Susan Sontag-Fotoğraf Üzerine

14.09.2013 11:41:50
A+ A-

Susan Sontag-Fotoğraf Üzerine

susansontag

Susan Sontag’dan, son çıkan günlükleri sayesinde haberim oldu diyebilirim. Radikal Kitap’ta günlükleri üzerine çıkan yazıyı okuyunca, “Sontag’ın kitaplarını okumayalım” dedim. Bir de “Fotoğraf Üzerine” adlı bir kitabı olduğunu öğrenince merakım daha da arttı. Bu kitabın, hem fotoğraf üzerine daha fazla düşünmeme, hem de fotoğraf tarihiyle ilgili daha çok şey öğrenmeme faydası oldu. Kitaptan bazı bölümleri buraya taşımak istiyorum.

Sontag kitabında, insanları hala Platon’un mağarasında oturmakla suçluyor. Artık çok daha fazla görsel objeye maruz kaldığımızı söylüyor ve fotoğrafın bizim bu mağaradan çıkmamızda önemli bir rolü olabileceğini iddia ediyor. Fotoğrafın öncesini düşünürsek, sıradan bir insanın bir kralı görme ihtimali ne kadardı ki? Şimdi ise dünyanın her köşesinde meydana gelen olayları fotoğraflar sayesinde öğrenebiliyoruz. Sontag da fotoğraf çekmenin dünyayı biriktirmek olduğunu söylüyor.

Sontag’ın kitapta birçok kez yinelediği düşüncelerinden birisi, fotoğrafın gücünün nostalji hissinden geldiğini belirtmesi.

”Şu an içinde yaşadığımız zaman dilimi, nostaljik bir devirdir; fotoğraflar da etkin bir rol oynayarak nostaljiyi beslerler. Fotoğraf ağıtlı bir sanattır, bir bakıma alacakaranlık sanatı.”

Fotoğrafın, “memento mori” niteliği taşıdığını, yani insana ölümlü olduğunu hatırlatması yüzünden bu kadar değerli olduğunu söylüyor, daha doğrusu değer gördüğünü. Bizim bildiğimiz “memento mori” tablolarda ise kuru kafa, kum saati gibi objeler bulunuyor.

”Fotoğraf makineleri dünyayı kopyalamaya, insanın ortaya koyduğu manzara, baş döndürücü bir hızla değişmeye yüz tuttuğu bir dönemde başlamıştır. Sayısı bilinemeyecek kadar çok miktardaki biyolojik ve toplumsal hayat formu, kısa bir zaman dilimi içerisinde tahribe uğrayıp yok olurken, kaybolmakta olan şeylerin kaydını tutan bir cihazın belirmesidir söz konusu olan.”

Kitapta en çok sevdiğim bölümlerden birisi, Sontag’ın fotoğraf-ideoloji ilişkisini incelediği bölüm oldu. Sontag bir siyasal düşünceyi yansıtmadan oluşturulan fotoğrafların, ileride gerçek dışı bulunacağını iddia ediyor. Fotoğraflar, gazeteler için de çok önemli. Hiç kimse blok yazılardan oluşan makalelere bakmayı istemez herhalde. Belli bir düşünceyi yansıtmayan fotoğrafların değer kazanamayacağını düşündüğümüzde, tarafsız bir gazeteciliğin hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini de söyleyebiliriz. Gerçi bizim ülkemizde tarafsız olmayı muhalif olmak zannediyorlar ama olsun.

Sontag fotoğraf sanatçısı Diane Arbus’a kitabında ayrı bir yer ayırmış. Arbus’a neden bu kadar yer ayrıldığını anlamamız için Sontag’ın şu ifadesine bakmamız yeterli olacaktır:

” Fotoğraf çekmek bir önem atfetmektir. Herhalde, hayatta güzelleştirilemeyecek hiçbir şey yoktur…”

Arbus, cüceler ve engellileri fotoğraflarına taşımış. Sontag, amatör fotoğrafçılarla profesyonel fotoğrafçılar arasındaki farkın, amatörlerin herkese güzel gelebilecek günlük şeyleri kullanırken, profesyonellerin tam tersini yapması olduğunu söylüyor. Arbus yazılarında, bir insana bakıldığında ilk önce onun kusurunun fark edildiğini belirtmiş. Böylece, Arbus’un kendine neden böyle bir konu seçmiş olduğunu daha fazla anlamlandırabiliyoruz.

