Kelimelerin Irgman Bergman'ı! Kahramanım Marquez...

18.04.2014 22:10:50
A+ A-

Yaprak Fırtınası dengesizliğinde ki bu telaşlı gecede 
Bir televizyon kanalındaki alt yazıya takılmıştı gözlerim.
Albaya Mektup Yazan Kimse olmayacaktı artık.
Ah ne acı, ne büyük bir acı!
Biz Hanım Ana'nın Cenaze Törenini okurken senin cenazen kaldırılacaktı,
Tahta bir tabutun içinde, betimsiz bir Şer Saati'nde...
Bu saçma gidişinin bir anlamı olmasa da,
kabullenmeye alışmıştım artık, anlamsız her bir şeyi
Alışmıştık!
Sevgiden Ötesi Sürekli Ölümdü.
Ah Marquez ah 
Her şey çok nemliydi artık
Mavi Köpeğin Gözleri bile, nemli ve puslu.
İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü kadar,
acıklıydı şimdi her şey 
Oysa ki yıllarca Kırmızı Pazartesilerden kaçmıştık
Kolera Günlerinde Aşkı ararken.
Bilmezdik ki yorgun bir Perşembe gecesi kelimeleri öksüz bırakıp,
bizi yüzyıllık bir yalnızlığa hapsedeceğini.
Hadi git Gabo, hadi durma
On İki Gezici Öykü bırak bize ve onlarca romanını
Aşk ve Öbür Cinler eşlik edecek sana 
gözün arkada kalmasın,
Bizi düşünme, bas git!
Hüzünlü Orospularla içeceğiz sabaha kadar....
 
 
Baskın bir erkek karakter  etkisi olmadan kadınlar tarafından büyütülen erkeklerin 
çoğunda görülen, kadını pek çok kadından daha güzel ifade edebilme yeteneğine sahip 
yönetmenler, ressamlar, yazarlar kendime hep çok daha yakın hissettiklerim olmuştur.
Tıpkı Almodovar gibi, Modigliani gibi, 
Marquez de bunlardan biriydi, belki de en başta gelenlerindendi. 
 
Kelimeleri diğer erkek yazarlara nazaran daha bir ustalıkla kullanabilme yetisine sahip,
insanı düşlerin o güzelim dünyasına hapseden metafor üstadı.
 
Bir röportajında okumuştum Franz Kafka'yı okuduktan sonra yazmaya karar vermişti. 
Bende Marquez'i okuduktan sonra yaşamaya.
 
Aydınlık, karanlık, soğuk, sıcak, bugün gibi kararsız bir Nisan akşamıydı.
Şuan gibi aklımda 2009 senesiydi.
 
“Marquez yazmayı bıraktı”  diye garip bir haberle karşılaşmış
o günde, bugünkü gibi betimsiz bir hareketsizlik hissetmiştim. 
O yazmasa bende okumayacak mıydım?
Şu kramplarım dursa da mantıklı bir neden arasam kendimi avutmak için.
Aşkın her bitişinde mantıklı açıklamalar bekleyip asla bulamadığımız gibi,
bunun da mantığını aramak aramaya çalışmak saçmalıktı biliyordum.
 
Sonra, çok az sonra,vazgeçtim açıklamalardan, yalanlardan, gereksiz avuntulardan.
Yazmasa da hep yaşasın dedim içimden, 
Çünkü varlığı edebiyattı, varlığı sihirli kelimeler, varlığı hem hüzündü, hem de aşk.
 
Onunla aynı zamanda yaşamış olmanın onurunu yaşıyordum.
Oysaki Fransız yeni dalgacılarla benzer zamanlarda yaşayanları, 
Sartre'la, Beauvoir'la, Camus ile aynı havayı soluyanları
Fridayla, Gauguin ile o sokaklarda aynı zamanlarda dolaşanları kıskanırdım hep.
Şükretmeliydim,!
Marquezle aynı yüzyılın belli zamanlarında yaşamıştık, daha ne olmalıydı?
 
Dünya'ya herkesin bir eşi daha gelebilir.
Monet'in, Tolstoy'un, Tarkovsky'in bile bir eşi;
Buna hiç şüphem yok!
Gabriel Garcia Marquez'den ise bir daha gelmeyecektir.
Bunda şüphem yok!
 
Marquez, kelimelerimin tanrısı; 
Sen benim Ahmet Kaya için ağlamamın tekrarıydın, 
Mehmet Ali Birand için, Mehmed Uzun için.
Sen benim ilk ağlamam değildin ve ben yaşayacaksam eğer, Yaşar Kemalden daha fazla,
Liv Ullmann'dan daha çok, son ağlamam da olmayacaktın ne yazık ki.
 
Sevdiklerimin habersizce gittikleri gibi, 
Yargılanmaları da aynı kaderdi.
Ahh ne acı, onları da yargısız infaz etmişlerdi değil mi Marquez?
Her şeyi bildiğini zanneden ahlak zebanileri.
Bütün sanatları bacak arasına hapseden  o zavallılar,
benim hüzünlü oropularım kitabındaki aşk için ayıplamışlardı seni de
Tıpkı tarihteki diğer yazarları, ressamları, yönetmenleri, heykeltraşları dışladıkları gibi.
Tüm sanatçılar ve yarattıkları tüm eserler onların ahlak kurallarına göre yaratılmalıydı öyle ya,
Ahlaksızlığın diz boyu olduğu bu dünyada 90 yaşındaki roman kahramanının 14 yaşındaki kıza aşık olması ahlaksızlıktı,
Tıpkı ülkemi bir kadının memeleri için satarım diyen Altan gibi
Burjuvazinin ve faşizmin iç yüzünü en sansürsüz şekliyle filme akıtan,
sonrasında sokakta dövülerek öldürülen Passolini gibi,
Taşlanan, dışlanan, tehdit edilen ama en acısı anlaşılamayan daha nice sanatçılar gibi....
 
İnsan ruhunu kelimelere döken sihirbazım!
Kelimelerin Irgman Bergman'ı...
Seni ne kadar anlatsam az, daha ne kadar yazsam boş biliyorum.
Sen söyleyeceklerini söylemiş, yazacaklarını yazmışsın çoktan.
Bana okumayı, yazmayı,düşünmeyi sevdiren kahramanım, 
senin için  bir şeyler söylemeyi borç bildim.
Ben senden aldıklarımla yola devam edeceğim. 
Bir kitabını okumak bir kaç gün, anlamak bir ömür sürer,
çünkü yarattığın o etkiyle anlam her geçen gün 
durmadan yeniden değişir durur. 
Bu kelimelerle sen aralıksız yeniden yeşerir durursun.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Edebiyatın ışığı -

Güzel kelimeleriniz için teşekkür ederim...Bizi aydınlatan her yıldız maalesef bir gün kayacaktır. Üstümüze yansıyan ışığın şiarıyla yola devam etmek ümidiyle...Adar

0 0
Çok güzel -

Çok güzel, çok sıcak, çok samimi ifade etmişsiniz!!!! Bizlere de tercüman olmuşsunuz... İşte böyle; bir yıldız kaydı diyelim...Ne mutlu ki romanları onun sesi, dili, bedeni, ruhu olacak...... havva

1 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.