF"... Felsefe yapmaya mı çalışmışsın anlamadım ama safsata yaptığın açıkça ortada.. :) Şiirde aranan şey bu mudur. "her ölüm erken ölümdür" cümlesinden anladığın bu mu? Biz insanlar ölüme ne zaman alışabildik de her ölene zamanında veya geç gitti diyelim... Bizim için her ölüm erken ölümdür... ölüme alışmadık biz... Vs. Vs. Vs. :) Musa Ataç tekrardan eline kalemine yüreğine sağlık...

0 3
Çok güzel bir çalışma... -

Çok yerinde ve tadında bir yazı olmuş gerçekten. Kalemine sağlık kardeşim...

0 0
BOŞ LAF -

Hiçbir ölüm erken ölüm değildir. Tüm ölümler tam zamanında ölümlerdir. Bu yargı insan hayatının herkes için farklı sadece belirli süresinin bu dünya için verildiğini algılamamaktan ve geri kalan kısmı için insanın kendini hazırlamamasından erken olarak hissedilir.Yani İstanbul'a giderken bozkırda 50 derece sıcak altında bir ağaç altında mola veriyorsunuz. Bu mola yerinde kimi üç gün kalıyor, kimi yarım saat.Buna kısa uzun denir mi? Yolda lazım olan azığı ağaçtan toplayıp ne kadar erken gitsen o kadar iyi.

1 0
merak :) -

elma da elma haa allahlık... klavyene sağlık musa kardeş :) her zaman çantamda taşırım sevda sözleri'ni... acaba "Elma" şiri ile ilgili bildiğin bir anı var mı??..

0 2
Güzel Yazı Beğendim -

Siirlerini duyardım net aleminde okurdum, beğenirdim ve paylaşırdım, o büyülü cümleleri sarf eden o değerli şairi biraz daha tanımak güzel oldu bu paylaşım ile sevgili Musa'ya çok teşekkür ederim. yüreğine sağlık.

0 4
Harika... -

Ne kadar da şairin anısına yaraşır bir yazı olmuş. Bilmediğim şeyler öğrendim; bildiklerimi tazeledim. Daha da önemlisi, nicedir uzak kaldığım dizelerini özlediğimi fark ettim. / Galiba, en iyisi, şiirlerini okumak şimdi, yeniden ve tutunmak hatırasına, kaleminin en insancıl yerinde.

0 5
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.