 

 

Kitabın önemli bir bölümünü de sürrealizme ayırmış Sontag. Resim sanatının sürrealizmde başarısızlığa uğradığını ama fotoğrafın kendisinin sürreal bir şey olduğunu ifade ediyor.

”Bir fotoğrafı sürreal kılan öğe, onun geçmişten gelen bir mesaj olarak çürütülemez pathosu ve sosyal sınıf hakkında sunduğu somut ipuçlarıdır.”

Fotoğrafın manipüle edilmesini ise oldukça yersiz buluyor. Ne kadar az işlenirse, fotoğrafın yetkinliğinin o kadar artacağını  söylüyor ama bence burada Sontag’ın birincil hedefi haber fotoğrafları. Herhalde şu anda, rötuşlanmadan bize sunulan bir görsel yoktur.

Fotoğraflarda insanların ötekiyi sürreal olarak görmesini de eleştiriyor Sontag.  Fotoğrafın, zaman tanımadığı için sürreal bir şey olduğunu düşünüyor.

”Sürreal olan, fotoğrafın dayattığı ve kapattığı mesafedir: toplumsal düzlemdeki mesafe ile zaman içindeki mesafe.”

Sontag buraya kadar anlattıklarının bir özetini şu ifadeleriyle yapmış zaten.

”Geçmişi tüketilebilir bir nesneye döndüren fotoğraflar birer kestirme yoldur. Her fotoğraf koleksiyonu, tarihin sürrealist montajı ve sürrealist kısaltılmışının bir egzersizidir.”

Sontag ayrıca, fotoğraf gibi gerçeği yakalama kapasitesi çok yüksek bir sanatın, resim sanatının gerçekçiliğinden sıyrılıp başka arayışlara yöneldiğini söylüyor.

Fotoğrafın resim sanatına eş bir sanat dalı olduğunu, ama yine de çekilebilecek fotoğrafların makinenin kapasitesiyle sınırlı olduğunu söylüyor. Fotoğrafın, teknik kusursuzluk inadından kurtarılması gerektiğini ifade ediyor. Bence fotoğrafın yüzde yetmişi kadrajdır. Enstantane, diyafram gibi teknik ayarlar ikinci derecede önemlidir. Hele de bugün fotoğrafın her şeyine müdahale edebiliyorken. Yazar, fotoğrafın bir sanat olmadığını, dil gibi bir araç olduğunu söylüyor. Kitabın başka bir bölümü Sontag’ın bu düşüncesini güçlendiriyor.

”Fotoğrafçı resim oluşturma sürecinin koşullarını belirlemeye  ne kadar özenle müdahale ediyor olursa olsun, işlemin kendisi otomatik bir biçimde işleyecek; buna uygun makinelerde aralıksız değişiklik yapılarak ”gerçek” olanın hep daha ayrıntılı ve bundan dolayı daha faydalı haritalarını çıkarmaya uygun hale getirecektir.”

Sontag’ın bu düşünceleri, günümüz fotoğrafçıları için ne kadar değerli bilmiyorum ama, bu kitap benim için çok yararlı oldu. Eminim fotoğrafla benim gibi yeni ilgilenmeye başlayan herkes için de çok yararlı olacaktır.

 

Portrait Of Author Susan Sontag

Size Susan Sontag’ı kısaca tanıtmak istiyorum. 1933 yılında New York’ta doğan Sontag, Arizona ve Los Angeles’da büyüdü. 15 yaşındayken Berkeley Üniversitesi’ne kabul edildi. Chicago Üniversitesi’nden mezun olup Harvard’da doktora yaptı. Dünyaca tanınmış bir eleştirmen, öykü-roman yazarı ve sinemacı olarak; pornografik edebiyat, faşist estetik, fotoğrafçılık, AIDS, devrim ve kamp yaşamı gibi konularda çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı. Sontag’ın Türkçe’de Alice Yatakta, Ben Vesaire, Yanardağ Sevgilim, Amerika’da, Başkalarının Acısına Bakmak, Metafor Olarak Hastalık: AIDS ve Metaforları, Ölüm Tüneli, ve Rüyalarının Esiri adlı kitapları bulunmaktadır.

Mehmet Berkay Sülek

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.